Ağustos 2019

1 mayıs FOSEM Fransa Gebze Hacıahmet Isparta Maraş Mektuplarımızla Tecriti Kıralım Muharrem Karataş Polonya Sevgi Erdoğan Vefa Evi TAYAD Tokat UTMP Zürich adana alibeyköy almanya altınşehir amed amerika anadolu anadolu alevi hareketi anadolu federasyonu anadolu kültür merkezi ankara antakya antalya antep anti-emperyalist cephe armutlu armutlu haber ataşehir avcılar avrupa avusturya açıklamalar bahçelievler bakırköy basın emekçileri meclisi bayrampaşa bağcılar belgesel belçika beykoz beşiktaş boğaziçi bulgaristan bursa cephe milisleri dağevleri denizli dersim dev-genç devrimci alevi hareketi devrimci işçi hareketi dhkc dhkc gerilla direnişler diyarbakır doğançay duyurular dünya düzce elazığ emekli meclisi esenyurt eskişehir festival filistin filmler galatasaray gazi gençlik gerilla giresun grup yorum gözaltı gülsuyu gülsuyu gülensu gündoğdu hacı ahmet hacıhüsrev halk bahçesi halk cephesi halk meclisi halkın hukuk bürosu halkın mühendis mimarları hasan ferit gedik hasköy hatay hindistan hollanda idil halk tiyatrosu ikitelli istanbul isviçre izmir işçi meclisi kadıköy kampanyalar kamu emekçileri cephesi karadeniz kartal kazova kazova bülten kocaeli kore kurslar kuruçeşme küba kültür sanat kütahya küçükçekmece kınık kıraç lubnan malatya maltepe mardin mersin munzur muğla nurtepe okmeydanı ortaköy piknik radyo röportajlar sakarya samsun sanat meclisi sarıgazi sesli okuma siirt silivri silvan sinop spor suriye sümerler taksim tavır dergisi tekirdağ tiyatro trabzon tuzla türkiye videolar wan yalova yenibosna yeşilkent yunanistan yürüyüş dergisi çanakkale çayan çayan mahallesi çağlayan çekmece çerkezköy ömürtepe örnektepe İngiltere şiir şiirler şişli


1026.gün akşam
''Biz sosyalistiz. Ne para ne de özel mülkiyetle işimiz var. Sosyalistleri para cezalarıyla yıldırmaya çalışmanız sizin acizliğinizdir. Ne para cezasıyla ne baskıyla, ne gözaltıyla bu direnişi bitiremezsiniz!''
Mehmet Dersulu ve Alev Şahin gözaltına alındı.


Biz de pek duyamadık. 27 Ağustos Salı günü KESK’e bağlı sendikalar “Grevli, Gerçek ve Özgür Bir Toplu Sözleşme” talebiyle 1 günlük iş bırakma eylemi gerçekleştirdi. Bizim duyamadık diyerek eleştirdiğimiz noktası katılımın nicelik gücü değil elbette. Mücadelenin temel ölçütünün sayısal veriler değil, ısrarcı, sonuç odaklı, fiili meşru militan bir tarz olduğu, dünya mücadele tarihinin sayısız örnekle kanıtladığı bir durum olmakla beraber, en çok üye sayısının Eğitim Sen’de olduğu KESK bünyesinde de okulların tatil olduğu bir dönemde yapılan iş bırakma eyleminde yüksek nicelikten bahsedilemeyeceği de şaşırtıcı olmaz.
Bizim üzerinde duracağımız nokta, meselenin daha öz kısmı, KESK’in içerisine düştüğü bataklıkta gelinen son durumun eyleme yansıması. Hemen bir örnekle açıklayalım. Son zamanlarda KESK’in sosyal medya paylaşımlarına bakanlar, sık sık KESK MYK’sı tarafından yapılan bürokratik ziyaretleri göreceklerdir. Belediye başkanlarından tutun da Saadet ve İyi Parti Genel Başkanı faşistlere kadar. Ancak dönüp baktığımızda KHK’lara karşı direnen üyelerinin tekme tokat nasıl sendikadan atıldıkları, aylardır sendika kapısından içeri dahi sokulmadıklarını görüyoruz. Tek bir örnek üzerinden baktığımızda bile kendi üyesi kamu emekçileriyle yüz yüze gelmemek adına her türlü işkence yöntemini meşru gören, bunun yerine bürokratik görüşmelerde en ön safı tutan KESK MYK’sının nerede ve nasıl durduğu temel meseledir. KESK MYK’sında eylem ve söylem birbirinden bir hayli farklıdır. Söylemde AKP’nin emekçi düşmanı politikaları tek tek sıralanırken eylemde bu politikalara karşı yapılan pek az şey vardır. Bir başka örnek, KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik’in Toplu Sözleşme süreci ile ilgili yazdıkları. “Memur Sen 20 gün o kapalı kapılar ardında ne konuştu?” diye soruyor twitter hesabında. Memur Sen’in ne konuştuğunu bilemesek de ne konuşacağını az çok tahmin etmekteyiz. Peki kapalı kapılar ardında olmanın bu denli şüpheli olduğunu söylerken, direnişçileri, KESK üyelerini aylardır içeriye almadıkları sendika kapıları ardında neler olduğunu sorduğumuzda neden aldığımız cevap tekme, tokat, işkence, küfür oluyor? Neresinden baksanız tutarsızlık, samimiyetsizlik. Halihazırda “OHAL var bir şey yapılamaz” diyen, binlerce üyesi işten atıldığında sesini dahi çıkarmayan, sendikalar doğrudan devlet denetimine tabi olduğunda protesto twiti atarak gündemi geçiştiren bir sendikanın yaptığı ve yapacağı eylemden samimiyet beklenemez. Nitekim 27 Ağustos günü de bu samimiyetsizlik kendini bir kez daha göstermiştir. Ankara Sakarya caddesinde basın açıklaması için toplanan KESK’liler “polis engellemesi” ile karşılaşınca polisle müzakere ederek eylem alanını bir kez daha terk etmiş, Eğitim Sen 5 No’lu Şube önüne dönmüş, açıklamayı orada yapmış, polisin eyleme izin vermeyişini de sendika kapısında “kınamıştır”.  “Polis engellemesi” dedikleri şey, bu ülkede var olan faşizmdir. AKP’nin polisi elbette açıklamaya izin vermeyecek, faşizme bekçilik edecektir. Faşist faşistliğini yapar, bunda şaşırtıcı olan bir durum göremiyoruz. Şaşırtıcı olan bu koşullarda KESK’in aksini beklemesidir. Mücadele faşizmin izin verdiği sınırlarda yapılıyor olsaydı eğer, bugün KESK MYK’sında reformistlerin işgal ettiği koltuklar hiç olmayacak, çünkü sendikalar hiç kurulmayacaktı. En meşru, en doğal, anayasal hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşünde polisle yaptığı müzakerede geri adım atmakta hiçbir sakınca görmeyen KESK MYK’sının grevli toplu sözleşme hakkı için yapacağı mücadeleden de fiili meşru bir tarz beklemek mümkün değil.
Yapılan her eleştiriye ezber cevap olan “Kitle bu kadar, korkuyor, gelmiyor, istemiyor, yapmıyor” söylemine de değinmek gerek. Elbette ki kitlelerin geri yanları, kaygıları, korkuları vardır. Tarihte hiçbir başarı korkusuz kahramanlar tarafından gerçekleştirilmemiştir. Halkı kahramanlaştıran, mücadeleyi zafere dönüştüren kahramanlar değil, sağlam örgütlülüklerdir. İşte tam da burası KESK’in kitlesiyle olan bağının koptuğu yerdir. Son derece bürokratlaşmış, üyeden uzak kapalı kapılar ardında iş yapan, tabanın talep ve ihtiyaçlarını hiçe sayan bir yönetim anlayışıyla sağlam bir örgütlenmeden bahsedilemez. Bu anlayış kitleyle bağın kopmasının temel nedenidir, sonucu ise ortada. KESK’in var olan durumda kitlelere güven ve umut vermesi olanaksız olduğundan, bu güvensizlik eylemlerin niteliğine de niceliğine de yansır. Öncesinde on binlerle merkezi eyleme çıkan KESK yıllar içerisinde var olan üyesini dahi sendikada tutamaz hale gelmiştir. 2016’dan beri üye sayısı 221.000’den 137.606’ya düşmüş, istifa etmemiş üyelerinin çoğunluğunda da derin bir güvensizlik duygusu hakim olmuştur. KESK MYK’sındaki hakim anlayışlar bu güvensizliğin, tabanın taleplerinin karşılanmadığının farkındadır ancak çözüm yöntemleri yanlıştır. Çözüm, kitlelerin rahatsızlığını örtecek gündem geçiştiren günü birlik eylemler değil, ısrarcı, sonuç alıcı bir mücadele şeklidir. Kitleler ancak sendikal örgütlülüğe güven duyduklarında, alınan kararların öğesi olduklarında eyleme geçeceklerdir.
 Grevli toplu sözleşme hakkı kamu emekçilerinin en temel ihtiyaçlarından biridir, yıllardır da emekçilerin gündemindedir. KESK’in 1 Ağustos’ta başlattığı kampanya geç kalmış olduğu gibi ciddiyetsizdir de. Her dönem toplu sözleşme sürecinden az bir zaman önce bir eylem örgütleyip, sonrasında bir dahaki döneme kadar adını dahi anmamak KESK’in yıllardır yürüttüğü TİS politikasıdır. Yılladır sonuç alamadığı gibi, bu Toplu Sözleşme süreci için de sonuç alamayacağı aşikardır. Kitlelerin sonuç alınamayacağı tarzıyla ve tecrübeyle sabit olan bir eyleme olan inançsızlığı son derece normaldir ve eylemde geri adım atılmasına mazeret edilemez. “Farklı sendikalara üye olan veya sendikasız olan kamu emekçilerini” de eyleme çağıran, eylemi diğer sendikalarla ortaklaştırma hedefi koyan KESK MYK’sına sormak gerekir “Kendi üyeni dahi ciddiyetine ikna edemiyorken diğer kitleyi nasıl ikna edeceksin?” diye. KESK’teki eylem ve söylem farklılığı had safhaya ulaşmıştır. Mücadele edeceğiz’le biten cümlelerle atılan geri adımlar adeta yarışmaktadır.
AKP’nin halk düşmanı politikaları hayatın her alanında emekçileri etkiliyor. Kamu emekçileri güvencesizlikten, yoksulluğa pek çok saldırıyla karşı karşıya bulunmakta. Bu saldırılara karşı durmak icazet sınırları içerisinde, teslimiyetçi, baştan savma bir tarzda yapılamayacak kadar ciddi bir iş. KESK’in şu durumunda kitlelere bir şey kazandırması mümkün değildir. Hem faşizmi hem emekçileri aynı anda memnun edecek bir yöntem olanaksızdır. KESK MYK’sının öncelikli görevi yüzünü kamu emekçilerine dönmek, kamu emekçilerinin talep ve ihtiyaçlarını karşılayacak, sonuç alıcı eylemleri hayata geçirmektir.

Author Name

Halkın Sesi TV

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.