Biz de pek duyamadık. 27 Ağustos Salı günü KESK’e bağlı
sendikalar “Grevli, Gerçek ve Özgür Bir Toplu Sözleşme” talebiyle 1 günlük iş
bırakma eylemi gerçekleştirdi. Bizim duyamadık diyerek eleştirdiğimiz noktası katılımın
nicelik gücü değil elbette. Mücadelenin temel ölçütünün sayısal veriler değil,
ısrarcı, sonuç odaklı, fiili meşru militan bir tarz olduğu, dünya mücadele
tarihinin sayısız örnekle kanıtladığı bir durum olmakla beraber, en çok üye
sayısının Eğitim Sen’de olduğu KESK bünyesinde de okulların tatil olduğu bir
dönemde yapılan iş bırakma eyleminde yüksek nicelikten bahsedilemeyeceği de
şaşırtıcı olmaz.
Bizim üzerinde duracağımız nokta, meselenin daha öz kısmı,
KESK’in içerisine düştüğü bataklıkta gelinen son durumun eyleme yansıması.
Hemen bir örnekle açıklayalım. Son zamanlarda KESK’in sosyal medya
paylaşımlarına bakanlar, sık sık KESK MYK’sı tarafından yapılan bürokratik
ziyaretleri göreceklerdir. Belediye başkanlarından tutun da Saadet ve İyi Parti
Genel Başkanı faşistlere kadar. Ancak dönüp baktığımızda KHK’lara karşı direnen
üyelerinin tekme tokat nasıl sendikadan atıldıkları, aylardır sendika
kapısından içeri dahi sokulmadıklarını görüyoruz. Tek bir örnek üzerinden
baktığımızda bile kendi üyesi kamu emekçileriyle yüz yüze gelmemek adına her
türlü işkence yöntemini meşru gören, bunun yerine bürokratik görüşmelerde en ön
safı tutan KESK MYK’sının nerede ve nasıl durduğu temel meseledir. KESK
MYK’sında eylem ve söylem birbirinden bir hayli farklıdır. Söylemde AKP’nin
emekçi düşmanı politikaları tek tek sıralanırken eylemde bu politikalara karşı
yapılan pek az şey vardır. Bir başka örnek, KESK Eş Genel Başkanı Mehmet
Bozgeyik’in Toplu Sözleşme süreci ile ilgili yazdıkları. “Memur Sen 20 gün o
kapalı kapılar ardında ne konuştu?” diye soruyor twitter hesabında. Memur
Sen’in ne konuştuğunu bilemesek de ne konuşacağını az çok tahmin etmekteyiz.
Peki kapalı kapılar ardında olmanın bu denli şüpheli olduğunu söylerken,
direnişçileri, KESK üyelerini aylardır içeriye almadıkları sendika kapıları
ardında neler olduğunu sorduğumuzda neden aldığımız cevap tekme, tokat,
işkence, küfür oluyor? Neresinden baksanız tutarsızlık, samimiyetsizlik.
Halihazırda “OHAL var bir şey yapılamaz” diyen, binlerce üyesi işten atıldığında
sesini dahi çıkarmayan, sendikalar doğrudan devlet denetimine tabi olduğunda
protesto twiti atarak gündemi geçiştiren bir sendikanın yaptığı ve yapacağı
eylemden samimiyet beklenemez. Nitekim 27 Ağustos günü de bu samimiyetsizlik
kendini bir kez daha göstermiştir. Ankara Sakarya caddesinde basın açıklaması
için toplanan KESK’liler “polis engellemesi” ile karşılaşınca polisle müzakere
ederek eylem alanını bir kez daha terk etmiş, Eğitim Sen 5 No’lu Şube önüne
dönmüş, açıklamayı orada yapmış, polisin eyleme izin vermeyişini de sendika
kapısında “kınamıştır”. “Polis
engellemesi” dedikleri şey, bu ülkede var olan faşizmdir. AKP’nin polisi
elbette açıklamaya izin vermeyecek, faşizme bekçilik edecektir. Faşist
faşistliğini yapar, bunda şaşırtıcı olan bir durum göremiyoruz. Şaşırtıcı olan
bu koşullarda KESK’in aksini beklemesidir. Mücadele faşizmin izin verdiği
sınırlarda yapılıyor olsaydı eğer, bugün KESK MYK’sında reformistlerin işgal
ettiği koltuklar hiç olmayacak, çünkü sendikalar hiç kurulmayacaktı. En meşru,
en doğal, anayasal hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşünde polisle yaptığı
müzakerede geri adım atmakta hiçbir sakınca görmeyen KESK MYK’sının grevli
toplu sözleşme hakkı için yapacağı mücadeleden de fiili meşru bir tarz beklemek
mümkün değil.
Yapılan her eleştiriye ezber cevap olan “Kitle bu kadar,
korkuyor, gelmiyor, istemiyor, yapmıyor” söylemine de değinmek gerek. Elbette
ki kitlelerin geri yanları, kaygıları, korkuları vardır. Tarihte hiçbir başarı
korkusuz kahramanlar tarafından gerçekleştirilmemiştir. Halkı kahramanlaştıran,
mücadeleyi zafere dönüştüren kahramanlar değil, sağlam örgütlülüklerdir. İşte
tam da burası KESK’in kitlesiyle olan bağının koptuğu yerdir. Son derece
bürokratlaşmış, üyeden uzak kapalı kapılar ardında iş yapan, tabanın talep ve
ihtiyaçlarını hiçe sayan bir yönetim anlayışıyla sağlam bir örgütlenmeden
bahsedilemez. Bu anlayış kitleyle bağın kopmasının temel nedenidir, sonucu ise
ortada. KESK’in var olan durumda kitlelere güven ve umut vermesi olanaksız
olduğundan, bu güvensizlik eylemlerin niteliğine de niceliğine de yansır. Öncesinde
on binlerle merkezi eyleme çıkan KESK yıllar içerisinde var olan üyesini dahi
sendikada tutamaz hale gelmiştir. 2016’dan beri üye sayısı 221.000’den
137.606’ya düşmüş, istifa etmemiş üyelerinin çoğunluğunda da derin bir
güvensizlik duygusu hakim olmuştur. KESK MYK’sındaki hakim anlayışlar bu
güvensizliğin, tabanın taleplerinin karşılanmadığının farkındadır ancak çözüm
yöntemleri yanlıştır. Çözüm, kitlelerin rahatsızlığını örtecek gündem geçiştiren
günü birlik eylemler değil, ısrarcı, sonuç alıcı bir mücadele şeklidir.
Kitleler ancak sendikal örgütlülüğe güven duyduklarında, alınan kararların
öğesi olduklarında eyleme geçeceklerdir.
Grevli toplu sözleşme
hakkı kamu emekçilerinin en temel ihtiyaçlarından biridir, yıllardır da
emekçilerin gündemindedir. KESK’in 1 Ağustos’ta başlattığı kampanya geç kalmış
olduğu gibi ciddiyetsizdir de. Her dönem toplu sözleşme sürecinden az bir zaman
önce bir eylem örgütleyip, sonrasında bir dahaki döneme kadar adını dahi
anmamak KESK’in yıllardır yürüttüğü TİS politikasıdır. Yılladır sonuç alamadığı
gibi, bu Toplu Sözleşme süreci için de sonuç alamayacağı aşikardır. Kitlelerin sonuç
alınamayacağı tarzıyla ve tecrübeyle sabit olan bir eyleme olan inançsızlığı
son derece normaldir ve eylemde geri adım atılmasına mazeret edilemez. “Farklı
sendikalara üye olan veya sendikasız olan kamu emekçilerini” de eyleme çağıran,
eylemi diğer sendikalarla ortaklaştırma hedefi koyan KESK MYK’sına sormak
gerekir “Kendi üyeni dahi ciddiyetine ikna edemiyorken diğer kitleyi nasıl ikna
edeceksin?” diye. KESK’teki eylem ve söylem farklılığı had safhaya ulaşmıştır.
Mücadele edeceğiz’le biten cümlelerle atılan geri adımlar adeta yarışmaktadır.
AKP’nin halk düşmanı politikaları hayatın her alanında
emekçileri etkiliyor. Kamu emekçileri güvencesizlikten, yoksulluğa pek çok
saldırıyla karşı karşıya bulunmakta. Bu saldırılara karşı durmak icazet
sınırları içerisinde, teslimiyetçi, baştan savma bir tarzda yapılamayacak kadar
ciddi bir iş. KESK’in şu durumunda kitlelere bir şey kazandırması mümkün
değildir. Hem faşizmi hem emekçileri aynı anda memnun edecek bir yöntem
olanaksızdır. KESK MYK’sının öncelikli görevi yüzünü kamu emekçilerine dönmek,
kamu emekçilerinin talep ve ihtiyaçlarını karşılayacak, sonuç alıcı eylemleri
hayata geçirmektir.