Mart 2021

1 mayıs FOSEM Fransa Gebze Hacıahmet Isparta Maraş Mektuplarımızla Tecriti Kıralım Muharrem Karataş Polonya Sevgi Erdoğan Vefa Evi TAYAD Tokat UTMP Zürich adana alibeyköy almanya altınşehir amed amerika anadolu anadolu alevi hareketi anadolu federasyonu anadolu kültür merkezi ankara antakya antalya antep anti-emperyalist cephe armutlu armutlu haber ataşehir avcılar avrupa avusturya açıklamalar bahçelievler bakırköy basın emekçileri meclisi bayrampaşa bağcılar belgesel belçika beykoz beşiktaş boğaziçi bulgaristan bursa cephe milisleri dağevleri denizli dersim dev-genç devrimci alevi hareketi devrimci işçi hareketi dhkc dhkc gerilla direnişler diyarbakır doğançay duyurular dünya düzce elazığ emekli meclisi esenyurt eskişehir festival filistin filmler galatasaray gazi gençlik gerilla giresun grup yorum gözaltı gülsuyu gülsuyu gülensu gündoğdu hacı ahmet hacıhüsrev halk bahçesi halk cephesi halk meclisi halkın hukuk bürosu halkın mühendis mimarları hasan ferit gedik hasköy hatay hindistan hollanda idil halk tiyatrosu ikitelli istanbul isviçre izmir işçi meclisi kadıköy kampanyalar kamu emekçileri cephesi karadeniz kartal kazova kazova bülten kocaeli kore kurslar kuruçeşme küba kültür sanat kütahya küçükçekmece kınık kıraç lubnan malatya maltepe mardin mersin munzur muğla nurtepe okmeydanı ortaköy piknik radyo röportajlar sakarya samsun sanat meclisi sarıgazi sesli okuma siirt silivri silvan sinop spor suriye sümerler taksim tavır dergisi tekirdağ tiyatro trabzon tuzla türkiye videolar wan yalova yenibosna yeşilkent yunanistan yürüyüş dergisi çanakkale çayan çayan mahallesi çağlayan çekmece çerkezköy ömürtepe örnektepe İngiltere şiir şiirler şişli

Kızıldere Türkiye Devriminin Manifestosudur. Kızıldere 50 Yıldır İdeolojik Gücümüzün Kaynağı Olmaya Devam Ediyor Kızıldere Son Değil Savaş Sürüyor.

Çünkü; Türkiye emperyalizmin yeni sömürgesi olmaya devam ediyor. Emperyalistler ve yerli işbirlikçileri bereketli Anadolu’muzu yağmalamaya devam ediyorlar. Halkımızı faşizm ile baskı altına almaya, gayrı meşru düzenlerini bu şekilde sürdürmeye çabalıyorlar.

Bu düzende adalet...

Bu düzende demokrasi...

Bu düzende insan hakları...

Bu düzende tam bağımsızlık...

Bu düzende özgürlük... YOKTUR.

Ne vardır;

Açlık, yoksulluk, işsizlik, F Tipi hücreler, işkenceler, sınırsız bir yağma ve talan vardır. Bu düzeni değiştirmek, tam bağımsız, demokratik ve halkın iktidarının egemen olduğu sosyalist Türkiye’yi inşa etmek ve için yola çıkan Mahir’ler Maltepe’de 50 yıllık revizyonizmi yıkıp, 30 Mart’ta Kızıldere’de destanlarını fiziki olarak noktaladılar.

Kızıldere’de oligarşinin yok ettiği sadece Mahirlerin fiziki bedeneydi. Mahir o kerpiç evin çatısından “Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik” derken geride büyük bir ideolojik güç bıraktığının farkındaydı.

Mahir’in mirasını teslim alan Dayı, THKP-C’den Devrimci-Sol'a , Devrimci Sol’dan DHKP-C’ye emperyalizme ve faşizme karşı 50 yıllık kesintisiz mücadelenin sağlayıcısı oldu.

50. yılında Kızıldere devrimci dayanışmanın devrim iddiasını can pahasına savunmanın adı olarak durmaya devam ediyor.

Çünkü, Çiftehavuzlar’dan, Çaytaşı’na, Bağcılar’dan, Çağlayan’a Cepheli’lerin bulunduğu her yer Kızıldere olmaya devam ediyor.

Faşizm bir Mahir’i öldürdü ama 50 yıldır karşısında binlerce Mahir buldu.

Ve Kızıldere’den aldığımız güçle bir kez daha haykırıyoruz ki; milyonlarca Mahir olup bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelemizi Anadolu İhtilalimizle gerçek kılacağız.

Mahir’den Dayı’ya Sürüyor Bu Kavga!

Mahir Hüseyin Ulaş Kurtuluşa Kadar Savaş!

Kızıldere Son Değil Savaş Sürüyor!

 Yunanistan Özgür Tutsakları

Yıllara Varan Cezalar Da Verseniz Adalet İstemekten Direnmekten Vazgeçmeyeceğiz!

Burjuvazinin Mahkemeleri Adaletsizlik Dağıtıyor Bizler Halkın Direnişlerini Örgütlemeye Devam Edeceğiz!

Kamu Emekçilerinin İş Güvenliği İçin Yürüttüğümüz Adalet Mücadelesine Dönüştürdüğümüz Yüksel Direnişi Zafere Kadar Sürecek!

  Ülkemizde ilan edilen OHAL’den sonra çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnameler ile kamu başlayan devrimci demokrat kamu emekçilerinin tasfiyesine karşı başlayan ve ülkemizde yasallaştırılmak istenen faşizme karşı adalet mücadelesine destek verdiği için 10 Aralık 2018 tarihinde komplo ile tutuklanan Öğretmen Sibel Balaç 3 yıla yakındır tutuklu bulunmaktaydı. Bugün (31 Mart’ta) Ankara Adliyesi 28. ACM’de karar duruşması vardı. Sibel Öğretmene 8 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası verildi ve 28. ACM heyeti tutukluğunun devamına dedi.

  Ülkemizde yargının çürüdüğünün bir başka somut göstergesine daha şahitlik etmiş olduk.  Ülkemizde tecavüzcüler, katiller, uyuşturucu kaçakçıları, halk çocuklarını katledenler, halkımızı açlığa yoksulluğa mahkûm edenler yargılanmaz, tutuklanmazken adalet isteyen öğretmenler, mimarlar, mühendisler, avukatlar, sanatçılar, halk çocukları, devrimciler tutsak ediliyor.

  Nedenini çok iyi biliyoruz. Korkuyorsunuz asalak yaşamlarınız için. Korkuyorsunuz sömürü düzenleriniz için. Korkuyorsunuz saraylarınız için.

  Direnmekten vazgeçmeyerek korkularınızı büyütmeye devam edeceğiz. Adaletsizliği büyüten her kararınızın hesabını bu halka vereceksiniz.

 Sibel Balaç onurlu bir kamu emekçisi olarak ihraç edilen memurlara ağaç kökü yesinler diyenlerin karşısına dikildi. Sibel Balaç onurlu bir insan olarak bu halka karşı dayatılan faşizm karşısında barikat olmayı seçti. Onu verdiğiniz cezalarla yıldıramayacaksınız. Mahkemede verilen hükümsüz ceza karşısında “YAŞASIN YÜKSEL DİRENİŞİ” diyerek slogan atan bir irade karşısında yenilmeye mahkumsunuz.

Yaşasın Yüksel Direnişimiz!

Zafer Direnen Emekçinin Olacak!

Emekçiyiz Haklıyız Kazanacağız!

Sibel Balaç Derhal Tahliye Edilsin! 

Kızıldere Son Değil, Savaş Sürüyor

Teslim Olmayanlar Ölmez

  30 Mart 1972 de Türkiye Devrimci Hareketinin büyük önderi Mahir Çayan ve siper yoldaşlarını anarken, 30 Mart 1994’te partimizin kuruluşunu kutluyor, selamlıyoruz. Mahir Çayan'ın "biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik” şiarı bugün destansı dillerde söylenmekte ve ete kemiğe bürünmüştür. Oligarşinin faşist cellatları Türkiye 'de umudu bitirmeye çalışırken onlar teslim olmayarak gelecek yeni nesle bir miras bırakmıştır. Düşman ne kadar alçak ne kadar pespaya olursa olsun onları anmaktan geri durmayacak, onların bizlere bıraktığı mirası kurtuluşa kadar sahiplenmeye devam edeceğiz.

Onlar teslim olmamayı, sahiplenmeyi, fedayı büyüterek elde silah Savaşarak tereddütsüz şehit düştüler, bizlerde onlardan aldığımız güçle, onlardan aldığımız bayrağı Oligarşinin burçlarına dikeceğiz.

Selam Olsun Kızıldere’ye

Selam Olsun Elde Silah Emperyalizme Faşizme

Karşı Savaşanlara

Selam Olsun Ölen Ama Asla Teslim Olmayanlara

Alibeyköy Halk Cephesi


30 Mart- 17 Nisan Şehitleri anma haftasındayız. 30 Mart Kızıldere Anadolu İhtilalinin teslim olmama geleneğinden vazgeçmeden yolumuza devam ediyoruz. Kerpiç evlerinin penceresinden halkı sevmenin ,vatan için ölmenin onurunu yaşıyoruz. Faşizmin ve Emperyalizmin her türlü saldırılarına rağmen Özgür ve Sosyalist bir ülke için mücadele etmeye devam ediyoruz. 49 yıl önce Kızıldere ‘deki aynı coşku ve heyecan bugün için de aynı kararlılıkla devam ediyor. Dün Kızıldere’mi kerpiç ev ile Küçükarmutluda’ki kerpiç evdeki direnişin penceresinden bakmaya kararlıyız. Şehitler haftasında tüm şehitlerimiz ölümsüzdür.

30 Mart Kızıldere Bağımsız Türkiye Şiarımızdır. Yolunuz Yolumuzdur.

Belçika Halk Cephesi

OKMEYDANI'NDA BİR GRUP HAYVANSEVER HALK MECLİSİ ÖNCÜLÜĞÜNDE SOKAK HAYVANLARI İÇİN ÇALIŞMA BAŞLATTI


''PARÇALI SORUNLARI COZMEK İCİN, BUTUNLUKLU PERSPEKTİFE 

İHTİYAC VARDİR!''

 

Dünyamız artık sürdürülemezlik aşamasına gelip dayanmış bulunmakta. Kapitalist sermaye sistemi ve onun baronları gezegeni öyle bir hale getirdiler ki, kritik eşik çoktan aşıldı. Deyim yerindeyse alarm zilleri çalıyor. Çöküşe doğru freni boşalmış kamyon misali hızla ilerleniyor adeta. Ozonu, nehirleri, denizleri, gölleri, ormanları kendi bitmek tükenmek bilmeyen kâr hırsları neticesinde kuruttular. Ekolojik dengenin üzerine her geçen gün bir hançer vuruyorlar. Bir de bu yaptıklarına rezilce kılıf olarak "Küresel İklim Zirveleri" ve bunun gibi platformlar adları altında kendi kazdıkları enkazı perdeleyerek, kurtarıcı rolüne, sorunlara çözüm arıyormuş kisvesine bürünüyorlar. Canlı türleri ve biyolojik çeşitlilik günden güne azalıyor. Koruma altında olan ve nesli tükenme tehdidiyle yüzyüze bulunan canlı türleri av izinleri verilerek resmi olarak katlediliyor. Sokakta katledilen, şiddete uğrayan, türlü vahşetlere maruz bırakılan canlılar her gün basın-yayın araçları vesilesiyle gözlerimizin içine sokuluyor. Ve bu katliamları uygulayanlar için cezasızlık politikası pervasızca işliyor, caniler ya hiçbir yaptırıma uğramadan serbest bırakılıp ellerini kollarını sallaya sallaya aramızda dolaşmaya devam ediyor, yeni cinayetler için adeta cesaretlendiriliyor yada çok cüzi miktarda bir meblağ ödeyip salıveriliyor. 

İnsan haklarının yerlerde süründüğü, adaletsizliğin, hukuksuzluğun, kuralsızlığın ve cezasızlığın kol gezdiği bir ülkede elbette ki doğaya ve canlılara uygulanan envaı çeşit işkence de karşılıksız, müeyyidesiz bırakılıyor. İnsan haklarının olmadığı bir ülkede diğer canlıların hakları da yok hükmüne tabi kılınıyor. Bunun tersini de söyleyebiliriz. Canlıların haklarının olmadığı bir ülkede insan hakları da uygulanmıyor. Adalet işte bu yüzden bir bütündür ve birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Birinin yokluğu ötekinin de yokluğunu getiriyor, var ediyor. 

Ülkemiz ve dünya genelinde salgın süreci boyunca devam eden ve etmekte olan uygulamalar nasıl adaletsiz bir sistemde yaşadığımızı tekrar gözler önüne serdi. İnsanların her gün ölmesi normalleştirildi, kanıksatıldı. Basite indirgendi.
Sıradanlaştırıldı. Bu süreçte onlarca insan geçim sıkıntısı nedeniyle intihar etti, müzisyenler ve muhtelif branşlarda emek veren onlarca, yüzlerce kişi işsiz kaldı, bir çok iş yeri ve esnaf kepenk kapattı. Devlet bu süreçte mağdur kesimlere en ufak bir bütçe ayırmadı, destek sunmadı. Tam tersine IBAN numaraları verilerek zaten elinde avucunda metelik kalmamış, sıfırı tüketmiş bu halktan utanmazca ve yüzsüzce devlete destek istendi. Peki devlet bu zamana kadar kendisine ödenen vergileri nereye harcadı? Hayatı boyunca bu devlete vergi ödeyen insanlara bu zamanlarda destek sunulmuyorsa, ne zaman sunulacak? Bu lanetli politika derinleşerek devam etmektedir. Halkına maske dağıtamayan, sorunlar yumağı içinde bırakan bir devlet, diğer hangi sorunlarda çözüm gücü oluşturabilir ki? İşte kapitalizmin insana ve halka reva gördüğü, verdiği değer budur. Bu sistem ölüm demektir, çözümsüzlük demektir, soygun demektir, gözyaşı demektir, intiharlar demektir, işsizlik ve açlık demektir, doğa talanı demektir. Bu sistem betonlaşma, grileşme demektir. Yürekleri taşlaşmış bir avuç hayduttun saltanat sürdüğü bir zulüm cehennemidir.
 

SORUNLARDA VE ÇÖZÜMLERDE KAPSAYİCİ OLMALİ, ORTAK MÜCADELEDE BULUŞTURMALİYİZ!

 

Bugün bir diğer önemli konu da sokakta yaşayan canlıların çektiği açlık ve zorluklar meselesidir. Türlü güçlüklerle boğuşan sokak hayvanları için belediyelerin ve devletin görevi olan besleme işlemleri, bir avuç gönüllü insanın insafına terkedilmiştir. Hayvan barınakları, bakımevlerinde de durum içler acısıdır. Devlet "nasıl olsa bunlarla ilgilenenler var, biz ilgilenme sekte olur" mantığıyla kendi sorumluluklarını diğer tüm alanlarda olduğu gibi üstünden savsaklayarak duyarlı insanların üzerine yıkmıştır. 

Bütçesini zorlayarak fedakârlık yapmaya çabalayan bu insanlar da devlet eliyle yalnızlığa terkedilmiştir. 

Ve hiçbir destek sunulmamaktadır. 

Devletin asli görevi olan bütçe ayırma da "sükutu hayal"e uğratılmıştır. 

Okmeydanı Halk Meclisi öncülüğünde 22 Mart pazartesi günü bir grup hayvan sever buluştu. Komün işletilerek alınan köpek ve kedi mamaları sokak canlılarına muntazam bir şekilde ulaştırıldı. 

 

İnsana ve doğaya yıkımdan başka bir şey getirmeyen bu sistemin yarattığı sorunların altından ancak köklü bir perspektiften bakarsak, Halk Meclislerinde bütünleşir ve sorunlarımızı ortaklaştırırsak, ortak çözümler ararsak kalkabiliriz. 

HALK MECLİSLERİ'NDE BİRLEŞELİM, MÜCADELE EDELİM, KAZANALIM!

OKMEYDANI HALK MECLİSİ

 








ŞEHİTLERİMİZİ ANIYOR, ANILARINA SIRT ÇEVİRMEYECEĞİMİZE, MÜCADELELERİNİ BIRAKMAYACAĞIMIZA BİR KEZ DAHA AND İÇİYORUZ!

 

Mahir Çayan ve yoldaşları Türkiye devrim tarihinde birçok geleneğin yaratıcısı olmuşlardır. Teslim olmama, kanının son damlasına kadar savaşma geleneği Hüseyin Cevahir'den, Ulaş Bardakçı'dan, Kızıldere'den 12-14 Temmuzlara, 16-17 Nisanlara, Şafaklara, Bahtiyarlara uzanan bir gelenektir. Mahirler, 30 Mart'ta Kızıldere'de teslim olmayarak devrim yolunun bedellerle göğüslenebileceğini, zafere ancak teslim olmayarak varılabileceğini haykırdılar.

 

Kızıldere'den bugüne, dağlarda kırlarda, şehirlerde direnerek, teslim olmayarak, savaşarak Umudu büyüttük. Umudun adını duvara, taşa, hastane çarşafına bulunduğumuz her yere nakşettik. 

Bedenlerimiz yanarken zafer işaretlerimiz yere düşmedi. Kurşun yağmurları altında halaylar çektik. 19 Aralık'ta yandık, kömür gibi oldu bedenlerimiz. Zulme de ölüme de meydan okumaktan vazgeçmedik. Son kurşunumuza kadar savaştık, kurşunumuz kalmadığında Zehra Öncü olduk, ellerimizin arasına bombayı alıp başımıza koyduk yürüdük düşmanın üstüne. Sibeller, Adaletler, Kevserler, Perihanlar, Hamiyetler, Seherler, Bünyaminler, Oğuzlar, Sılalar olduk Umudu büyüttük.

 

84-96-2000 Ölüm Orucu Şehitlerimizle, Alişanlarla, Elif Şafak Bahtiyarlarla, Çiğdem Bernalarla, Leylalarla, Bilgehanlarla, Mustafa Helin İbrahim ve Ebrularla MAHİR'DEN DAYI'YA SÜRÜYOR BU KAVGA!

 

30 Mart 17 Nisan devrim şehitlerini anma ve Umudun kuruluşu haftasında devrim şehitlerimizi anıyor, anılarına sırt çevirmeyeceğimize, mücadelelerini bırakmayacağımıza bir kez daha and içiyoruz!

 

 

ESKİŞEHİR DEV-GENÇ

Bildiğiniz üzere 2019’un Eylül ayında Eğitim Sen Hatay Şubesinin yürütme kurulu üyesi iken, hakkımızda başlatılan disiplin soruşturmaları bahane edilerek üyeliklerimiz askıya alınmıştı. Gerekçelerde sosyal medya paylaşımlarında sendikayı itibarsızlaştırma, etik olmayan davranışlar ve fiili saldırı olarak belirtilmiş idi. Bu sözde disiplin soruşturmaları, bizleri sendikalardan tasfiye etmenin son aşamasıydı. Yıllar öncesinden kendileri gibi düşünmeyen kamu emekçilerine kırımızı çizgi çekmişlerdi.

 Son sürece dair bazı şeyleri tekrar söylemiş gibi olacağım ama önemli, unutulmasın!

Soruşturma geçiren 23 kişiydik. Hepimizin kes-kopyala-yapıştır şeklinde hazırlanan disiplin kurulu evrakı aynıydı. Polisiye bir çalışmayla sosyal medya hesapları incelendi, fiili saldırı iftirası atıldı! 12 kişinin üyelikten ihracı istendi, diğerlerine kınama- üyeliğin geçici olarak askıya alınması gibi farklı cezalar verildi.

Son genel kurulda 3 saniyelik oylamayla, Yüksel direnişçileri tutuklu ben de ev hapsindeyken, salona gidebilen arkadaşlarımıza söz hakkı tanınmadan, “kabul edenler, etmeyenler, kabul edilmiştir” şeklindeki bir oylamayla ihraç edildik!

Genel kurul sürecine dair çok şey söylendi. Sendikaya hâkim anlayışların bizleri tasfiye etmek için ortaklaştığının itirafını duymuştuk. Yönetim dışında kalan anlayışlar bu tasfiye kararından sıyrılmak istese de, sıyrılamazlar! Yeni MYK’da biz karar vermedik, sorumlu değiliz diyemez! Kişiler değişse de anlayışlar aynı. Üyeliğin askıya alınmasından sonra seçme-seçilme gibi üyelik haklarımızı kullandırmayarak bizi kongre sürecinin dışında bırakmak istemişlerdi. Bir yandan hiç aksamadan aidatlarımızı aldılar, bir yandan üye değilsin seçme seçilme hakkı da nedir ki, konuşamazsın bile dediler! Hatay şubenin yükselen başarısını kırmak istediler. Hatay’da merkezde yapmak istedikleri ittifakları yapamadıkları, seçimle de seçilemedikleri için bu oyunu oynadılar!

 Mahkemesi biten 3 kişi de davayı kazandı. Biri yıllarca sendikada emek harcamış, 6 yıl boyunca şube başkanlığı yapmış Ayhan Erkal’dır. Ayhan Erkal’ın da seçimde aday olmasının önüne geçmişlerdi. Şimdi mahkemeyi kazandı, gasp ettikleri seçme seçilme hakkı yanlarına kar mı kalacak? Yargı Eğitim Sen’in yaptıklarını haksız buldu. Yargı kararlarını uygulamadılar. Uygulamak bir yana, üyelere mektup gönderip bir gizem yaratarak bilmediğiniz şeyler var dediler. Üyelerin kafalarını bulandırmaya çalışıyorlar hala. Dışarıya karşı sözde kardeş kavgasıdır, çözemeyeceğimiz bir sorun yok diyen yeni Başkanın da sözü ancak twitter paylaşımıyla kaldı.

Biçimsel olarak bu şekilde hazırlanan tasfiye sürecinde, üyeliğimiz askıya alınır alınmaz dava açmıştık. 3 kişi dışında herkesin mahkemesi sürüyor. Dava açtığım o günden bugüne kadar hakkımda, mahkemeye sundukları yüzlerce sayfalık savunmalarda tek bir darp raporu yok! Kime ne zaman saldırdığını merak ediyor insan! İftira at izi kalsın öyle mi? Kendilerini, benim sosyal platformlarda paylaştıklarımı fotoğraflayarak savunmuşlar.  Kötü niyetli olduğumu sayfalarca anlatmışlar. İddianame, delil toplama, suç uydurma yöntemlerinden hiçbir farkı yok. Dün de duruşmam vardı. Genel merkez avukatları sendikadan ihraç edildiğimi, bu yüzden davanın kapanması gerektiğini belirttiler. Evet ihraç kararını bizlere tebliğ etmeyip, mahkemelere sundular! Nuriye Gülmen’e tebliğ edilmesi için Konya şubesine gönderilmişti.)

Mahkeme ertelendi, ihraca karşı yeni dava yolda. İhraç kararları kaldırılıncaya kadar bu yolda yürümeye devam edeceğim. Bu sorun, ancak ihraç kararı geri çekilirse çözülür. Biliyoruz ki unutturmaya çalışıyorlar. Üstünü kapatıp geçmek istiyorlar ama nafile. Sendikaya hâkim reformist, teslimiyetçi anlayışlar Lenin’in de dediği gibi bizleri sendikalardan tasfiye etmek için her yolu denediler. Can pahasına bedeller ödenerek kurulan Eğitim Sen’in mücadele tarihine kara leke sürdüler. Susup kabullenirsek, unutursak mücadele tarihine ihanet etmiş oluruz. Bu tasfiye saldırısı karşısında susup kabullenenlerden ya da saldırdılar diye istifa edip mücadeleden kaçanlardan değiliz. Tam da bu noktada ne demek istediğimi Lenin çok iyi özetlemiş. “Komünistler, kurtuluşun eski sendikaları terk ederek ve örgütsüz kalarak değil, ancak sendikaları devrimcileştirerek, reformizm ruhundan ve kalleş reformist önderlerden kurtararak ve sendikaları devrimci proletaryanın gerçek dayanağı haline dönüştürerek sağlanabileceğini proleterlere açıklamalıdırlar.”

“Az bilinçli işçilerin büyük bir kısmı kendi örgütlerini terk ederken hem kapitalist saldırı hem de sınıf dayanışmasının sürekliliği sayesinde gözleri açılan işçi kitlelerinin bir kısmı da yeni örgütler kurmaya çalışıyor. Birçokları için sendikalar çekim merkezi olmaktan çıkmıştır, çünkü bu sendikalar kapitalist saldırılara karşı direnmediler ve üstelik birçok durumda direnmeyi ve zaten kazanılmış olan mevzileri savunmayı dahi istemediler. Reformizmin kısırlığı pratikte apaçık hale gelmiştir.”

 “Tüm ülkelerde sendikal hareket bir iç istikrarsızlığa tanık oluyor. Oldukça fazla sayıda işçi grubu sendikalardan sürekli olarak koparken, reformistler, “sermayeyi emeğin çıkarı için kullanmak” gerekçesiyle sınıf iş birliği politikalarını gayretle sürdürüyorlar. Oysa gerçekte sermaye, kitlelerin yaşam standartlarını düşürmek için reformist örgütleri kullanarak, her zaman onları kendi çıkarlarına hizmet eder hale getirmiştir.”

Yani demem o ki, sendikaya hâkim sendikal anlayışlar Eğitim Sen’in mücadele tarihine leke sürmekten, teslimiyetten vazgeçmelidir. Üyeler, bu sorunun çözümünü başka sendikada aramak yerine çözümün bir parçası olmalıdır. En önemlisi de sorunlarımızı birlikte çözebileceğimiz, bir arada durup birlikte mücadele edeceğimiz meclislerde yer almalıyız.

İhraç kararları geri çekilinceye kadar Nazım Ustanın dediği gibi bu yolda yürümeye devam edeceğim.

Yürümek;

yürümeyenleri

arkanda boş sokaklar gibi bırakarak,

havaları boydan boya yarıp ikiye

bir mavzer gözü gibi

karanlığın gözüne bakarak

                              yürümek!..

Yürümek;

dost omuzbaşlarını

omuzlarının yanında duyup,

kelleni orta yere

yüreğini yumruklarının içine koyup

                               yürümek!..

Yürümek;

yolunda pusuya yattıklarını,

arkadan çelme attıklarını

                            bilerek

                            yürümek...

Yürümek;

yürekten

gülerekten

          yürümek...

Pelin Öğretmen

26.03-2021

30 Mart 1972 Tarihten Kızıldere’ye Kızıldere’den Günümüze Devrim Yürüyüşünün Adıdır!

30 Mart 72 Bugünden Yarına Tüm Dünya Halklarının Zafer Yürüyüşünün Adıdır!

Bundan 49 yıl önce, 30 Mart 1972' de Mahir Çayan önderliğinde 10 devrimci ''BİZ BURAYA DÖNMEYE DEĞİL ÖLMEYE GELDİK'' haykırışları arasında toprağa düştü.

Onların, binlerce kişilik ağır silahlarla donatılmış faşist ordu güçleri karşısında ölmek veya teslim olmaktan başka hiçbir şansları yoktu.

Teslimiyet yok olmaktı. Türkiye devriminin yolunun karartılmasıydı. Sömürü ve zulme karşı zafer umutlarının yok olmasıydı.

Onlar, yok olmak için değil, bir derya deniz olan halkların bağrında ebediyete kadar yaşamak için yola çıkmışlardı.

Onlar, Türkiye devriminin yolunun karartılması değil aydınlatılması için yola çıkmışlardı.

Onlar gelecek kuşaklara bir direniş geleneği bırakmak için yola çıkmışlardı.

Onlar sömürü ve zulme boyun eğmek değil zafer kazanmak için yola çıkmışlardı.

Ve onlar tarihten Kızıldere’ye, Kızıldere’den bugüne ve bugünden yarına yürünecek bir geleneğin temsilcisiydiler.

Bu gelenek, Spartaküslere, Thomas Münzerlere dayanıyordu.

Bu gelenek, Kerbelalara, Eba Müslim Horasanilere, Mazdeklere, Babeklere, Karamatilere, Alamut Kalesi Dailerine dayanıyordu.

Bu gelenek, Anadolu' da Baba İshaklara, Şeyh Bedreddinlere, Pir Sultanlara, Kalender Çelebilere dayanıyordu.

Bu gelenek, 71’lerde İsrail ajanı Elrom' a karşı yapılan eylemle ve sayılarca anti emperyalist eylemlerle Kızıldere' ye yürüdü.

Bu gelenek, 71 yılının 1 Haziran'ında Maltepe' de Hüseyin Cevahir' le Mahir Çayan' ın direnişinde, 1972 9 Şubat' ında Arnavutköy' de Ulaş Bardakçı'nın direnişinde Kızıldere’ye yürüdü.

Bu gelenek 50 yıllık reformist revizyonist geleneği alt üst ederek, devrim yolundaki bütün engelleri cesaret, kararlılık ve cüretle temizleyerek Kızıldere’ye yürüdü.

İşte Kızıldere bütün bu tarihsel başkaldırıların zafer müjdecisi olduğu için bizim doğum yerimizdir!

Kızıldere, Kerpiç evdeki 10 yiğit devrimcinin, Amerika' da 70 milyon Kızılderili’yi, Afrika' da, Asya'da, Ortadoğu' da, ve dünyanın dört tarafında sayısız vahşi katliamlar, işkenceler ve soykırımlar suçu işleyen, atom silahları dahil tepeden tırnağa ağır silahlarla donatılmış milyonlarca ordu güçlerine sahip, gökdelenlerde, villalarda, saraylarda, şatolarda yaşayan cümle sömürücü ve zalimlere bir meydan okuyuşudur.

İşte Onlar, bu nedenlerle tereddütsüz ölümü seçtiler.

Kızıldere' de 30 Mart 72' de yakılan meşale öylesine güçlü bir ışık saçmıştır ki, sadece Türkiye devriminin yolunu aydınlatmamış, bugün gelinen noktada tüm dünya halklarının sömürü ve zulümden kurtuluşunun yolunu aydınlatmaya başlamıştır.

Ne sosyalizmin aldığı ağır darbeler, ne de emperyalizmin yeni dünya düzeni adı altında tüm dünya halklarına teslimiyet dayatmaları Kızıldere' nin takipçilerini yolundan döndüremediyse ve her geçen gün zafere bir adım daha yaklaşmalarını sağlıyorsa işte bu meşale sayesindedir.

Bu meşale, bu manifesto, 70-80 sürecinin anti faşist mücadele yıllarında, 12 Eylül faşizmi koşullarında 84 Ölüm Oruçlarında, 90' lı yılların sayısız katliamlarında, işkencelerinde ve kayıplarında, 2000' li yılların ya teslimiyet ya ölüm dayatmaları karşısında 122 kez ölümlerde, 2020' deki Adalet direnişlerinde yılmadan, bıkmadan, usanmadan, büyük bir umut ve coşkuyla yeniden ve yeniden yaşam bulmuştur.

Bu yolun temsilcileri: 1991' de 12 Temmuz' da Niyazi, İbrahim ve 14 devrimci olmuştur. 1992, 16-17 Nisan'ında ''Varsa Cesaretiniz Gelin'' diye haykıran Sabolar, Sinanlar; Fazıllar olmuştur. 1994' te ''Ölüme de Tilililli'' diyen Güner Şarlar, Özlem Kılıçlar olmuştur. 1994' te Dayı'nın önderliğinde yeniden partileşmeyi yaratanlar olmuştur. 1996' da ve 2000'lerde sıra sıra şehitler kervanına katılan Büyük Ölüm Orucu Direnişçileri olmuştur. 2010'larda Elif, Şafak, Bahtiyar olmuştur. 2020’lerde Adalet Direnişçileri Koçak Mustafa, Yedi Notanın Komutanı Helin Bölek, Yıldızlı Yürek İbrahim Gökçek ve Dersim' in Karacası Ebru Timtik olmuştur.

Yani Kızıldere, geçmişten o güne, o günden bugüne akan bir tarihtir.

Kızıldere Bugünden yarına, halkın kurtuluşuna ve iktidarına akmaya devam eden bir tarih olacaktır.

Ne zaman sömürü ve zulüm tüm dünyadan silinirse Kızıldere yürüyüşü de o zaman son bulacaktır.

Bu nedenle KIZILDERE SON DEĞİL SAVAŞ SÜRÜYOR SÜRECEKTİR!

Her kim Kızıldere’yi bu tarihsel misyonundan ayrı ele alırsa, öncesindeki ve sonrasındaki bu tarihinden koparırsa, Her kim onu sadece bir devrimci dayanışma olarak göstermek gibi dar sınırlara hapsederse ve her kim onun zafer müjdecisi, halkların kurtuluş umudu olma misyonunu yok sayarsa, Kızıldere’den hiçbir şey anlamamış demektir.

Bizler, On'ların takipçilerinden olmaya ve zafere kadar On'ların aydınlattığı yolda yürümeye and içenlerden olmaya devam edeceğiz!

Kızıldere Son Değil Savaş Sürüyor!

Ya Zafere Kadar Savaş Ya Kölece Esaret!

Kahrolsun Faşizm Ve Emperyalizm Yaşasın Kızıldere Yolunda Sosyalizmin Ve Devrimin Zaferi!

Mahir Çayan Ve Kızıl Dere Şehitleri Yaşıyor Savaşıyor!

30. 03. 2021

Nrw Halk Cephesi

30 Mart 1972'de Kızıldere'de Anadolu İhtilalinin manifestosu yazıldı.

Mahir Çayan ve 9 yoldaşı kuşatıldıkları kerpiç evinde çatışarak öldüler.

Denizlerin idamını engellemek için daha önce kaçırdıkları üç İngiliz ajanını cezalandırıp, ölümüne direnerek yeni nesillere bir gelenek bıraktılar.

"Asla Teslim Olmama" geleneği.

Düşmanın "Teslim Ol" çağrılarına

"Biz Buraya Dönmeye Değil Ölmeye Geldik" dediler.

İşte o gün kerpiç evden haykırılan bu ses devrim ve sosyalizm iddiasıydı. Kızıldere'de ölenler, savaşın kaldığı yerden süreceğinden emindiler.

Yarattıkları gelenekler bizi kopmaz bağlarla bağladı Devrime.

1980'lerde Dayı’mızın dilinde ‘’Haklıyız Kazanacağız’a’’ dönüştü.

Asla teslim olmama, uzlaşmama geleneğine yeni halkalar ekledik.

1984-96-2000 Ölüm Orucundan, 12 Temmuzlara, 16-17 Nisan Çiftehavuzlar’dan, Sibel Yalçın, Muharrem Karataş ve Alişan Şanlıdan, Elif Şafak Bahtiyaralara...

31 Mart 2015:

655 gün boyunca Berkin Elvan için adalet sağlanmadı.

15 yaşında sokak ortasında katledilen Berkin'in katilleri bile bile saklandı.

Katilleri halka açıklansın, hesap versinler, cezalandırılsınlar diyerek, Avrupa’nın en büyük adalet sarayı denen özünde adaletin kırıntısının bile olmadığı Çağlayan Adliyesine girerek adaleti sağladı Şafak ve Bahtiyar.

Kızıldere'de Mahirler nasıl ki affetmemişlerse üç İngiliz ajanını, adalet savaşçıları da affetmedi Berkin Elvan’ın katillerini koruyan savcıyı.

Kızıldere’nin kalbi şimdi İstanbul Çağlayan'da atıyor... Hırsızları, katilleri koruyan adaletsizliğin sarayında Şafak ve Bahtiyar adalet oldu.

Mahirler, oligarşiye “Biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik “diye haykırırken, savaşın yolunu gösterip, bayrağı açmıştı. 31 Mart’ta gelenek sürüyor. Bayrağı Şafak ve Bahtiyar aynı kararlılık, aynı cüret ve aynı inançla Çağlayan'da açıyor.

655 gün boyunca yargılanmayan katilleri açıklamak yerine iki devrimciyi katlettiler.

Ve sonra Şafak'lar dan Onur Polatlara, "kurtuluşa kadar savaş" geleneğine yeni halkalar ekleyen Leyla, Mahir, Oğuz'lar

Ve bugün adaletin adı olan Helin, Mustafa, İbo ve Ebrulara kadar "asla teslim olmama" geleneği sürüyor.

Bizler de bu geleneklerden öğrenerek demokratik gençlik alanlarında, aynı iddia, cüret ve kararlılıkla mücadelemizi sürdürüyoruz.

Selam Olsun Kuşaktan Kuşağa Destan Yazan Halk Savaşçılarına!

Selam Olsun Halkın Adaletini Sağlayanlara!

Selam Olsun Umudu Büyütenlere!

31 Mart 2021- Avrupa Dev-Genç

Author Name

Halkın Sesi TV

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.