Kasım 2019

1 mayıs FOSEM Fransa Gebze Hacıahmet Isparta Maraş Mektuplarımızla Tecriti Kıralım Muharrem Karataş Polonya Sevgi Erdoğan Vefa Evi TAYAD Tokat UTMP Zürich adana alibeyköy almanya altınşehir amed amerika anadolu anadolu alevi hareketi anadolu federasyonu anadolu kültür merkezi ankara antakya antalya antep anti-emperyalist cephe armutlu armutlu haber ataşehir avcılar avrupa avusturya açıklamalar bahçelievler bakırköy basın emekçileri meclisi bayrampaşa bağcılar belgesel belçika beykoz beşiktaş boğaziçi bulgaristan bursa cephe milisleri dağevleri denizli dersim dev-genç devrimci alevi hareketi devrimci işçi hareketi dhkc dhkc gerilla direnişler diyarbakır doğançay duyurular dünya düzce elazığ emekli meclisi esenyurt eskişehir festival filistin filmler galatasaray gazi gençlik gerilla giresun grup yorum gözaltı gülsuyu gülsuyu gülensu gündoğdu hacı ahmet hacıhüsrev halk bahçesi halk cephesi halk meclisi halkın hukuk bürosu halkın mühendis mimarları hasan ferit gedik hasköy hatay hindistan hollanda idil halk tiyatrosu ikitelli istanbul isviçre izmir işçi meclisi kadıköy kampanyalar kamu emekçileri cephesi karadeniz kartal kazova kazova bülten kocaeli kore kurslar kuruçeşme küba kültür sanat kütahya küçükçekmece kınık kıraç lubnan malatya maltepe mardin mersin munzur muğla nurtepe okmeydanı ortaköy piknik radyo röportajlar sakarya samsun sanat meclisi sarıgazi sesli okuma siirt silivri silvan sinop spor suriye sümerler taksim tavır dergisi tekirdağ tiyatro trabzon tuzla türkiye videolar wan yalova yenibosna yeşilkent yunanistan yürüyüş dergisi çanakkale çayan çayan mahallesi çağlayan çekmece çerkezköy ömürtepe örnektepe İngiltere şiir şiirler şişli


Eskişehir Emniyeti bir arkadaşımızın ailesini arayarak taciz etmiştir. "Çocuğunuz marjinal gruplarla takılıyor, haberiniz var mı?" gibi cümlelerle aileyi korkutmaya çalışmış, aile "Biz arkadaşlarını tanıyoruz" dediğinde ise geri adım atmak zorunda kalmıştır.

"Toplanıp Grup Yorum söylüyorlar" gibi cümlelerle Grup Yorum'u terörize etmeye çalışmıştır. Eskişehir Emniyeti suç işlemektedir!
Grup Yorum halkın türkülerini yapan, halk neredeyse orada, halkla birlikte mücadele eden bir müzik grubudur. Üyelerin bedenini açlığa yatırarak faşizme direnmesi Akp'nin polislerini rahatsız etmektedir. Halkın türkülerini yapan Grup Yorum'u bu aciz yöntemlerle susturamayacaklar!
Gençliği apolitikleştirme politikalarını boşa çıkaracak, gençlik olarak her türlü haksızlığa karşı mücadele edeceğiz. Ve elbette halkın türkülerini yapan Grup Yorum'u sahipleneceğiz. "Geldiğinizde buraya uğrayın mutlaka, çayımızı için" gibi söylemlerle aileleri çağırıp, çocukları üzerinden korkutup "işbirlikçi" yaratma çabasında olan, bizlere selam verenleri bile tehdit eden, ailelerini arayan AKP’nin katil polislerine uyarımızdır:
Kirli Ellerinizi Arkadaşlarımızın Ve Ailelerinin Üzerinden Çekin!
Arkadaşımızın Başına Gelecek Her Şeyden Eskişehir Emniyeti Sorumludur!
Gençliği Teslim Alma Saldırılarına Karşı Arkadaşımızı Sahipleniyor Ve Eskişehir Emniyetini Teşhir Ediyoruz!
Aileyi Arayan Numara: 0505 318 26 05
Eskişehir Dev-Genç




Halk Cepheliler 30.11.2019 tarihinde Çayan Mahallesi'nde Uyuşturucuyla Savaş kampanyası çerçevesinde kapı çalışması yaptı. Yapılan çalışmada halka uyuşturucuyla savaş kampanyası hakkında bilgi verildi. Aynı zamanda sokaktaki ve mahalle genelindeki çeteleşme eğilimleri hakkında halktan bilgi toplandı. Kim ne yapabilir, biz ne yapabiliriz sorularının da uzun uzun konuşulduğu kapı çalışmasında Halk Toplantısı yapılması gerektiği yönünde görüşler de belirtildi ve bu konuda sözler alındı. Çalışma sırasında sokağa yeni taşınan bir ailemiz de ziyaret edilerek yardım edildi. 2 Halk Cepheli'nin 2 saat boyunca yaptığı kapı çalışmasında 5 röportaj yapıldı.



Grup Yorum: Toplantıya Almayan Küba; Devrimin Yarattığı Değerler Üzerinden Propaganda Yapmıyor, Kapitalizmin Yoz Kültürü Üzerinden Reklamını Yapıyor!
Merhaba arkadaşlar… bugün şimdi bir değerlendirme toplantısı yapacağız ve bunu sizinle de paylaşmak istedik. İşte Muzaffer abi bizimle, Sena bizimle, Dilber bizimle ve ben Umut.
Öncelikle Türkiye’de ve Avrupa’daki direnişlerimizi selamlıyoruz buradan. Adil yargılanma talebiyle ölüm orucunda olan Mustafa Koçak’ı selamlıyoruz. Ölüm orucu direnişini selamlıyoruz. İdil Kültür Merkezindeki arkadaşlarımızı ve hapishanede süresiz açlık grevinde olan arkadaşlarımızı selamlıyoruz. Değerlendirme toplantımızda tabi sizleri de selamlıyoruz.
Şimdi sorularımıza geçeceğiz, ama geçmeden önce işte böylesi yoğun bir süreçte; direnişlerin sürdüğü, arkadaşlarımızın süresiz açlık grevinde olduğu, İdil Kültür Merkezindeki açlık grevinin olduğu bir süreçte neden Küba’ya geldiğimizi şimdi Dilber’e soracağız ve Dilber bizim neden Küba’ya geldiğimizi anlatacak. Evet Dilber biz neden Küba’ya geldik?
Dilber: Biz neden Küba’ya geldik? Çünkü Küba’da antiemperyalist bir toplantı yapılacaktı, onun haberini almıştık ve oraya katılmak için kendimizi siteden yazdırdık. Yaklaşık bir buçuk ay öncesinden iletişime geçtik. Bizim ülkeden arkadaşımız iki ay öncesinden iletişime geçip bu ayarlamaları yapmaya başlamıştı. Bizim de amacınız bu antiemperyalist toplantıya katılmaktı. Ki normalde katılacaktık da. 20 Ekim’e kadar katılmaya yönelik her türlü işlemlerimizi yaptık. Bilgileri aldık, formları doldurduk, gönderdik, cevap aldık vs. Onun üzerine uçak biletimizi istediler, biletimizi de aldık, gönderdik …fakat daha sonra 20 Ekim’de bildiğiniz gibi mail geldi; bu toplantıya katılamayacağımıza, kabul edilmediğimize dair. Biz 25’inde uçtuk Küba’ya. Yani bu 4 günde tartışmalarımız mailden sürdü.
Umut: O mail içeriğinde yazıyor muydu, neden toplantıya katılamayacağımız ile ilgili bir şey.
Dilber: Şöyle yazıyordu; “Bu toplantı resmi olarak tanınmış kurumlar tarafından kurumların katılımıyla gerçekleşecektir. Bundan dolayı siz kabul edilmediniz” diye yazdılar. Sonrasında biz cevap yazdık, anlamadığımızı neden bu toplantıya dahil olamadığımızı sorduk. Çünkü her şeyimiz tamamdı son aşamaya kadar. Ödeme aşamasına kadar her şeyimiz tamamdı. Sonradan tekrardan bir isim listesi geldi bize, yazdırdığımız herkesin ismi geldi, bu kişiler katılmayacaktır diye daha açıktan bir mail geldi. Ama hala bir açıklaması yoktu.
Burada geldiğimizde öğrendik asıl olarak. 25’inde indik Küba’ya 29’unda Havana’ya geçtik. Asıl Havana’ya geçtikten sonra ICAP ile görüşme şansımız oldu. Onlardan direk öğrendik zaten.
Umut: Bu konuya daha sonra tekrar döneceğiz. Biz sorularımızla devam edelim. Şimdi Sena, sana sormak istiyorum. Birçok yeri gezdik, Devrim Meydanından Che’nin evine kadar birçok yeri ziyaret ettik. Nasıldı bu geziler, nasıl geçti? Senin dikkatini çeken şeyler oldu mu?
Sena: Burada tarihsel yerleri gezdik. Müzeleri gezdik, meydanlara gittik. Bizim için tabi çok heyecanlıydı; Küba’da Che’nin, Fidel’in memleketine gelip, devrimin olduğu yere gelip bu yerleri gezmek ve o tarihsel yerlerde şarkılarımızı söylemek ve açıklamalarımızı yapmak bizim için çok heyecan vericiydi. Yani bizim için de çok güzel bir deneyim oldu.
Umut: Epey bir paylaşımlar oldu zaten. Hemen hemen her haberimizi paylaşmaya çalıştık.
Sena: Evet aynen öyle. Şarkılarımızla gittik. Hem buradan açlık grevindeki arkadaşlarımızı da selamladık, Mustafa’yı selamladık, Dev-Genç’in 50. yılını kutladık.
Daha yakından tanımış olduk. Böyle kitaplardan biliyorduk Che’nin hayatını, Fidel’in hayatını Küba Devrimini. Burada işte halkın içinde de görmek farklı bir deneyim oldu, güzeldi o anlamıyla.
Umut: Hemen herkesin evinde, herkesin arabasında Che’nin veya Fidel’in fotoğrafları vardı. 
Sena: Evet, gördüğümüz her yerde örneğin sokaklarda gezdiğimizde birçok okulun önünden geçtik. Kapılar açık zaten; her evin kapısı, okullar, kurumlar, her yerin kapısı açık ve her evde de Fidel’in, Che’nin fotoğraflarını görüyorsun. Devrim önderlerinin fotoğraflarını görüyorsun. Yani yaşatıyorlar gerçekten onları.
Umut: Evet bu anlamıyla gerçekten güzeldi. Muzaffer abi sana bir sorumuz var. Küba halkıyla tanıştık. Küba halkı ile ilgili nasıl bir düşünce, nasıl bir deneyim oluştu bize biraz anlatır mısın?
Muzaffer: Kitaplarda anlatıldığı gibi fazla olmadı bu sefer. Çünkü gerçekten de mesela herhalde ekmek kavgası yüzünden, maddi durumları kötü olduğundan herhalde, sokaklarda rahatsız edici şekilde de davranıldı bize. Mesela özellikle restoranların önünden geçerken, buraya gelin yemek var şu var deniliyordu. Fakat halk kesimi gerçekten iyi misafirperver aslında. Biz soru sorduğumuzda cevaplıyorlardı, ellerinden geldiğince yardım ediyorlardı bize.
Umut: Yardımcı oluyorlardı evet.
Muzaffer: O konuda hiçbir sorun yoktu. Bir de bilgili insanlar birçoğu gerçekten. Türkiye dediğimizde Türkiye hakkında birkaç cümle söylüyorlardı. Bir tanınmış isim veya Türkçe birkaç cümle öğrenmişler. Özellikle tanınmış isimleri söyleyenler oldu işte. O bakımdan misafirperver diyebiliriz. Ama diğer yanıyla emperyalizme kapılarını açtıkları için gerçekten de bir değişiklik var. Aslında bize anlatıldığı ile gördüğümüzün arasında bir fark var gerçekten çünkü.
Umut: Ciddi bir apolitikleştirme var, yani insanlarla konuşurken, sürekli “eğlence, alkol, partiler” gibi, yani bu üç kelimeden ibaretti genelde konuşmalarımız. Daha verimli, daha politik sohbetler edemiyorduk aslında. Çünkü sürekli konuları buralara bağlıyorlardı. Bu da halkın sorumluluğunda değil, iktidarın sorumluluğundadır. İktidarın hedefli bir politikasıdır apolitikleştirmek. Bunu da aslında somut, halkın içine girerek görmüş olduk. İdeolojik olarak da emperyalizme kapılarını açmalarının ön hazırlığı diyebiliriz aslında.
Dilber: Bu konuda ben de şunu söylemek istiyorum. Sokağa çıktığımızda çok belirgindi. Turizme kapıları açmışlar ya; halkın, Küba’nın şu an gelirlerinin büyük bir kısmı turizmden geliyor. Ve gerçekten sokakta yabancı gördükleri an, artık insanlar da öyle alışmış. Hani iki şey duyuyorduk bir taksi bir de hangi ülkeden geldiniz ve oradan…
Umut: …Ondan sonra da iletişime geçip seni bir dükkana teşvik ediyor, veyahut kendileri bir şey satmaya çalışıyorlar.
Sena: Burada yaşadığımız en temel sorunlardan bir tanesi sürekli bir turist olarak hissetmek zorunda kalmamızdı. Çünkü dediğiniz gibi aslında insanlar öyle yaşamaya başlamışlar. Bundan kaynaklı mesela biz devrimciyiz dediğimizde bile insanlar onu algılamıyorlardı. Öyle bir sorun vardı.
Dilber: Bir nokta daha vardı orada para birimi. Sonuçta bizim burada kullandığımız para birimi Avrupa para birimi… bir Cup (Cuban Peso – Küba Pezosu) bir Euro civarında, ama burada halkın kullandığı para birimi değil. Şimdi ekonomilerini turizme yönelik ayarladıkları için, halkla bağımız zaten oradan koptu. Oradan bir bağ kuramadık, sadece pazarda bir bağ kurabildik. Çünkü şeyi de bilemiyoruz. Nereler halkçı. Her yerde restoranlar, gezilecek yerler var, direk turistlere yönelik olduğu ve dil konusunda da sorun yaşadığımızdan kaynaklı aslında halk ile iç içe olamadık. Hani Türkiye’deki gibi gidip halktan bir insanın kapısını çalamadık. Ama gerçekten etkilendiğim iki olay var. Vara derede ekmek sormuştum, kendi ekmeğini verdi market. Sormuştum kendi ekmeğini vermişti, akşam eve götüreceği ekmeği. Bir de bu toplantının olacağı yerde temizlikçi kadın, “yok geçmeyin oradan” demişti bize, biz tamam dedik. Sonra yağmur yağdığı için ille geçin ille geçin dedi ve defalarca bize ısrar etti.
Umut: Yani şöyle bir şey vardı. Obama ile yapılan anlaşmalardan sonraki süreçte ciddi bir Amerikan hayranlığı var. Burada aslında birçok insandan duyduk. Artı her yerde Amerikan bayrakları var. İşte yine arabalarında evlerinde tişörtlerinde birçok yerlerinde Amerikan bayrağı ile karşılaştık ve Amerika ile ilgili sorular sorduğumuzda, umutlarını oraya bağlamışlar. Halk olarak Obama sürecindeki yaşananlardan sonra emperyalizme ABD emperyalizmine bağlamışlar, bunu da görmüş olduk. Bu Antiemperyalist toplantıya bizi katmamaları meselesinde de ciddi bir rol oynuyor.
Dilber: Ama mesela biz gece iki düşünce ile karşılaştık; bir tarafta biz burada iyiyiz, bizi merak etmeyin, diyenler vardı. Diğer tarafta da yeter artık deyip dışarıdan da yardım desteği bekleyenler vardı.
Sena: Yani şey de çok çarpıcıydı. Özellikle Havana’da gördüğümüz oteller bizi gerçekten şaşırttı. Örneğin işte Hilton’dan sonra mesela Fidel tarafından kapatılan, devlet kurumu haline getirilen bir yer, tekrar buranın en lüks otellerinden biri haline gelmişti. Beş yıldızlı oteller çıkıyor sürekli karşımıza ve mesela taksilere vesairelere binince de, insanlar bunu bize olumlu bir şey olarak gösteriyorlar.
Umut: Evet mesela bizi gezdirdiklerinde de barları gösteriyorlardı. İşte John Lenon’u gösteriyorlardı. Aslında devrimci değerleri değil de kapitalizmin, emperyalizmin yarattığı değerler üzerinden bizlere reklamını yapıyorlardı kendi ülkelerinin. Halbuki biz buraya Che ve Fidel için gelmişiz.
Sena: Evet. Markalar da aynı şekilde. Lüks markalarla karşılaştık, parklarda gençlerin ellerinde son model telefonları görüyoruz. İşte Samsung girmiş, Apple girmiş, Adidas girmiş, Armani girmiş… mango girmiş. Bunların hepsini gördüğümüzde tereddütte kaldık, acaba sahte mi değil mi diye. Ama gerçek, sonra araştırmalarımız sonucu gördük anlaşmaları vesaire
Umut: Evet Sena, Küba ile ilgili düşüncelerini duyduk aslında. Ama Küba ile ilgili düşüncelerinde, Küba’ya geldikten sonra bir değişiklik oldu mu, bir sonraki sorumuzdu ama bu soruya cevap vermiş olduk hep birlikte. Hepimiz başka düşüncelerle geldik ve burada bambaşka bir tablo ile karşılaştık.
Dilber: Şunu eklemek istiyorum ben ama. Sokaklar aslında çok temiz. O benim dikkatimi çekti. Örneğin hani halk içiyor, o çok belliydi. Marketlerde çok az gıda maddesi var, ama her yerde içki var ama onun dışında. Örneğin hani çok uyuşturucuyla veya fuhuşla direk sokaklarda karşılaşmadık. O boyutuyla daha temiz yani. Ama şimdilik daha temiz.
Umut: Fuhuş boyutuyla bu şeyin olduğu yer plajın olduğu yerde ciddi bir fuhuş merkezi vardı.
Sena: Yolda buraya gelirken de çok gördük.
Umut: Çok fuhuş yapılıyor. Onu gözlemlemiştim. Ayrıca uyuşturucu olarak da hiçbir şekilde uyuşturucuya denk gelmedik. Sadece bir kere sadece bir kişi sordu Marihuana diye. Ama onun dışında uyuşturucuyla ilgili dediğin gibi temiz. Yani güzel olan çeteleşme yok, mafya yok, o anlamda insan kendini güvende hissediyor gerçekten. Sokaklarda istediğin gibi gezebiliyorsun, kapılar açık, dediğin gibi herkesin kapısı açık, herkes içeride ne yapıyorsa görebiliyorsun gerçekten.
Dilber: Mesela giyim kuşam konusunda da çok farkediliyor. İnsanlar rahat giyiniyor. O giyime de yansımış yani.
Umut: Toplantıya dönelim tekrardan. ICAP tarafından antiemperyalist bir toplantı gerçekleştirildi. Halk Cephesi, Grup Yorum olarak biz bu toplantıya kabul edilmedik. Bunu bize nedenleriyle biraz anlatabilir misin? Şimdi biz oraya gittik, görüştük… ne oldu, onlar ne söyledi, biz ona karşı ne yaptık ve bundan sonrası için de ne yapacağız?
Dilber: Buraya ilk geldiğimizde beklentimiz bu değildi tabi ki, böyle bir şeyle karşılaşacağımızı bu derece beklemiyorduk. Hani ilgilenen diğer arkadaşlarımız da öyle demişti değerlendirmelerinde. Yani biz de bu kadar beklemiyorduk. En fazla otelle bürokratik bir sorun vardır, diye düşündük açıkçası. Fakat buraya ICAB’ın kendi merkezine gittiğimizde iki kişi geldi bizimle görüşmeye. Bizim yanımızda İspanyolca bilen bir dostumuz vardı Kübalı. Onu dışarıya çıkarttılar, biz hala olayı anlamadık. Çünkü o saflığımızla yaklaştığımız için gerçekten anlamadık ve beklemedik açıkçası. Ve onu dışarı çıkarttıktan sonra bize, “siz legal bir örgüt değilsiniz” dediler. “Bu nedenle sizi bu toplantıya almıyoruz” dediler açıktan. Orada bile biz hala, legal ile ne demek istiyorsunuz, yani anlam veremedik. Ve orada şunu dediler: “Grup Yorum Halk Cephesi’nin bir merkezidir”… legalin de işte sözlükteki anlamını anlatmaya çalıştılar. Sonra da biz şunu anladık bu değerlendirmeden, onlar kendi ağzıyla konuşmuyorlar, Türkiye’deki faşizm, Avrupa’daki emperyalizm bizi nasıl değerlendiriyorlarsa onlar da aynı ağızla değerlendiriyorlar. Biz orada böyle de söyledik. “Yok yok öyle demek istemedik” vb. dediler, ama sonuç olarak oraya varıyor. Sonra bu konuşmalar üzerine bizim bilgilerimizi aldılar, “biz size döneceğiz” dediler.
ICAB’ın başkanı Fernando Gonzalesile görüşmek istedik, o daha önce yıllarca tutsak kalmıştı Amerika’da ve bizim kendisini desteklediğimiz bir tutsaktı. Tutsaklığından kaynaklı onunla ayrı bir bağımızın olması nedeniyle onunla görüşmek istedik. “Çok yoğun şu an, zamanı yok” vesaire diyerekten ileteceğiz, dediler. İleteceğiz deyince biz de haber bekledik dolayısıyla. Ve sonra bize ulaşamazlarsa ona ulaşırlar diye İspanyol arkadaşımızın bilgilerini verdik. Sonraki gün biz yine de gidelim dedik o alana. Kim var, kim yok bakalım. Çünkü aynı amanda Orada tekrardan görüşmek istediğimiz Avrupa’dan arkadaşlarımız vardı gelen, İspanya’dan arkadaşımız vardı... Hangi kurumlardan gelmişler ve açıklamamızı orada yapalım demiştik, onun için gittik aslında.  Ve kurumların önünde Türkçe ve İngilizce olarak açıklamamızı yaptık ve sonra eve geldik. Yaklaşık bir saat sonra İspanyol arkadaşımız eve gelip Küba’nın Anayasa Kurumu Örgütünün kendisini arayıp bizi sorduğunu söyledi. Bunun üzerine bir de bu eklenmiş oldu, yani biz orada hem kabul edilmiyoruz hem oraya açıklama yapmaya gidiyoruz.
Umut: Orada o gün bir de mail yazın demişlerdi mail yazdık. Bize cevap vermediler, ertesi gün açıklama yaptık.
Sena: Aynen bütün bilgilerimiz ellerinde zaten.
Dilber: Biz zaten mailimizi gönderirken tüm programımızla göndermiştik. Biz 3 gün boyunca buradayız, sonra şuraya geçiyoruz. Bu konuda biz çok nettik, açıktık. “Ve sonradan da siz oraya girmeye çalışmışsınız ve beni aradılar sizi sordular” dedi İspanyol dostumuz. Biz nereye girmeye çalışmışız, yani orada bile bizi kriminalize etme isteği var, yani öyle bir düşünce var. Tabi ki İspanyol arkadaşımız da çok böyle bir şeye alışkın olmadığı için korkmuş.
Umut: Alışkın olmadığını ve buranın en sert polisi en korkulan polisi diye anlattı bize. Zaten o korkuyla, o endişe ile geldi. Yani buradan anlayabiliyoruz aslında nasıl bir korku saldıklarını. Nasıl bir tehdit olduğunu. Ondan sonra oradan ayrılmak zorunda kaldık.
Dilber: Sonra oradan ayrılmak zorunda kaldık, başka bir yere taşındık. Ama burada asıl mesele şu; hani antiemperyalist bir kuruma yaptıkları ve bizi aslında tanıyorlar çok iyi tanıyorlar. Grup Yorum’u da çok iyi biliyorlar. Ama sonuçta Küba’nın şu andaki “çıkarları” meselesi. Bir sonraki gün toplantıya katılan arkadaşımızla görüşmüştük, onun da anlatımları bu yöndeydi. Katılan kurumların toplantıdan memnun olmadığı. Çünkü neden; Küba’nın Amerika’ya mesaj vermek istediği, kendilerinin programları belirlediğini. Örneğin 6 tane panel varsa onun karşılıklı tartışmalı değil de oturup Kübalıların anlattığını, diğer insanların kurumların da yazılı olarak sorularını sorabilecekleri…
Umut: Evet, tartışma zemini yaratmamak için.
Dilber: Evet, tek dertleri ambargo… şu an Amerika’ya mesaj vermek. Obama ilk geldi görüştü. Biraz daha “olumluydu” onlar için, Trump daha da ağır bir ambargo uyguladı. Şu anki dertleri o yani.
Umut: Hiçbir şekilde sosyalist bir düşünceyi kabul etmem diye açıklama yaptı.
Dilber: Evet acı olan da şu, buranın yerel gazetesinde İngilizce ve Almanca okumuştuk, Fidel’in sözleriyle cevap veriyorlar. Ama öyle bir düşünceleri yok.
Umut: “Ya özgür vatan ya ölüm” şiarıyla hareket ediyoruz, diyorlar, ama aslında gerçekler öyle değil. İşte reformizmde satışın sonunun olmadığını görüyoruz biz burada. Fidel’i yaşatıyoruz diye göstermeye çalışıyorlar. Devrimci değerleri yaşatıyoruz diye göstermeye çalışıyorlar.  Üstünde tepiniyorlar aslında bu değerlerin ve karış karış satıyorlar yani ve halk bunun bedelini ödüyor.
Umut: Ödeyecek.
Dilber: Evet ve bugünden ödemeye başlamış zaten. Turizm yönüyle hani yozlaşma boyutuyla baktığımızda aslında aşama aşama aslında halkı şeyle karşılaştırabilirsin. Amerika’nın çöplüğü haline getirecekler Küba’yı. Bunu açıktan söyleyebiliriz. Niye çünkü sosyalist bir devletti Küba. Ve tekrardan kapitalist bir devlet oluşturmaya çalışacaklar. Ne yapacaklar, daha geri bir aşamada olacak. Ama Küba halkı buna gerçekten layık değil. Hani o boyutuyla beni mesela gerçekten etkiledi. Yani beklentim de o değildi Küba ile ilgili ya politikalarını az çok takip ediyorduk. Tekrardan uzlaşma süreci, ambargo var onu biliyorduk; ama bu kadar açıktan yaşamış olmak, bu kadar açıktan görmüş olmak… mesela kadın o gün bizimle görüştüğünde, kadın da şaşırdı “siz niye geldiniz” dedi. “Biz sizi reddettik, siz niye geldiniz?” Biz de dedik biz bunun için geldik. Antiemperyalist olduğumuz için…
Sena: Ve şöyle bir tavır vardı. Bizim tartışacak bir şeyimiz yok, öyle cevap veriyorlar sürekli.
Dilber: Ve açıklamamızı yaptık, sonra da zaten biz İspanyol dostumuzla görüşmüştük. Pazar günü bir şey yoktu orada, ulaşabileceğimiz kimse yoktu. Biz cumartesi günü gittiğimizde “şu an toplantıdan sonra çok yoğunlar, pazartesi günü büroda olurlar” dediler.
Umut: Bütün umutlarını aslında emperyalizme bağlamış bir kurum, antiemperyalist bir toplantı yapamaz. Yapsa bile samimi olmaz. Olmadığını da oraya katılan arkadaşlarımız aslında bize anlattılar, memnuniyetsizliklerini dile getirdiler.
Son olarak da, bugün bizim son günümüz. Son düşüncelerinizi Küba ile ilgili söylemek istediklerinizi söyleyebilirsiniz değerlendirmelerinizi. Ardından toplantımızı da bitiriyoruz.
Dilber: Ben bir şey söylemek istiyorum. Şöyle diyeyim, sonuçta Chelerle büyüdük, Fidellerle büyüdük, sosyalizm hayalleriyle büyüdük. Ve o kitaplarda okuduklarımızı, araştırdıklarımızı gelip burada bizzat görebildik. En azından heykellerini, müzelerini, insanlarındaki o sevgiyi en azından gördük. Ve o boyutuyla bence güzel oldu Küba’ya gelişimiz. Hani kendimiz gelmiş olduk, yaşamış olduk… ama şu boyutunu da yaşamış olduk. Yani kapıların tekrar açılmasını, o politikaların içerisindeyiz biz şu an. Ve bizi toplantıya almamaları… bunu yaşamamız da olumlu, neden çünkü bizimle birlikte milyonlarca insan bunu izliyor aslında. Birçok insana İngilizce ve Türkçe olarak, buraya gelen dostlarımıza herkese anlattık. Ve anlatmaya da devam edeceğiz.
Umut: Kendi pratiğimizle görmüş olmamız çok daha farklı oldu tabi. Takip ediyoruz sürekli birçok şeyi, biliyoruz, ama yine de sonuçta devrimin gerçekleştirildiği, Fidel Castro’nun öncülüğünde Che’nin içinde olduğu bir ülke burası… insan ister istemez içindeki devrimci duyguları ile geldiği için olabiliyor en azından bizde öyle oldu. Yani biz aslında Küba’nın siyasi durumunu, politik durumunu biliyorduk. Ama yine de buraya geldiğimizde, yok bir şekilde bir yolunu buluruz ve o toplantıya katılırız, yani o kadar da değil diye geldik. Ama sonuç itibarıyla gördük, dediğin gibi onu kendi pratiğimizle yaşamamız çok daha etkili oldu.
Dilber: Biz Küba’ya turist olarak gelmedik dışarıdan Avrupa’dan birçok insan gibi hadi Küba’ya gidelim diye böyle gelmedik. Küba’ya tarihine sahip çıkmak için geldik, mirasına sahip çıkmak için geldik. Ve bugün de bu gördüklerimiz de sonuçta büyük bir birikim oldu bizim açımızdan. Sosyalizmin “s” sine bile katlanamadıkları bir süreci görmüş olduk aslında. İşbirliğini daha derinden gördük, ama aynı zamanda halkı tanımaya çalıştık tanıyabildiğimiz kadarıyla. O konuda da çok net, bu halk buna layık değil. Gerçekten sosyalist yaşamışlar ve en iyisini üretebilirler, daha halka layık daha güzel bir sistem kurabilirler. Seçim emperyalizmle işbirliği olmamalı. O boyutuyla benim düşüncem bu, o konuda ve bugün son günümüz, 10 gün kadar kaldık Küba’da. Değdi gerçekten; buraya gelmemiz, görmemiz, kendimizi ifade etmemiz için. Evet, istediğimiz gibi olmadı. En azından dün şenlik yaptık. Şenlik tarzı tanışma gibi. Diğer ülkelerden gelen, hostelde birlikte kaldığımız insanlarla tanıştık. Onlara kendimizi anlattık. Bir şekilde ilişkilerimiz oldu. Bir Kübalı dostumuz oldu. Hastaneye gittik.
Umut: iletişim bilgilerini de aldık. Sonuçta Avrupa’da da oturan var.
Dilber: Tabi iletişim bilgilerini de aldık. Evet ama insanların kafasındaki o şeyi kaldırabilme bilgisine sahip olduk. Artık eski Küba değil. Sağlık sistemi de dahil. Bugün hastaneye gittik, biliyorsunuz orada da şunu dediler, yani Avrupa’ya yönelik fiyatlarımız çok yüksek. Avrupa’da tedavi olsanız aynı fiyata gelir. Çünkü Küba şu an kendi halkına bedava sağlık, bedava eğitim uyguluyor. Ama ileriye yönelik bunlarda kalkacak. Çünkü sistemi değiştirecekler.
Umut: Sena, senin fikirlerini alalım.
Sena: Burada geçirdiğimiz süre, bizim için de bir eğitim oldu aslında. Yaşadığımız sorunlar vardı bir yanda, diğer tarafta da tabii gördüğümüz şeyler vardı. Küba halkının, sosyalizmin değerlerini görmek bir eğitimdi. En çarpıcı şeylerden; hani uzlaşmanın bir halkı bir devleti getireceği noktaları gördük. Bizim için onu görmek bir yandan üzücü de tabii. Sosyalizmin bu şekilde gerilemesi ve bitişini, revize edilmesini görmek üzücü aslında. Ama burada olduğumuz sürece biz bunu sürekli, tanıştığımız Kübalı insanlarla da bunu konu haline getirdik. Şunu da yaşadık aslında ICAP’la; bu sorunlar yaşandığında “eleştirmeyin, yapmayın” diyerek bir şekilde üstünü kapatmak isteyenler de oldu. Bizse dost olduğumuz için eleştirmemiz gerektiğini ve bunu yanlış yapsak bile sonrasında özeleştirisini vereceğimizi dedik. Ama bu şekilde bu tavrı kabul edemeyeceğimizi, üstelik bunu yakıştırmadığımız için bu şekilde eleştireceğimizi söyledik. Böyle sorunlarda çıktı karşımıza.
Umut: Kimse sonra “yok yapmayın” diyemedi bize, biz bunları söyledikten sonra.
Sena: Tabii ikna ettik insanları.
Umut: Yok diyemediler, “yapmayın”da ısrar edemediler. Çünkü doğru olan o değil.
Sena: Evet bizim sonrasında açıklamalarımız sonucu ikna da oldu insanlar. Çünkü buna ikna olmayacak bir düşünce de yok. Kendisine antiemperyalistim diyen, sosyalistim diyen kimse buna karşı çıkamazdı zaten. Genel anlamıyla dediğimiz gibi yine güzel geçti bizim için. Burayı görmek ve işte burada Che’nin değerlerine, Fidel’in değerlerine sahip çıkmak, bizim için Grup Yorum olarak da Dev-Genç olarak da onur vericiydi aslında burada olmak ve buradaki sorunları tartıştık. Görevimizi yaptık o anlamıyla. Yani ben de öyle diyeyim…
Umut: Tamam. Muzaffer abi sen ne söylersin?
Muzaffer: Benim okuduklarımla gördüklerim arasında büyük bir fark vardı. Bu da şundan kaynaklanıyor aslında; şu andaki devletin uzlaşmak için açık bıraktığı kapı. Yani emperyalizmle anlaşma çabalarından dolayı git gide kendi değerlerinden uzaklaşıyorlar aslında. Kötü olan da oydu. Yoksa sokaklarda yürürken bütün kapılar açık, yani insanlar o kadar güvende hissediyor ki kendisini, kapılarını açık bırakıyorlar. O yanıyla gerçekten çok güzeldi. Ama diğer yanıyla şu uzlaşma meselesi yüzünden kendi değerlerinden uzaklaşıyorlar. O da kötü yanı ve bizim için üzücüydü. Çünkü bu ülke öyle büyük bir savaş vermiş ki çok güzel değerler yaratmışlar, ama o değerlerden git gide uzaklaşıyorlar. Bunu görmek de bizim için üzücüydü.
Sena: Şunu eklemek istiyorum; mesela dün burada yaptığımız etkinlikte İskoçyalı bir arkadaşımız, Rusyalı bir arkadaşımız vardı, 3 de Kübalı, ikisi müzisyen hatta. Yani şunu görüyorsun aslında biz bu tarz şeyleri gündeme getirdiğimizde yine ikna olmayacak kimse yok, buranın halkı dahil. Biz gerçekleri anlattığımızda tekrar bunları hatırlatma orasıyla sadece bir dinamik eksik. Yani onu görüyorsun kimse burada sosyalist değerlerden vazgeçmiş değil. Yani burada Kübalı arkadaşlarımızla konuştuğumuzda da yani neredeyse gözleri dolarak insanlar bizi dinliyordu. Hani Amerika’ya işbirliğinin büyüdüğü anda neler olacağını anlattığımızda insanlarda o tereddütü de görüyorsun. O da aslında umut verici bir yandan.
Umut: Apolitikleştirme politikaları da bu yüzden.
Sena: Onun sonucu evet. Hem de kendimizi de çok rahat bir şekilde zaten anlatabiliyoruz. Şimdi kurumdan bağımsız halka, işte biz Grup Yorum olduğumuzu söylediğimizde, devrimci sanat yaptığımızda… dün güzel bir örneğini yaşadık aslında. Masa etrafında toplandık ve büyük dayanışma etkinliği gibi oldu aslında, gözleri açık bizi dinlediler. Halay bile öğrettik, en sonunda onların şarkılarına eşlik ettik. Güzel bir şey oldu.
Umut: Güzeldi gerçekten… toplantımızın yavaş yavaş sonuna geldik.
Bir Batista da bizim ülkemizde. Ona ve faşizmine karşı mücadele ediyoruz direniyoruz. Ve Küba devleti bize sahip çıkmıyor, antifaşist antiemperyalist olan bir kuruma sahip çıkmıyor ve Batista’nın tarafında yer alıyor aslında. Bunun pratik sonucu budur.
Şimdilik bu kadar hepiniz hoşça kalın.


30 Kasım2019 saat 12’de Korai Meydanında işçi dernekleri ve sendikalarının miting ve yürüyüşü yapıldı.
Son dönemde sosyal sigortaların özelleştirmesine, grevlerin yasaklama çalışmalarına ve hak gasplarına karşı miting Korai Meydanında miting yapıldı. Ve taleplerini iletmek için meclise yürüdüler.
Yunanistan Halk Cepheliler de miting ve yürüyüşe katıldılar. Miting ve yürüyüşte Grup Yorum ve Mustafa Koçak’ın Açlık Grevini ve Ölüm Orucunu desteklemek ve AKP faşizmini protesto etmek için 4 Aralık Çarşamba günü yapılacak yürüyüş için çağrı bildirileri dağıtıldı. Ayrıca Miting esnasında Mikrofonda sesli yürüyüşe katılım çağrısı da yapıldı.
Yunanistan’da Halk Cepheliler Propilia meydanında ölüm orucundaki Mustafa Koçak ve açlık grevindeki Grup Yorum için 4 Kasım’da yapılacak yürüyüş için bildiri dağıttılar. Yaklaşık 4 saat açık kalan masada 500 adet bildiri dağıttılar ve 150 adette imza topladılar.  Üniversitelerin özerkliğinin kaldırılması ve polisin üniversiteye girişini yasallaşmasını protesto eden çeşitli sol örgütler ve Anarşist gruplar Propilia meydanında ortak dayanışma konseri yaptılar.  Yapılan konserde mikrofonda Grup Yorum ve Mustafa Koçak için 4 Aralık Çarşamba günü saat 17:00’de Türkiye Konsolosluğuna yapılacak yürüyüşün çağrısı yapıldı.  Ve Grup Yorum ile Mustafa Koçak’ın taleplerini açıklayan bildirisi okundu.
Yperestikoi müzik grubu da sahnede Mustafa Koçak ve Grup Yorum için yapılacak yürüyüşün duyurusu yaparak kitleyi yürüyüşe davet etmeleri büyük alkış topladı. Saat 16:00 da açılan masa saat 20:30 da kaldırıldı.
Mustafa Koçak ve Grup Yorum ’un sesini herkese duyuracağız. Adalet yerini bulana kadar Mustafa Koçak ve Grup Yorum ‘un talepleri kabul edilene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.
Yunanistan Halk Cephesi








 Eskişehir Emniyeti bir arkadaşımızın ailesini arayarak taciz etmiştir. "Çocuğunuz marjinal gruplarla takılıyor, haberiniz var mı?" gibi cümlelerle aileyi korkutmaya çalışmış, aile "Biz arkadaşlarını tanıyoruz" dediğinde ise geri adım atmak zorunda kalmıştır.
"Toplanıp Grup Yorum söylüyorlar" gibi cümlelerle Grup Yorum'u terörize etmeye çalışmıştır. Eskişehir Emniyeti suç işlemektedir!
Grup Yorum halkın türkülerini yapan, halk neredeyse orada, halkla birlikte mücadele eden bir müzik grubudur. Üyelerin bedenini açlığa yatırarak faşizme direnmesi Akp'nin polislerini rahatsız etmektedir. Halkın türkülerini yapan Grup Yorum'u bu aciz yöntemlerle susturamayacaklar!
Gençliği apolitikleştirme politikalarını boşa çıkaracak, gençlik olarak her türlü haksızlığa karşı mücadele edeceğiz. Ve elbette halkın türkülerini yapan Grup Yorum'u sahipleneceğiz. "Geldiğinizde buraya uğrayın mutlaka, çayımızı için" gibi söylemlerle aileleri çağırıp, çocukları üzerinden korkutup "işbirlikçi" yaratma çabasında olan, bizlere selam verenleri bile tehdit eden, ailelerini arayan AKP’nin katil polislerine uyarımızdır:

KİRLİ ELLERİNİZİ ARKADAŞLARIMIZIN VE AİLELERİNİN ÜZERİNDEN ÇEKİN!
ARKADAŞIMIZIN BAŞINA GELECEK HER ŞEYDEN ESKİŞEHİR EMNİYETİ SORUMLUDUR!
GENÇLİĞİ TESLİM ALMA SALDIRILARINA KARŞI ARKADAŞIMIZI SAHİPLENİYOR VE ESKİŞEHİR EMNİYETİNİ TEŞHİR EDİYORUZ!

AİLEYİ ARAYAN NUMARA: 0505 318 26 05

ESKİŞEHİR DEV-GENÇ




 İzmir Devrimci İşçi Hareketi olarak 30 Kasım Cumartesi günü İzmir Büyükşehir Belediyesi’ndeki işine geri dönebilmek için işi, ekmeği, onuru için 3. defa CHP ve Canan Kaftancıoğlu tarafından bedenini açlığa yatırmak zorunda bırakılan ve şuan İstanbul CHP il binası önünde ‘’Canan Kaftancıoğlu verdiğin sözü tut’’ diyerek direnişini ölüm orucuna çeviren Mahir Kılıç için İzmir CHP il binası önünde ve konak sevgi yolunda ozalit çalışması gerçekleştirildi.



İzmir İşçi Meclisi Girişimi olarak 20 Kasım 2019 tarihinde patron sendikacılığına, işçi emekçi düşmanlarına, adaletsizliklere karşı Adalet için Adil yargılanma hakkı için Ölüm Orucunun 140. gününde olan Mustafa Koçak için Konak Bahri baba ESHOT aktarma merkezde ve Şirinyer'de ozalit çalışması yaptı. Çalışmaya 3 İzmir İşçi Meclisi Girişimi üyesi katıldı


İdil Kültür Merkezine Yapılan Polis Baskını, Halk Düşmanlarının Direniş Karşısındaki Acizliğidir!

29 Kasım cuma günü İdil Kültür Merkezi AKP’nin halk düşmanı polisleri tarafından basıldı. Baskın anında kültür merkezinde bulunan Grup Yorum üyeleri Bergün  Varan  ,Sultan Gökçek ve Grup Yorum Korosu üyesi Tuğçe Tayyar işkence edilerek gözaltına alındılar. Halk düşmanları, yam yam sürüsü gibi kültür merkezini talan ettiler. Pencereleri, kapıları kırıp mahalle halkının üzerinde  terör estirdiler

Katil sürüleri ve onlara talimatları verenler Grup Yorum dan korkuyorlar. Grup Yorum ‘un aylardır süren ve her geçen gün zafere bir adım daha yaklaşan direnişinden korkuyorlar. Grup Yorumu milyonların sahiplendiğini ve Grup Yorum ‘un da türküleriyle milyonların sesi soluğu olduğunu biliyorlar. Konser öncesi yapılan bu baskında faşizmin acizliği ve korkaklığıdır!

                                                                      Gözaltılar Serbest Bırakılsın!
                                                                      Grup Yorum Halktır Susturulamaz! 

                                                                      Alibeyköy Halk Cephesi 



İdil Kültür Merkezine Yapılan Polis Baskını, Halk Düşmanlarının Direniş Karşısındaki Acizliğidir!

29 Kasım cuma günü İdil Kültür Merkezi AKP’nin halk düşmanı polisleri tarafından basıldı. Baskın anında kültür merkezinde bulunan Grup Yorum üyeleri Bergün  Varan  ,Sultan Gökçek ve Grup Yorum Korosu üyesi Tuğçe Tayyar işkence edilerek gözaltına alındılar. Halk düşmanları, yam yam sürüsü gibi kültür merkezini talan ettiler. Pencereleri, kapıları kırıp mahalle halkının üzerinde  terör estirdiler

Katil sürüleri ve onlara talimatları verenler Grup Yorum dan korkuyorlar. Grup Yorum ‘un aylardır süren ve her geçen gün zafere bir adım daha yaklaşan direnişinden korkuyorlar. Grup Yorumu milyonların sahiplendiğini ve Grup Yorum ‘un da türküleriyle milyonların sesi soluğu olduğunu biliyorlar. Konser öncesi yapılan bu baskında faşizmin acizliği ve korkaklığıdır!

                                                                      Gözaltılar Serbest Bırakılsın!
                                                                      Grup Yorum Halktır Susturulamaz! 

                                                                      Alibeyköy Halk Cephesi 



İdil Kültür Merkezi’ne Yapılan Polis Baskını AKP İktidarının Direnişimiz Karşısındaki Politikasızlığı Ve Acizliğidir!
İdil Kültür Merkezi 29 Kasım 2019 tarihinde AKP’nin katil polisleri tarafından çok sayıda zırhlı polis aracıyla basılmış kültür merkezimiz talan edilmiş grup yorum üyeleri Bergün Varan, Sultan Gökçek ve İdil Kültür Merkezi emekçisi Tuğçe Tayyar işkenceyle gözaltına alınmıştır!
Hiçbir baskınınız gözaltı ve tutuklamalarınız Grup Yorum ‘un halkın haklı davasını anlattığı türkülerini susturamadı! Susturamaz!
Grup Yorum 34 yıldır halkın türkülerini yapan milyonlara sosyalizmin gerçekliğini türküleriyle anlatan bir müzik grubudur!
Grup Yorum nerede direnen varsa onun sesi soluğudur!
Grup Yorum bin parçaya da bölseniz her parçada çoğalan bir müzik grubudur!
Grup Yorum’u bitirmeye ne emperyalizmin ne de onun maşalığını yapan AKP iktidarının tankı topu toması yetmez yetmeyecek!
Türkülerimiz tüm kuşatmaları 34 yıldır coşkun akan seliyle yıktı geçti milyonlara ulaştı!
Bugün de yine kazanan türkülerimiz yenilen emperyalizm ve onun uşakları olacaktır!

Gözaltılar Derhal Serbest Bırakılsın!
İdil Kültür Merkezine Yapılan Baskınlara Son Verilsin!
Grup Yorum ’un Direniş Talepleri Kabul Edilsin!
TAYAD’LI Aileler




BASKINLAR, GÖZALTILAR BİZİ YILDIRAMAZ!

GRUP YORUM HALKTIR SUSTURULAMAZ!

29 Kasım cuma günü İDİL KÜLTÜR MERKEZİ AKP’nin halk düşmanı polisleri tarafından basıldı. Baskında Grup Yorum üyeleri Bergün Varan, Sultan Gökçek ve Grup Yorum Korosu üyesi Tuğçe Tayyar işkenceyle gözaltına alındı.
AKP'nin eli kanlı polisleri İdil Kültür Merkezi'nde bulunan eşyaları dağıtıp, yerlere saçtılar. Duvarda duran haritayı bile parçaladılar. Kapıları kırdılar. Kültür merkezinin alt katında bulunan İdil Kafe'nin camını kırıp demir parmaklığı söktüler. Kafenin kepengini dahi kırdılar. Halkın bu talanı görmemesi için mahalleli üzerinde terör estirdiler. Pervasızca, ahlaksızca saldırıp, yaptıklarının yanlarına kar kalacağını düşünerek gittiler. Ama halk düşmanlarının yaptıkları yanlarına kar kalmadı, kalmayacak! İşkenceye uğrayan devrimci sanatçıların da, kırılan, dökülen eşyaların da hesabı sorulacaktır! İdil Kültür Merkezi halkın kurumudur. Elinde halk çocuklarının kanına bulanmış silahları taşıyanların onlara bu emri verenlerin baskınlarıyla yok edilemez. Baskından sonra İdil Kültür Merkezi çalışanları ve halkımız kültür merkezini toparladılar.
PEKİ, AKP'NİN HALK DÜŞMANI POLİSLERİ İDİL KÜLTÜR MERKEZİNİ NEDEN BASIYOR?
GRUP YORUM ÜYELERİNİ NEDEN GÖZALTINA ALIYOR?
Çünkü Grup Yorum aylardır konserlerini yapabilmek için kurumlarının basılmaması için, tutsak Grup Yorum Üyelerinin serbest bırakılması için açlık grevindeler. Açlık grevi direnişi her geçen gün halkta daha çok karşılığını buluyor. Halk Helin'in, Bahar'ın, Ali'nin, İbrahim'in ve Barış'ın incecik kalmış bedenlerini daha çok sahipleniyor. Halk düşmanları bunu gördükçe ağızlarından salyalarını saça saça saldırıyorlar. Direniş karşısında aciz ve çaresiz kalıyorlar. Açlıkla geçen her günde zafere daha çok yaklaşıldığını biliyorlar. Ve pervasızca Grup Yorum konserine 1 hafta kala İdil Kültür Merkezi'ni basarak korkaklıklarını bir kez daha gösteriyorlar!
HALKIMIZ!
İdil Kültür Merkezi bizimdir, halkındır. Grup Yorum'un sanat çalışmalarını yaptığı, kapılarını ardına dek halka açtıkları ve bu günlerde bir direniş mevzisine dönen bir kurumdur. İdil Kültür Merkezi'nin sahiplenelim. Halk düşmanlarına Grup Yorum ‘un halk olduğunu, baskınlarla, gözaltılarla işkencelerle bitirilemeyeceğini gösterelim!

GRUP YORUM HALKTIR SUSTURULAMAZ!

KAHROLSUN FAŞİZM YAŞASIN TÜRKÜLERİMİZ!

LİSELİ DEV-GENÇ


 29.11.2019 tarihinde Liseli Dev-Gençliler Alibeyköy'de 150 gündür ölüm orucunda olan

Mustafa Koçak'ın Sesini Duyurmak İçin "Mustafa Koçak Adalet İçin 150 Gündür Ölüm
Orucunda" Yazılı Pankartı Astılar. Ayrıca Mahallenin Çeşitli Yerlerine "Duydunuz mı?
Mustafa Koçak Adalet İçin 150 gündür Ölüm Orucunda" "Mustafa Koçak İçin Adalet İstiyoruz " Yazılamaları Yaptılar

Mustafa Koçak'ın Sesini Duyurmaya Devam Edeceğiz
Mustafa Koçak Onurumuzdur
Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz





 Ahlaksız eli kanlı katiller tarafından 29 Kasım akşam 20:00 saatlerinde  Grup Yorum ‘un çalışmalarını yürüttüğü İdil Kültür Merkezi bir kez daha basılarak Grup Yorum üyeleri işkenceyle gözaltına alındılar. Grup Yorum ‘un sesini kurumlarını basarak işkenceyle  tutsaklıkla baskılarla susturmaya çalışıyorlar ama bunu başaramadılar. Çünkü faşizmin karşısında  hangi şart ve koşul altında olursa olsun teslim olmayan her türlü saldırıya karşı direniş ateşini yakan bir gelenek var karşıların da.  Grup Yorum un  açlık grevi direnişi 200'lü  günlere yaklaştı. Bu düzende halkın yanında yer almak suç adeta  Grup Yorumun  terör ize edilmesi kurumlarının sürekli basılması  bu düzenin AKP nin çaresizliğidir. 35 yıldır Grup Yorum üyeleri işkencelerden geçirildi geçiriliyor yıllarca tutsaklık yaşadılar katledildiler ama susturamadılar 80 milyonluk halkın sesini yok edemezsiniz. Ne yaparlarsa yapsınlar Grup Yorumu halktan tecrit edemeyecekler. Grup Yorum halkın türkülerini söylemeye, halkın mücadelesinin en önünde olmaya  devam edecek! Tüm halkımızı Okmeydanı’nda bulunan İdil Kültür Merkezine çağırıyoruz. 

Grup Yorum Halktır Susturulamaz!
Grup Yorum Üzerindeki Baskılara Son!
Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz!
 
  Devrimci İşçi Hareketi



Türkiye'de üyelik, Almanya'da propaganda
Türkiye'de cezaevinde açlık grevi yapan Grup Yorum üyeleriyle dayanışmak için Köln'de yapılmak istenen konser, Alman makamları tarafından yasaklandı.
ERK ACARER, 2019-11-28
Türkiye’de tutuklu bulunan Grup Yorum üyeleri adına 24 Kasım günü Köln'de bir dayanışma konseri düzenlenecekti. Braunsfeld’deki Ezgi Center'da sahne kurulmuş, konuşmacı ve müzisyenler hazırlanmıştı. Konser başlamadan yaklaşık beş dakika önce mekâna polisler geldi. Etkinlik, “illegal terör örgütü propagandası“ şüphesi üzerine engellenmişti. Köln Emniyeti, „Almanya'da yasak olan, aşırı solcu bir Türk örgüte ait propaganda malzemesine el konduğunu“ açıkladı. Propaganda malzemesi, karikatürist İsmail Doğan’ın salondaki bir panoda sergilenen çizimleriydi. İptal edilen dayanışma konseri sokakta yapıldı. Grup Yorum, yaptığı resmi açıklamada: “Alman emperyalizmi, Türkiye faşizmi ile işbirliğini açıkça ortaya koymuştur!“ dedi.
Köln ve Berlin’deki “Uluslararası hukuk buluşması“ toplantılarına katılmak için Almanya’ya gelen Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) avukatlarından Berrak Çağlar da polisler geldiğinde salondaydı. Almanya’da geçmiş konserlerde tehdit ve baskılar olduğunu ifade eden Çağlar, buna rağmen böyle bir yasağın ilk kez yaşandığını söyledi: „Üstelik Grup Yorum sahne almayacaktı. Türkiye, Almanya, Şili, Fransa, Yunanistan’dan 17 farklı müzik grubu vardı.“
Çağlar'a göre yasağın nedeni Türkiye ve Almanya’nın emniyet-istihbarat birimleri arasında yapılan ikili anlaşmalar: “Türkiye güvenlik ile terör konularında toplumsal baskıyı arttırıyor. Alman hükümetinden de sakıncalı gördüğü ve “terörist“ olarak nitelendirdiği Türkiyelilere yönelik yaptırımların artması konusunda talepte bulunuyor.“ Grup Yorum, Türkiye’deki terör örgütü olarak nitelendirilen DHKP-C’nin müzik yapılanması olarak değerlendiriliyor ve kriminalize ediliyor. DHKP-C, Almanya'da Anayasayı Koruma Teşkilatı'nın yasaklı örgütler listesinde yer alıyor. Almanya Federal İçişleri Bakanlığı, Mayıs 2017'de Baden-Württemberg, Hamburg, Hessen ve Kuzey Ren-Vestfalya eyaletlerine gönderdiği yazıda, Grup Yorum konserlerine izin verilmemesini talep etti.
İç güvenlik yasasının ilk kurbanı
Grup Yorum, politik müziği toplumla buluşturmak amacı ile 1985’teki kuruluşundan itibaren sürekli devletin hedefinde oldu. Sivas katliamı, maden kazalarında ölen işçiler ve Gezi direnişi hakkında şarkılar yaptılar. Bugüne kadar 25 albüm ile iki milyonun üzerinde dinleyiciye ulaşan Grup Yorum’un en büyük özelliklerinden biri üyelerinin sürekli yenilenmesi. 80’lerin ortası, 90’lı yıllar, 2000’ler ve sonrasını anlatan üç kuşak ortaya çıktı. 2010 yılında kuruluşunun 25. yılı için İstanbul'daki İnönü Stadyumu'nda 50 bin kişilik bir konser veren Grup Yorum, Türkçe, Kürtçe, Arapça şarkılar ve türküler seslendirdi. Grup, Almanya, Fransa ve İngiltere'de konserler verdi.
İnsanların toplanma hakkını ihlal eden “İç Güvenlik Yasası“, 27 Mart 2015’te meclisten geçmesinin ardından Nisan ayında Resmi Gazete ’de yayınlandı. Yasanın ilk kurbanı, 12 Nisan Pazar günü Bakırköy’de yapacağı 5. Bağımsız Türkiye Konseri yasaklanan Grup Yorum oldu. O günden itibaren Türkiye’de hiçbir büyük Grup Yorum etkinliğine izin verilmedi. Artık statlarda konser yapmasına izin verilmeyen Grup Yorum, 12 Nisan’da ilk kez mahalle aralarında halkla buluşmaya çalıştı. Polis, müzisyenlere ve onları dinlemekte ısrarlı olan halka müdahale etti. Grup Yorum üyeleri kamyon kasalarında şarkı söyledi; oradan da kovalanınca çatılara çıktı. Grup, internet üzerinden konser vermeyi bile denedi.
Baskılar, 15 Temmuz’daki darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde arttı. 2016’dan itibaren çalışmalar yürüttüğü “İdil Kültür“ adlı sanat merkezleri defalarca basıldı. Müzik aletleri polis tarafından kırıldı, onlarca üyesi tutuklandı.
Açlık grevi ve baskıların sona erdirilme talebi
Altı tutuklu Grup Yorum üyesinden beşi, yaşananları protesto etmek için Mayıs ayında cezaevinde açlık grevine başladı. Açlık grevi 200’üncü güne yaklaşırken, Avukat Çağlar bu sürenin kritik bir sınır olduğunu belirtiyor. Geçen hafta tahliye olan iki Grup Yorum üyesi Helin Bölek ve Bahar Kurt da cezaevinden tahliye edildikleri halde açlık grevini sürdürüyorlar. Yine açlık grevinde olan İbrahim Gökçek, Barış Yüksel ve Ali Aracı ise hala Silivri Cezaevi'nde. Açlık grevindeki üyelerin talepleri arasında açılan davaların sonlandırılması, konser yasaklarının kaldırılması, üyelerin cezaevinden tahliyesi, İdil Kültür Merkezi’ne baskınların sona erdirilmesi var.
Hakkındaki dava nedeniyle Fransa'ya sığınma talebinde bulunan Grup Yorum üyesi Selma Altın'a göre açlık grevinin bir diğer talebi, „müzisyenlerin isimlerinin terör listesinden çıkarılması.“ İçişleri bakanlığı, „terör örgütü üyeliğiyle“ suçladığı Selma ve İnan Altın’ın yakalanmasına yardım edenlere 300 bin TL para ödülü teklif ediyor. Selma Altın’a göre sanatı hiçbir yerde engellemek mümkün değil. Hatta yasaklar ters tepiyor: „Baskı arttıkça, Grup Yorum büyüdü, Grup Yorum büyüdükçe iktidarın tepkisi arttı.“
Fransa'da Grup Yorum ile dayanışmak için 9 Kasım'da bir imza kampanyası başlatıldı. Bir grup Fransız müzisyen, Grup Yorum ‘un şarkılarını Türkçe olarak seslendirerek tutuklu müzisyenlerle dayanışma gösterdi. Altın, Türkiye’de aydın, yazar ve sanatçıyı hedef alan uygulamaların Fransa'daki meslektaşlarını şaşırttığını söylüyor: „Durumu ancak somut örnekler verdiğimizde anlayabiliyorlar. Terör listesinde yer alan isimlerimizi göstermemiz gerekiyor. Vahameti anladıklarında müthiş bir sahiplenme başlıyor.“
ERK ACARER, 2019-11-28




28 Kasım Perşembe Günü Meksika Komünist Partisi inisiyatifiyle bir ilk okulda düzenlenen etkinliğe Grup Yorum olarak biz de katıldık.

Ana okul öğretmenlerinin de kendi inisiyatiflerini kullanmasıyla böyle bir etkinlik gerçekleştirildi.
Meksikalı ve Peru’lu iki tiyatrocu birer skeç sergilediler. Peru’lu tiyatrocunun skecinde Meksika’nın İspanya tarafından işgali ve işgale karşı direnen, kendi vatanını savunan bir kadın canlandırıldı. Tercümancı arkadaşımızın da söylediklerine göre bu skeçle çocuklarda emperyalizme karşı bir bilinç yaratılmak isteniyordu. Bu tür bir etkinliğin Meksika okul sisteminde yer almadığını anlattı. Yani Meksikalı komünist Partisi ve öğretmenler bazı ilkokullarda böyle etkinlikler düzenlemeye çalışıyorlarmış.
İkinci skeçte ise çocuklara basit yöntemlerle Karl Marx anlatılmaya çalışıldı.

Son olarak biz de kısa bir konuşma yaparak dinletimize başladık. Karşımızda dünya güzeli çocuklar heyecanla bizi dinliyordu. Alkışlarıyla ve gülüşleriyle eşlik ettiler şarkılarımıza ve dinletimiz adeta bir şenliğe döndü. Çocukların coşkusu ve sevinci bir bayram havası yarattı.
İkinci şarkımızda hep birlikte dans edilmeye başlandı. Ve her şarkımızın ardından tüm çocuklar yerlerine geçip bizden bir şarkı daha isteyip sonra da tekrar birbirlerinin ellerinden tutup oynamaya başlıyorlardı.

Böylece bizde ellerinden tutup onlara eşlik ettik.

Dinletinin son anlarında diğer sanatçılarla, Peru devrimci tutsaklarla dayanışma komitesiyle ve çocuklarla birlikte yumruklarımızı kaldırıp “El Pueblo Unido Jamas Sera Vencido” sloganını attık...

https://www.facebook.com/1593833514278594/posts/2441812569480680/


Ankara Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde, KHK ile işinden atılan kamu emekçilerinin direnişinde 1117. gün öğlen açıklaması:  "Sevgili halkımız, işimizi istiyoruz, gözaltına alınıyoruz. Kabahat diyorlar, para cezası kesiyorlar. Bu yıldırma politikası değil midir?’’ denildi. İhraç Mimar Alev Şahin ve Merve Demirel gözaltına alındı.


 İzmir TAYAD’lı Aileler 29 Kasım 2019  cuma günü onurun, namusun, adaletin, direnişin ve zaferin adı olan Mustafa Koçak’ın adalet talebiyle başlatmış olduğu açlık grevi ve ölüm orucunun 150. günü nedeni ile 150 gün kınası Yapıldı. Mustafa Koçak’ın göndermiş olduğu mektuplar okundu ,Etkinlik gerçekleştirildi. Ardından İzmir bayraklı sahiline inilerek on adet dilek feneri uçuruldu etkinliğe yedi kişi katıldı.


Author Name

Halkın Sesi TV

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.