AVUKAT BARKIN TİMTİK; HALKIN
ONURLU BİR EVLADIDIR
HALKIN ACISININ, ÖFKESİNİN, ÖZLEMİNİN
SÖZCÜSÜ VE SAVUNMANIDIR
BARKIN; BİZİM ONURUMUZ, CANIMIZ,
YOLDAŞIMIZDIR
BARKIN VE BİZİM HAKKIMIZDA
KONUŞUYORLAR
BU KONUŞANLAR DA KİM?
Hukuk yok.
Savcıdan, mahkemeden korktukları zaten yok. Atıp tutuyorlar; “Teröristleri
Yakaladık” diyorlar.
Yine
girmişler çok tehlikeli buldukları İdil Kültür Merkezi’ne.
Yine
yıkmışlar duvarları.
Yine kırmışlar dolapları.
Yine dağıtmışlar kitapları.
“Dur” diyen yok kendilerine.
Sarılmışlar bilmem ne marka Amerikan yapımı silahlarına.
Doğrultmuşlar silahsız saldırısız insanların başlarına.
Bağlamışlar ellerini kollarını.
Sinmişler kalkanlarının,
kasklarının arkasına
Binmişler arabalarına, giymişler kurşun
geçirmez yeleklerini.
İstanbul’da ne kadar polis
varsa yığmışlar Okmeydanı’na
Gösteriyorlar parmaklarıyla; şu sözde örgüt
yöneticisi, şu sözde genel sekreter, şu sözde sorumlu, bu da sözde sorumlu…
Kimsiniz siz?
Mahkeme mi kurdunuz İçişleri Bakanlığında?
Ne hakla hüküm kuruyorsunuz?
Neye dayanıyorsunuz?
Fethullahçı teşkilattan devraldığınız gizli
tanık, iftiracı sanık yöntemleriyle kendi kendinize örgüt kurup, sorumlu atayıp
sonra da yakaladık diye kendinizi tebrik mi ediyorsunuz?
40 yıllık “Grup Yorum” siz dediniz diye
terörist mi
olacak?
30 sene önce kurulmuş köklü bir geleneğe sahip
Halkın Hukuk Bürosu siz ‘sözde’ dediniz diye sözde mi kalacak? Sorun
bakalım ağababalarınıza, hapsederek, zulmederek, katlederek bitirebilmişler mi
halkın avukatlığını?
Bu konuşanlar da kim?
Daha kanıyor Fuat Erdoğan’ın kurşunlanan bedeni
Bu konuşanlar da kim?
Daha tütüyor 19 Aralık’ta attığınız kimyasal gazların dumanı
Bu konuşanlar da kim?
İşkenceden, kaybetmekten, katletmekten başka
yol bilmeyenler; biz sizi tanımaz mıyız?
Asit kuyularından, orman kuytularından, deniz
diplerinden tanırız sizi.
Sizin işlediğiniz suçların çetelesi bizdedir.
Cumartesileri acılarını paylaşmayı, kayıplarını
aramayı adet edinmiş ailelere saldırmanızdan tanıdık sizi. Kayıp yakınlarını
susturmak istemeniz, kimin suçunu örtmeye çalıştığınızı gösteriyor.
Bize doğrultursunuz emperyalist tekellerden
almaya söz verdiğiniz makinelilerinizi.
Halka karşı savaşırsınız siz, başka türlü nasıl
eskiteceksiniz o silahları, yenilerini nasıl alacaksınız?
Siz mi konuşuyorsunuz? Bize terörist mi
diyorsunuz?
Halkı korkutmak ve yıldırmak için halka karşı
kullanılan şiddetin adı ‘terör’ dür. Biz hiçbir zaman terörist olmadık.
Biz Kimiz?
Biz sözde değil, bir daha hiç kimsenin
ismine leke sürmeye kolay kolay cüret edemeyeceği bir büronun, Halkın Hukuk
Bürosu’nun özbeöz sorumlularıyız.
Biz, halkın savunmanlığından sorumluyuz.
Biz, sizin şiddet kullanarak çaresiz
bıraktığınız halkın avukatlığını yapıyoruz.
Biz, sermayenin şiddetinin altında can veren,
ezilen, sömürülen emeğin, emekçinin avukatlığını yapıyoruz.
Biz, 6 ay boyunca işkence yaptığınız sonra bir
tarlada emniyet amirine bizzat teslim ettiğiniz Ayten Öztürk’ün avukatlarıyız.
Biz, Engin Çeber’in, Birtan Altınbaş’ın, Ahmet
Karlangaç’ın avukatlarıyız.
Biz, önce kredi veriyoruz diye borçlandırıp
sonra da kredi kartı borcunu ödetebilmek için riskli maden sahalarında
çalıştırdığınız ölü ve diri madencilerin avukatıyız.
Biz, sorgusuz sualsiz kapının önüne koyduğunuz
kamu emekçilerinin avukatıyız.
Hukuk yoksa zor vardır. Yani siz zor kullanır
çalıştırırsınız, işinden atarsınız, tutuklarsınız, şiddet kullanır işkence
edersiniz, katledersiniz.
Bizim
terörle ilişkimiz sizin terör uyguladığınız kişilerin, mağdurların avukatlığını
yapmamızdır.
İçişleri
Bakanlığının ağzı ile “terörist” tanımlaması kullanarak haber yapan kendine
ilerici, sol, demokrat diyen yayın organlarına soruyoruz;
Birkaç soru sorun kendinize;
İçişleri Bakanlığının açıklamalarını yayınlamak
gibi bir zorunluluğunuz mu var?
Örgütsel doküman dediğiniz enstrüman, kitap,
bilgisayar mı? Faşizme teslim olmadı, listelere boyunlarını uzatmadılar diye
terörist mi oluyor bu insanlar?
Siz kimlere terörist denerek, listelere
alındığını, hapislere atıldığını, sürgünlere gönderildiğini bilmiyor musunuz?
Eş zamanlı olarak yıldönümleri sebebiyle
haberini yaptığınız Sebahattin Ali için Deniz Gezmiş için o günlerde şaki,
anarşist dendiğini unutmayın. Büyük usta Nazım Hikmet’e vatan haini diyenleri
bugün ağız dolusu bir nefret ve aşağılama ile anıyoruz.
Ülkesinin özgürlüğü, halkının bağımsızlığı ve
mutluluğu için demokrasi mücadelesinin avukatlığını yapan Halkın Hukuk
Bürosu’nun, tarihteki yerini bütün dünya tanıyorken geçici ve gayrimeşru gücün
arkasına takılmayın.
Dostlarımıza;
Büromuz avukatı Barkın Timtik, 15 Eylül
tarihinde 17 avukat arkadaşımız ile birlikte tahliye olmuştu. Bakırköy
Hapishanesi mahkeme kararını uygulamadı ve 8 saat boyunca tahliye edilen
avukatları rehin tuttu. Çünkü Adalet Bakanlığı; “Bırakmayın onları yeniden
tutuklatacağız.” demişti. Sabah oldu ve hâkimlere kararlarını geri aldırmayı
başaramadıkları için avukatları serbest bırakmak zorunda kaldılar. Fakat bir
cumartesi günü nasıl becerdiler bilinmez; attılar e-imzaları ve iktidarın
talimatı ile tutuklamaya yönelik yakalama kararları çıkardılar.
Barkın, bu karara uymalı mıydı?
Bu gerçek bir mahkeme kararı bile değildi. Hiçbir
meşruluğu yoktu. Bu kararı bir tek hukukçu bile hukuka uygun bulamazdı.
Meşruiyeti ise hiçbir zaman olmadı bu özel yetkili mahkemelerin.
Bir yığın soru işaretinin ardından sadeleştirdi
meseleyi kafasında;
Faşizme teslim olmak ya da olmamak. İşte bütün
mesele buradaydı.
O,
faşizme teslim olmamayı seçti.
Faşizmden sakınmak, saklanmak suç mu? Kabahat mı?
Ayıp mı? Estetik dışı mı? Avukatlığa yakışmaz mı?
Ortada mevcut yasalara göre suç olan bir durum
yok. Dahası biz, çok meşru ve haklı bir konumdayız.
Fransa’dan Bismark Almanya’sına gizlice girerek
kılık değiştirip dolaşan Karl Marks da bir avukattı. Saman arabasının içinde
gizlice dolaşan Lenin de bir avukattı. Batista diktatörlüğüne kafa tutan
Fidel’i bitlerini ayıklarken düşünebiliyor musunuz? Siz İstanbul, İngiliz
işgali altında iken çarşafa dolanıp Anadolu’ya kaçan avukatları anlı şanlı
paşaları da bilirsiniz. Haklılığınızı bildikten sonra Sevr mağarasından, Sierra
Maestra’lara, Çirkin Kral’ın çatısına kadar hiçbir yer bize yabancı olamaz
Şimdi bazı dostlarımız biraz sitemli biraz da
üzülerek “oraya gitmesi şart mıydı” diye soruyorlar.
Nereye gitmiş ki Barkın? Mesleğe başladığı ilk
günden beri avukatlığını yaptığı Grup Yorum ’un çalışmalarını yürüttüğü İdil
Kültür Merkezine. O Grup Yorum türküleriyle oluşturdunuz bilincinizi.
Marşlarıyla öğrendiniz direnmeyi hak kazanmayı. O Grup Yorum ki tarihinizdir,
tarihimizdir. Önce stadyumları sonra meydanları doldurdunuz defalarca. Ne zaman
korkar oldunuz Yorumdan? Ne zaman
meşruluğunuzu yitirdiniz?
Bizim ne yapmamızı bekliyordunuz? İyi
zamanlarda alkışlayıp kötü zamanlarda suçlayacak değildik ya?
Üstelik sadece avukatlık bilgisini sunmuyordu
Barkın Grup Yorum’a. Yıllardır sesi, şiiri, bestesi, güftesi ve konser
organizasyonları ile YORUM kolektifinin bir parçasıydı.
Polisler Kültür Merkezine geldiklerinde bir kez
daha şansını denedi Barkın. Bulamayabilirlerdi O’nu; buldular. Buldular da
ne değişti? Gerçek yürüyor yolunda.
Bu kez uzattık lafı. Fakat biliriz ki zalim
bombalarını her saldığında halk sığınaklara girer. Yok edici saldırılar
karşısında yeraltı şehirleri kurmuşlardı İsa’nın yolcuları. Bugün hala büyük
bir hayranlıkla bakıyoruz oralara. Bizim işimiz sonuna kadar faşizme direnmek
olacak. Faşizme, faşizm değilmiş, gibi davranmak değil. Biz görmezden geldik
diye yok olmayacak çünkü.
Biliyoruz ki umut gerçekte saklıdır. Biz
kendimize güveniyoruz. Çünkü gerçeğe güveniyoruz.
Bize
güvenen, inanan dostlarımızın, halkımızın yüzünü kara çıkarmayacağız
Nerede olursak olalım mücadele etmeye devam edeceğiz
Halkın Hukuk Bürosu