Mart 2018

1 mayıs FOSEM Fransa Gebze Hacıahmet Isparta Maraş Mektuplarımızla Tecriti Kıralım Muharrem Karataş Polonya Sevgi Erdoğan Vefa Evi TAYAD Tokat UTMP Zürich adana alibeyköy almanya altınşehir amed amerika anadolu anadolu alevi hareketi anadolu federasyonu anadolu kültür merkezi ankara antakya antalya antep anti-emperyalist cephe armutlu armutlu haber ataşehir avcılar avrupa avusturya açıklamalar bahçelievler bakırköy basın emekçileri meclisi bayrampaşa bağcılar belgesel belçika beykoz beşiktaş boğaziçi bulgaristan bursa cephe milisleri dağevleri denizli dersim dev-genç devrimci alevi hareketi devrimci işçi hareketi dhkc dhkc gerilla direnişler diyarbakır doğançay duyurular dünya düzce elazığ emekli meclisi esenyurt eskişehir festival filistin filmler galatasaray gazi gençlik gerilla giresun grup yorum gözaltı gülsuyu gülsuyu gülensu gündoğdu hacı ahmet hacıhüsrev halk bahçesi halk cephesi halk meclisi halkın hukuk bürosu halkın mühendis mimarları hasan ferit gedik hasköy hatay hindistan hollanda idil halk tiyatrosu ikitelli istanbul isviçre izmir işçi meclisi kadıköy kampanyalar kamu emekçileri cephesi karadeniz kartal kazova kazova bülten kocaeli kore kurslar kuruçeşme küba kültür sanat kütahya küçükçekmece kınık kıraç lubnan malatya maltepe mardin mersin munzur muğla nurtepe okmeydanı ortaköy piknik radyo röportajlar sakarya samsun sanat meclisi sarıgazi sesli okuma siirt silivri silvan sinop spor suriye sümerler taksim tavır dergisi tekirdağ tiyatro trabzon tuzla türkiye videolar wan yalova yenibosna yeşilkent yunanistan yürüyüş dergisi çanakkale çayan çayan mahallesi çağlayan çekmece çerkezköy ömürtepe örnektepe İngiltere şiir şiirler şişli


Atina’da 31 Mart saat 18.30’da İsrail Büyükelçiliği önünde toplanan Filistinliler, Halk Cepheliler ve Yunanlı sol örgütler, 30 Mart’ta İsrail polisinin yaptığı Toprak Günü katliamını protesto ettiler.
Protesto esnasında “FİLİSTİN’E ÖZGÜRLÜK! FİLİSTİN FİLİSTİN HALKININDIR!” sloganları atıldı. Eylemin ilerleyen dakikalarında kitle, bulunduğu alandan doğal hakkını kullanarak büyükelçiliğin daha yakınına gitmek isteyince polis saldırısı oldu. Polisin coplarla ve ses bombalarıyla kitleye saldırmasına rağmen, kitle dağılmayarak geri toplandı. Eylem bir süre daha devam etti. Hafif yaralanmaların olduğu eylemde gözaltı olmadı.
Eylem, “FİLİSTİN’E ÖZGÜRLÜK” sloganlarıyla sonlandırıldı.




31 Mart cumartesi günü Almanya’nın değişik şehirlerinde GRUP YORUM'a özgürlük eylemleri gerçekleştirildi.
Stuttgart'da saat 15.00 de başlayan eylemi, Mainz'da saat 16.00 da başlayan eylem takip etti.
Şehir merkezlerinde peş peşe gerçekleştirilen eylemler de Almanca Türkçe "Grup Yorum'a Özgürlük","Grup Yorum Burada, Grup Yorum Bizim Evde, Grup Yorum Her Yerde!"
"Grup Yorum Halktır Susturulamaz " yazan dövizler açıldı. Grup Yorum tutsaklığı son durumu hakkında bilgilendirme yapıldı.
Grup Yorum Halktır Susturulamaz!
Türküler Susmaz Halaylar Sürer!








Devrimcilik Yapmak Suç Değil Görevdir


17 yıldır Belçika'da yaşayan ve oturum hakkı verilmeyen Cahit ZOREL için 30 Mart cuma günü Belçika Adalet Bakanlığı önünde bir eylem yapıldı. Belçika kanunlarına göre dahi oturum hakkının verilmesinin önünde hiçbir engel olmayan Cahit Zorel'in elinde bulunan geçici oturumunu da alan Belçika devleti gerekçe olarak ULUSAL GÜVENLİĞİ TEHDİT OLABİLECEĞİNİ iddia etti. Devrimci düşüncelerinden dolayı oturum hakkı engellenen Cahit Zorel için adalet istenen eylem 1 saat sürdü. Oturum hakkının engellenmesi ile ilgili Fransızca bildirilerin dağıtıldığı eylem boyunca sloganlar atıldı.
Adalet Bakanlığına da verilen bildiri ile Cahit Zorel için adalet istendi.


Düşüncelerimden Dolayı Oturum Hakkım Verilmiyor
OTURUM HAKKIMI İSTİYORUM
DEVRİMCİLİK SUÇ DEĞİL GÖREVDİR
Ben Cahit ZOREL. Türkiyeliyim. 17 yılı aşkın süredir Belçika'da yaşıyorum. Benim gibi oturum izni olmaksızın yaşamak zorunda bırakılanlara Avrupa topraklarında KAĞITSIZ diyorlar. Evet ben de tam 17 yıldır "kağıtsız"ım.
Bu süre içerisinde sosyal yardım almadım. Kağıtsızlığımın getirdiği  zor koşullar beni suça teşvik edebilirdi belki ama toplumun lanetlediği, yüz kızartıcı hiç bir şey yapmadım.
Hayatımı devam ettirmek için çalışmaktan başka hiçbir "suç" işlemedim.
Oturum için yaptığım sayısız başvurularım farklı gerekçelerle reddedildi.4 yılı aşkın bir süredir evliyim. Evliliğim, kendi yasalarında dahi bana oturum vermelerini mecburi kılmasına rağmen, farklı sebepler öne sürerek oturum hakkımı vermedi Belçika makamları.
25 Ocak 2018 tarihli bir belge ile de aslında bana neden oturum hakkımın verilmediğini itiraf etmiş oldular.
BANA OTURUM VERİLİRSE ULUSAL GÜVENLİKLERİ TEHLİKEYE GİRERMİŞ.
BELÇİKA DEVLETİ DEVRİMCİ DÜŞÜNCELERİMDEN DOLAYI OTURUM HAKKIMI VERMİYOR!
17 yıldır Yaşadığım Belçika'da ve dünyanın heryerinde özellikle geldiğim ülkem Türkiye'de yaşanan hiçbir ADALETSİZLİĞE sessiz kalmadım. Avrupa'da yaşanan sorunlara özellikle yabancıların karşılaştığı IRKÇILIĞA ve YOZLAŞMAYA karşı mücadele ettim etmeye devam edeceğim. Haksızlık ve Adaletsizliğe karşı yapılan eylemlere katıldım katılacağım.
YAPTIKLARIMIN TAMAMI DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜMÜN BANA VERDİĞİ HAKLARDIR VE TAMAMI YASAL VE MEŞRU EYLEMLERDİR.
SORUYORUM BELÇİKA DEVLETİNE
HANİ BELÇİKA'DA DÜŞÜNCE VE ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ VARDI?
NEDİR ULUSAL GÜVENLİĞİNİZİ TEHDİT EDECEK OLAN
Dünyayı savaşlarla kan deryasına çeviren, milyarlarca insanı
açlığa mahkum eden EMPERYALİZME KARŞI OLMAK MI?
Halkı baskı altında tutabilmek için, işkence yapan, gazeteci, yazar, akademisyen, öğrenci, sendikacı milletvekili demeden kendinden olmayan herkesi hapishanelere dolduran, öldüren, sakat, bırakan FAŞİZME KARŞI OLMAK MI?
EMPERYALİZME VE FAŞİZME KARŞI ÖRGÜTLENMEK MÜCADELE ETMEK Mİ?
Belçika devleti
Emperyalizme ve Faşizme karşı olmayı, Irkçılığa ve yozlaşmaya karşı olmayı suç olarak görüyor ve düşünce özgürlüğü kapsamında kabul etmiyor.
O HALDE NE DÜŞÜNMEMİZ GEREKTİĞİNİ DE MADDE MADDE YAZINDA ONA GÖRE DÜŞÜNELİM İSTERSENİZ!
Halkımı seviyorum, halka reva görülen hiçbir zulmü kabul etmiyor, zulme karşı mücadele ediyorum.
Devrimci düşüncelerimden dolayı oturum hakkımın engellenmesini kabul etmiyorum.
Oturum hakkımı elde edene kadar direneceğim.
HALKINI SEVMEK SUÇ DEĞİLDİR!
OTURUM HAKKIMI İSTİYORUM!

DEVRİMCİLİK SUÇ DEĞİL GÖREVDİR !









Karlsruhe Konsolosluk Önü Grup Yorum Eylemi
Mannheim Grup Yorum Gönüllüleri Grup Yorum için her ay iki defa Konsolosluk önünde düzenli olarak eylem gerçekleştiriyor. 29 Mart 2018 Perşembe günü üçüncü Grup Yorum eyleminde yine Grup Yorum türküleriyle sloganlarla gerçekleştirildi. Konsolosluk katılım sayısına göre provakatörlerini devreye sokuyor. Bu haftada provakasyon girişimde bulunuldu. 


ON'ların sesidir bu:
“Yolumuz devrim yolu, gelin kardaşlar gelin!
Yurdumuza faşist dolmuş, vurun kardaşlar vurun”
30 Mart 1972 günü Tokat'ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere köyünde 10 yiğit devrimci; Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan'ın idam edilecek olmasına karşın, bunu engellemek amacıyla feda ruhunu kuşanıp da sonucu ne olursa olsun buna karşı çıkacağız diyerek bir geleneğin temellerini attılar. Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Sinan Kazım Özüdoğru, Saffet Alp, Hüdai Arıkan, Nihat Yılmaz, Sabahattin Kurt, Mehmet Atasoy, Ertan Saruhan halk için, vatanları için, siper yoldaşları için tereddütsüz bastılar tetiğe. Oligarşinin “Teslim olun!” çağrılarına “Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik!” diyerek karşılık verirken ölümsüzleşip, teslim olmama bayrağını “Halkımız, sizin için ölüyoruz!” diyen Sabo'lardan; “Halkımız sizi çok seviyoruz!” diyen Şafak'lara devrettiler. ‘Kerpiç evlerden gelip, saraylarınızı başınıza yıkacağız!’ diyen bir geleneğin yaratıcısıdır ON'lar.
On yıllardır düşmanın teslim alma politikalarına karşı direniyoruz. Gözaltılarla, tutuklamalarla, işkencelerle, diri diri yakmalarla, katliamlarla yok etmeye çalıştıkları “Tam Bağımsız Türkiye” kavgamızı Kızıldere'den doğan, Mahir'lerimizin ışığıyla, Dayı'mızın kılavuzluğunda büyütüyoruz. Kızıldere'den aldığımız iktidar ve devrim hedefi, sınıf bilinci ile; Mahir ve yoldaşlarından aldığımız cüret ile feda ruhu ile zafere olan inancımız, coşkumuz ile yeni gelenekler yaratıyoruz. Bugün faşizm ve emperyalizmin saldırılarına kavgamızda, direnişlerimizde, cephenin en önünde savaşarak veriyoruz cevabımızı. Kızıldere'den kuşandığımız feda ruhu ile teslim olmama geleneği ile her koşulda direnme geleneği ile savunuyoruz mevzilerimizi.
Mahir’lere, Dayı'mıza, Şafak'lara, Leyla'lara sözümüzdür: ‘Kurtuluşa Kadar Savaş!’ şiarımızı cüretle ve kararlılığımızla geleceğe taşıyacak, yeni geleneklerle beraber zaferi omuzlayacağız. Biz kazanacağız!
KIZILDERE İHTİLALİN YOLUDUR, DÖNÜLMEZ! TESLİM OLMAYANLAR YENİLMEZ!
30 MART-17 NİSAN ŞEHİTLERİ ÖLÜMSÜZDÜR!
MAHİR, HÜSEYİN, ULAŞ KURTULUŞA KADAR SAVAŞ!
OKMEYDANI HALK CEPHESİ


Kızıldere İhtilalin Yoludur, Dönülmez!
Teslim Olmayanlar Yenilmez!
Emperyalizm; Türkiye ve Dünya Halklarını Silahsız, Umutsuz ve İnançsız Bırakmak İstiyor. Emperyalizme Bu Zaferi Tattırmayacağız!
Zafer, Direnen ve Savaşan Dünya Halklarının Olacaktır!
Çünkü Biz Varız!
Derginin PDF'sini okumak için linke tıklayınız:
Yürüyüş Dergisini üç boyutlu okumak için:
Tüm Yürüyüş Dergisi Arşivi için tıklayın…
Dergimizin SESLİ yazılarını dinlemek için linke tıklayın...
Yürüyüş Dergisi SESLİ yazılarını toplu olarak dinlemek için linke tıklayın...
Umudu büyütmek için Yürüyüş okuyalım, okutalım!
Yürüyüş Dergisine ve kitaplarımıza ulaşmak için Ozan Yayıncılıkla iletişim kurabilirsiniz.
Ozan Yayıncılık Telefonu: (0-212) 536 93 44-45
Haftalık Dergi / Sayı: 60
1 Nisan 2018
Fiyatı: 1 TL (KDV dahil)
İÇİNDEKİLER:
* DHKP: Kızıldere ihtilalin yoludur, dönülmez! Teslim olmayanlar yenilmez! Emperyalizm, Türkiye ve dünya halklarını silahsız, umutsuz ve inançsız bırakmak istiyor. Emperyalizme bu zaferi tattırmayacağız! Zafer direnen ve savaşan dünya halklarının olacaktır! Çünkü biz varız!
* 48 yıl... Kızıldere ihtilalin yoludur, dönülmez-1
“Kurtuluşa kadar savaş” diye çıktığımız yolda 48 yıldır emperyalizme karşı savaşıyoruz. Uzlaşmadık, teslim olmadık, ihanet etmedik! Bu onurlu devrim yürüyüşünü zafere taşıyacağız!
* Bizden... Bizden... Bizden...
* Devrimciliğin Köşe Taşları: Dar pratikçilik
* Milisler Mahallenin Şahanlarıdır: Halka kalkan eller kırılacak; er ya da geç!
* Devrimci İşçi Hareketi: İşçi Hareketi şehitleri kavgamızda yaşıyor, bize yol göstermeye devam ediyor
* Halkın Hukuk Bürosu: 10 işçinin katiline ceza vermek yerine hayatlarına bedel biçen bu mahkemeleri de, kararları da tanımıyoruz. Adalet istiyoruz!
* Mahalleler: Burası Gazi! Biz halkız!
* Kamu Emekçileri Cephesi: Kızıldere’den Yüksel’e direniş geleneği sürüyor!
* İki Sınıf - İki İdeoloji: Halkın sanatı... Halk düşmanlarının sanatı...
* Devrimcilik Yapmak Suç Değil, Görevdir: Emperyalizmin, kendi toprağının devrimcileriyle savaşı ve tasfiye politikalarının mekanı hapishaneler-1
* Liseliyiz Biz: Liselerde faşizme geçit vermeyeceğiz! Faşizmi yıkacağız!
* Halkın Sanatçıları: Biz kimiz, ne istiyoruz?
* Halkın sanatçılarına, halkın avukatlarına özgürlük!
* Ülkemizde Gençlik
* Özgür Tutsaklardan: Zafer ve yenilgi üzerine
* Özgür Tutsaklardan: Umut
* TAYAD’lı Ailelerden: Üzerimize beton da dökseler, düşlerimize zincir de vurulmak istense; biz tek tip elbiseyi giydirmeyeceğiz evlatlarımıza!
* Özgür Tutsaklardan, hapishanelerde yaşanan Ocak-Şubat 2018 hak ihlalleri raporu
* Gazi Mahallesi’nde iki gencimizi katleden polislerin yargılandığı davanın duruşması görüldü. Katiller dışarıda, “görevlerini yapmaya” devam ediyorlar
* Yeni İnsan: Nasıl düşünmeliyiz?
* Kelimelerimiz: Haklıyız kazanacağız
* Halk Meclisleri: Meclisler ve mahallelerin genç işçileri
* Haraççı, sadece Sarkozy değil; Fransız emperyalizmidir!
* Avrupa’da Yürüyüş
* Yitirdiklerimiz



KIZILDERE’DEN BUGÜNE NİCE BEDELLERLE YARATILAN DİRENİŞ VE TESLİM OLMAMA GELENEĞİNİ, BU GELENEĞİ YARATANLARI YÜKSEL’DEN SELAMLIYORUZ!
30 Mart 1972’de Kızıldere’de kuşatılıp teslim ol çağrılarına karşılık olarak “Dönmeye değil, ölmeye geldik” cevabını veren Mahir ve yoldaşları teslim olmanın asıl ölmek olduğunu, ölmenin ise asıl yaşamak olduğunu çok iyi biliyorlardı.
Mahirlerin bu teslim olmama geleneğini Denizler de idam sehpalarında sürdürmüşlerdir. Hem Kızıldere direnişi hem de Denizlerin idam sehpasındaki direnişi özü itibariyle düşmana teslim olmamaktır. Denizlerin bu mahirce direnişini 18 Mayıs 1972’ de ser verip sır vermeyerek İbo sürdürmüştür.
Hem Mahir hem de Denizler bu direniş özünü veren Anti-Amerikancılıktır bu Anti-Amerikancılık ikisini de ölümüne yurtsever yapmıştır. 12 Mart faşizmine karşı direniş ve teslim olmama geleneği Türkiye halklarında karşılığını bulmuş; halkların mücadelesi kısa sürede yükselmiştir.
Faşizm 24 Ocak kararlarını uygulayamayacağını bildiği için 12 Eylül 1980’de tekrar yüzünü açığa çıkarmış Amerikancı cunta iktidara gelmiştir. 12 Mart’dan ders çıkaran faşizm 12 Eylül’de siyasal yapıların önderlerini mümkün olduğunca sağ olarak ele geçirerek teslimiyeti dayatmıştır. Siyasal yapıların önderleri büyük çoğunlukla objektif olarak teslim olurken Kızıldere 1984 yıllarında hapishanelerinde 4 kızıl karanfile dönüşmüştür. Bu dört kızıl karanfil 12 Eylül karanlığını yarmış, halklarımızın kutup yıldızı olmuştur. Bu 4 kızıl karanfilin direnişi sonucu ülkemizde halk muhalefeti yavaş yavaş gelişmeye başlamıştır. Mücadele değişik biçimlerde yükselmiştir. Buna karşılık Amerikancı yönetimler boş durmamış halkın önderlerini infaz etmiş hapishanelerde öldürmüştür.
Tüm bu saldırıların tek amacı Amerikancı politikaların ülkemizde sürdürülmesidir. Amerika dünya halklarına “teslim olun, ıslah olun, değişin” demiştir. Ne yazık ki soldaki birçok oluşum öz itibariyle teslim olup, değişip ıslah olmuştur.
Ülkemiz iki yıldır “OHAL” ile yönetiliyor.  Bu süreçte Türkiye halklarına sokağa çıkmayın deniyor. Halklara “ağaç kökü yemesi” dayatılıyor. Yüz binlerce emekçi işinden atılıyor. Binlerce insan hapishanelere dolduruluyor.
Tam da bu koşullarda 9 Kasım 2016 tarihinde Kızıldere’den Ankara Yüksel’e bir su damlıyor. 30 Mart 1972 ‘de “ dönmeye değil, ölmeye geldik” diyen Mahir; 9 Kasım 2016 yılında “İşimi istiyorum” diyor. Türkiye halklarının teslim alınmasına “İşimi istiyorum” diyerek cepheden karşı çıkıyor Mahir. O gün Mahir’e maceracı vb. diyen oportünizm ve reformizm Yüksel’de ortaya çıkan mahirce işimi istiyorum diyen Nuriye ve Semih’e de maceracı diyor. Yani İşini istemek maceracılık oluyor. Yüksel direnişi büyüyor, 324 gün süren açlık grevine dönüştü, farklı illerde direnişler filizlendi.
30 Mart 2018’de Yüksel Caddesi direnişin kalesine dönüşmüştür. Tam da bu günlerde KESK yönetimi bütün solun kararıdır diyerek Yüksel Direnişçileri’ne “sendikamızı terk edin” çağrısında bulunuyor, KESK genel meclisinde karar alındığını, Kamu Emekçileri Cephesi dışında bütün solun bu karar etrafında ortaklaştığını söylüyorlar. Yani “işinizi istemeyin” deklarasyonunda birleşebiliyorlar.
OHAL’e hayır diye bir araya gelemeyen,
Kahrolsun Amerika Suriye’den defol diyemeyen,
Amerikan Bayrağı taşımak vatan hainliğidir diyemeyen,
Şeker Fabrikaları satılmasın diyemeyen,
Sur ve Cizre yakılırken bir araya gelemeyen,
30 Mart’ da direniş örmek için bir araya gelemeyen sol, Yüksel Direnişi karşısında nasıl da birleşmiş.
30 Mart 1972 tarihinde teslim olmayız diyenler bugün, 30 Mart 2018 tarihinde de “İşimizi istiyoruz, teslim olmayız” diyorlar. Bugün Yüksel’e teslim ol diyenler Mahirlerin adını ağzına almaya utanmalı. Amerikan bayrağı dalgalandıranlarla ortak platformlarda buluşan sol Mahir’in adını ağzına almamalı.
Bugün Kızıldere Yüksel’de yaşıyor. Savaş “İşimi istiyorum” talebiyle sürüyor, sürecek. Tek başımıza kalsak da direneceğiz, teslim olmayacağız!

SELAM OLSUN BU DİRENİŞ GELENEĞİNİ YARATANLARA!

KAMU EMEKÇİLERİ CEPHESİ


“...
Bilesin; kavgada Dadal, sevdada Karacayız.
Biz bu tarihin ve toprağın evladıyız.
Kime sorsan tanır bizi, evlad-ı Kerbelayız!
"Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik"
Görülmüş duyulmuş şey değildi teslimiyetimiz.
Kerbela'da Hüseyin, Kızıldere'de Mahiriz!”
Ümit İlter

30 Mart 1972’de Tokat'ın Kızıldere köyünde, kerpiç bir evde bir geleneğin, devrim yürüyüşünün ilk adımları atıldı. Mahir Çayan ve yoldaşları Deniz'lerin idamını engellemek için düştüler yola. Oligarşinin ‘Teslim olun' çağrılarını direnişle karşıladı ON'lar.
Kızıldere; doğum yerimiz, devrim yolunda dönüm noktamızdır. Kızıldere; Anadolu ihtilalinin öncülerinin yoludur. Kızıldere; teslim olmamanın, vefanın, devrimci dayanışmanın manifestosudur.
46 yıl önce Kızıldere'de Mahir'lerden devraldığımız devrim bayrağı bugün Şafak'ların, Berna'ların, Onur'ların, Leyla'ların omuzlarında daha da yükseldi. Kızıldere'de Mahir'lerin yaktığı o meşale devrim yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. Mahir'lerden Leyla'lara devrolan bayrak şimdi bizim elimizde. Teslim olmama geleneğimize yepyeni sayfalar ekleyeceğiz. Hala o kerpiç evin çatısından bakıyoruz bu hayata. Kızıldere'de doğduk, şimdi de ülkemizin tüm karışlarına taşıyoruz umudumuzu, devrim inancımızı. Şehitlerimizden aldığımız güçle erişeceğiz o büyük güne. Kavgamızdan bir adım dahi geri dönmeyeceğiz. İşte bu kararlılığımız, işte bu irademiz korkutuyor düşmanı. İşte bu yüzden saldırıyor faşizm, emperyalizm. Bitiremedikçe, daha da çoğaldığımızı gördükçe daha da saldırıyor. Bir kez daha diyoruz: Bitiremeyeceksiniz! Biz Kazanacağız! Faşizminizi yeneceğiz! Kızıldere'de Mahir’lerin yaktığı devrim meşalemizi söndürmeyecek, şehitlerimizden aldığımız bayrağı yere düşürmeyeceğiz!

KIZILDERE İHİTİLALİN YOLUDUR, DÖNÜLMEZ! TESLİM OLMAYANLAR YENİLMEZ!
KIZILDERE SON DEĞİL, SAVAŞ SÜRÜYOR!
MAHİR, HÜSEYİN, ULAŞ KURTULUŞA KADAR SAVAŞ!

ALİBEYKÖY HALK CEPHESİ


Özgür tutsağımız Yılmaz Viraner’in babası Ayhan amca 1 yıla yakındır mide kanseri tedavisi görmekteydi. Ayhan amcamız 29 Mart Perşembe günü saat 22’de vefat etmiştir.
Ayhan amca evini, yüreğini devrimcilere açan bir halk adamaydı.
30 Mart günü saat 11’de Tarsus Mezarlığına defnedilmiştir. Mersin TAYAD olarak Ayhan amcamızın son yolculuğunda yalnız bırakmadık.
Ayhan amcamızı, onun o esprili güzel sohbetlerini unutmayacağız. Ailemizin ve tüm sevenlerinin başı sağolsun.
MERSİN TAYAD


Berlin Halk Cephesi 30 Mart 17 Nisan Devrim Şehitlerini Anma Haftası dolayısıyla bir anma gerçekleştirdi.
30 Mart günü gerçekleşen anma tüm devrim şehitleri için saygı duruşuyla başladı. Daha sonra Kızıldere`de şehit düşen ON`lara ve onların devamcısı 16-17 Nisan şehitlerine dair bir yazı okundu.
Yazıda; Kızıldere`nin neden bir manifesto kabul edildiği ve teslim olmama geleneğinin nasıl, hangi koşullarda devam ettirildiği vurgulandı. Emperyalizmle karşı verilen mücadele örnekleriyle açıklandı.
30 Mart Şehitleri ile birlikte 12 Temmuz, 16-17 Nisan, ´96 Ölüm Orucu Direnişi şehitlerinin ve özellikle Avrupa hapishanelerindeki Özgür Tutsakların fotoğrafların da yer aldığı anmada Kızıldere`nin devam ettiği vurgulandı.
Yazının ardından devam eden sohbetlerde de devrimcilerin can bedeli sürdürdüğü direnişe daha fazla omuz verme çağrısı yapıldı.
Karşılıklı sohbetlerin olduğu anma yaklaşık bir saat sürdü.


Berlin Halk Meclisi bir süredir komisyon çalışmalarıyla sürdürdüğü kampanya çerçevesinde bir broşür hazırladı.
"Kreuzberg Bizimdir" başlığıyla hazırlanan broşürde, Berlin`de Türkiyelilerin yoğun yaşadığı Kreuzberg hakkında bilgiler verildi.
Türkiyelilerin ilk yıllardan bu yana karşılaştıkları sorunlara da değinen broşürde çözümün ortak mücadeleden geçtiği vurgulandı.
Ortak çalışma ile hazırlanan broşürün çoğaltılarak kampanya kapsamında halka dağıtılacağı öğrenildi.
Broşürün PDF halini linklerden indirebilirsiniz:

Gözaltılarınıza, Tutuklamalarınıza, Listelerinize Konserlerimizle Cevap Veriyoruz!
AKP iktidarının hayatı halka zindan etmeye çalıştığı bir süreçteyiz. Öyle bir süreç ki, günden güne zulmü daha da artıyor. Ve bu zulümden biz de nasibimizi alıyoruz.
Kültür merkezimiz son 1 yılda tam 4 kez basıldı. İşkencelerden geçirildik, saçlarımız yolundu. Tutuklandık, tecrit hücrelerine konulduk. Tahliye olduk, tekrar tutuklandık. Şu anda 11 üyemiz tutsak. Tutsak olmayan üyelerimiz ise aranır durumda.
Yetmedi... Aranan teröristler listesine konulduk, başımıza ödüller konuldu. Ailelerimizi, bizi öldürmekle tehdit ettiler.
Biz ise "bir kar makinası" olma misyonuyla çıktığımız yolda, en karanlık dönemleri bile aşacağımıza olan sonsuz inançla adımlıyoruz engebeli, dolambaçlı, sarp yolları...
Faşizm Grup Yorum'u yasaklayamaz, engelleyemez diyoruz. Grup Yorum halkın tüm evlerinde, Grup Yorum her yerde diyoruz.
Faşizmin listelerine bestelerimizle, konserlerimizle cevap veriyoruz...
2011 yılından beri her yıl geleneksel olarak düzenlediğimiz Bağımsız Türkiye Konseri, 3 yıldır yasaklanıyor. 3 yıldır tanımadık yasaklarını. Alanları, meydanları yasakladılar, tüm ülkeyi konser alanına çevirdik. Konduların damlarında, kamyon kasalarında konserler verdik.
Bu yıl da tanımıyoruz faşizmin yasaklarını. Bu yıl da Bağımsız Türkiye Konserimizin 8.sini her şeye rağmen yapacağız.
Bu sefer daha önce talep etmediğimiz bir şeyi istiyoruz sizlerden... 29 Nisan Pazar günü saat 16.00'da bilgisayarınızın, telefonunuzun başında olun. Ve Grup Yorum'un 8. Bağımsız Türkiye Konserini izleyin.
Çünkü bu yıl konserimiz, internet konseri olacak. İnternetten canlı yayınlayacağız konserimizi.
Canlı yayın adresini, konser günü ve saatinde sosyal medya hesaplarımızdan duyuracağız.
Tüm halkımızı, 29 Nisan Pazar günü saat 16.00'da internet konserimize bekliyoruz.
Grup Yorum Bizim Evde, Grup Yorum Her Yerde!
Listelerinize Konserlerimizle Cevap Veriyoruz!



Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Bülteni
SAYI: 51  /   TARİH: 30 Mart 2018
KIZILDERE İHTİLALİN YOLUDUR, DÖNÜLMEZ! TESLİM OLMAYANLAR YENİLMEZ!
Emperyalizm Türkiye ve Dünya Halklarını
Silahsız, Umutsuz ve İnançsız Bırakmak istiyor.
Emperyalizme Bu Zaferi Tattırmayacağız!
ZAFER DİRENEN VE SAVAŞAN DÜNYA HALKLARININ OLACAKTIR!
ÇÜNKÜ BİZ VARIZ!
Türkiye ve Dünya Halkları!
Emperyalizmle ve Faşizmle Barışı, Silah Bırakmayı, REDDEDİYORUZ.
Çünkü Barış ve Silah Bırakmak, TESLİM OLMAKTIR.
Halkımıza ve Dünya Halklarına İlan Ederiz Ki;
“Barış süreci” adı altında sürdürülen tüm politikalar, ALDATMA ve TESLİMİYETTİR.
Sömürücülerle, zalimlerle barışmayı ve silahsızlanmayı reddedelim!
Halkımız!
20. ve 21. Yüzyılın tüm “barış”ları kanıtlamıştır ki:
GERİLLA SAVAŞI,SİLAHLI MÜCADELE  AKAN KANIN SEBEBİ DEĞİL, SONUCUDUR!
Gerillanın silah bıraktığı hiçbir yerde, akan kan DURMAMIŞTIR!
SONUCU ORTADAN KALDIRMAKLA SEBEP ORTADAN KALKMAZ!
Yol Bellidir:
Halkların kanının dökülmesini durdurmanın, anaların gözyaşını dindirmenin tek yolu vardır:
DEVRİMLE ZULMÜN İKTİDARINI YIKMAK VE HALKIN İKTİDARINI KURMAK!
Tek Yol Devrimdir, Devrimin Yolu, Partimizin Yoludur
Türkiye halklarının kurtuluş yolu, Parti-Cephe tarafından çizilmiş, bu yol Mahirlerin kanıyla aydınlatılmıştır. Türkiye halklarını bu yolda Partimizin önderliğinde birleşmeye ve savaşmaya çağırıyoruz.
1972: Kızıldere'deydik. "Buraya Dönmeye Değil Ölmeye Geldik" dedik... Öldük. Devrimin manifestosunu yazdık.
1978: İnkarcılığa, tasfiyeciliğe bayrak açıp, "Yolumuz Çayanların Yoludur" dedik, savaştık.
1984: "Teslim olmayacağız" dedik, öldük, karanıkları yaran şimşek olduk. 
1992: "Bayrağımız Ülkenin Dört Bir Tarafında Dalgalanacak" dedik... Dalgalandırdık.
1994: Artık vaktidir dedik. Türkiye halklarının kurtuluş yoluna önderlik edecek bir Partisi ve Cephesi vardı artık.
1990-2000: "Siz Bizim Teslim Olduğumuzu Nerede Gördünüz" dedik kuşatılan her üssümüzde. Gülerek kucakladık ölümü. Tarihe gelenekler, destanlar armağan ettik.
2000-2007: "Ya düşünce değişikliği ya ölüm" dediğinden emperyalizm; aynı Kızıldere'deki gibi, öldük, yenilmedik. 122 kez öldük, devrimi, sosyalizmi, Marksizm-Leninizmi yaşatmanın onurunu taşıdık.
2017: Silah bırakmaların, teslimiyet ve tasfiyenin kol gezdiği bir dünyada, "Silahsız Üç Gerilla Ne Yapabilir?" diye sorduk, yangınlara dalıp silahlarımızı kuşandık. Sıktığımız her kurşun, emperyalizmi, teslimiyeti ve tasfiyeciliği vurdu.
2018: Bizi kemiklerimize kadar yok etmek isteyen düşmanın politikalarının karşısında Bilgehanların Leylaların kurşunları ve roketleriyle tarihe yeniden yazdık: "Kurtuluşa kadar savaş!"
1- EMPERYALİZM BEYİNLERİMİZİ TESLİM ALMAK İSTİYOR
1900'lü yıllar, dünyanın ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel, askeri, ideolojik, bilimsel en büyük değişimleri geçirdiği bir yüzyıldır. Bu yüzyıl boyunca, dünyaya dinamizm kazandıran, ekonomik, siyasi, sosyal, bilimsel gelişmelerin önünü açan sosyalist sistemin ve ulusal ve sosyal kurtuluş hareketlerinin varlığıdır.
Sosyalizmin ve ulusal sosyal kurtuluş hareketlerinin olmadığı bir dünya, sönmüş bir yıldız gibidir. Dünyanın gerçek kıyameti işte budur. 
Emperyalizm, 1990'ler ve 2000'ler boyunca, sosyalist ülkeleri komplolarla, karşı-devrimlerle yıkıp, ulusal ve sosyal kurtuluş hareketlerinin önemli bir bölümü teslim alarak, siyasi ve askeri bir üstünlük sağladı. Ancak bu emperyalizme yetmezdi. Emperyalizm bu yıllar boyunca temel politikasını, beyinleri teslim almaya göre şekillendirdi.
Emperyalizmin beyinleri teslim alma politikası doğru değerlendirilemezse, pratikteki hiçbir gelişme doğru değerlendirilemez. Ne emperyalist işgallerin amacı, sadece petroldür, ne 19 Aralık katliamının sebebi, bir hapishane modelini kabul ettirmekten ibarettir.  
Emperyalizmin son 30 yıllık politikalarının temel amacı, beyinleri teslim almak, halklarda emperyalizme direnilemez, mücadele edilemez, devrim yapılamaz düşüncesini yaratmaktır. 
19 Aralık katliamının amacı budur, 
Irak'a karşı uygulanan ve 500 bin çocuğun ölümüne yol açan ambargonun amacı budur.
Irak'ın işgalinin amacı budur.
Balkanların paramparça edilmesinin amacı budur.
Libya'nın Nato tarafından taş üstünde taş kalmayacak şekilde bombalanmasının amacı budur.
Saddam'ın asılmasının, Kaddafi'nin linç edilmesinin amacı budur.
"Terör listeleri"nin amacı budur.
Emperyalizm, tüm bu politikalarıyla,
emperyalizme karşı DİRENİLEMEYECEĞİ,
günümüz dünyasında EMPERYALİZMİN DAYATMALARINA karşı çıkılamayacağı,
karşı çıkanların bunun bedelini pahalıya ödeyeceğini... beyinlere yerleştirerek,
emperyalizme karşı olan tüm güçleri, tüm ülkeleri, örgütleri ve kişileri teslim almak istemiştir.
Emperyalizm bu politikasıyla, birçok ülkeyi ve örgütü teslim almıştır. PKK'ye, Cemil Bayıklar'a “Biz ABD’nin Kürdistan’da, bölgede kendisine göre istikrar yaratmasına bir şey demiyoruz. Kendi çıkarlarına göre düzenleme yapabilir.” (Özgür Politika, 20 Haziran 1999) dedirten budur.
Bir çok gerilla örgütünün liderlerine beyaz gömlek giydirip, katilleriyle el sıkıştıran budur.
Fakat emperyalizmin bu politikası, kesin bir başarıya ulaşamamıştır.
Çünkü bir tek gücün bile, bir tek siyasi hareketin bile, bu dayatmayı kabul etmediği bir dünyada, emperyalizm nihai zafer elde etmiş olmaz.
İşte tam bu noktada, tüm dünya halkları önünde başımız dik, alnımız açık şunu söylüyoruz: BİZ VARIZ!
2- BİZ VARIZ!
Emperyalizmin, askeri, politik, psikolojik, ideolojik tüm saldırıları altında, tek başımıza kalma pahasına, yüzlercemizin ölmesi pahasına, Marksizm-Leninizmden sapmadık, devrim iddiamızdan, sosyalizme inancımızdan vazgeçmedik. 
Bugünün dünyasında tek başına kalmayı göze almadan halkları ihtilale katmak, sosyalizme ulaşmak mümkün değildir.
Bugünün dünyasında fiziki imhayı göze almadan Marksizmi-Leninizmi savunmak, bağımsız bir vatan yaratmak, devrimci halk iktidarını kurmak mümkün değildir.
Bu iradeye, bu ideolojik netliğe sahibiz. İşte bu güç ve güvenle diyoruz ki:
Emperyalizmin gerçekte hiçbir yeniliği olmayan "yeni dünya düzeni" karşısında BİZ VARIZ.
Üç tekelcinin gelirinin tüm Afrika kıtasının gelirinden daha fazla olduğu bu adaletsizlik karşısında BİZ VARIZ.
Dünya halklarını açlıkla, işsizlikle, uyuşturucu, fuhuş ve kumarla teslim almam isteyen politikaların karşısında BİZ VARIZ.
Irak'ta, Afganistan'da, Libya'da, Suriye'de, milyonlarca insanı katleden ve hiçbir haklı ve meşru gerekçesi olmayan EMPERYALİST İŞGALLERİN karşısında BİZ VARIZ.
Halkları düzen içine hapsetmenin aracı olan parlamentoculuğun, halklara ihanet demek olan ABD işbirlikçiliğinin, AB işbirlikçiliğinin karşısında BİZ VARIZ.
“Devrimler çağı bitti, sosyalizm öldü!” diyenlerin karşısında, Marksizm-Leninizmin bayrağıyla BİZ VARIZ. 
Kimisi, dünya halklarını "demokrasicilik oyunuyla" aldatmak, kimi dünya halklarına gözdağı vermek amaçlı, tüm uluslararası emperyalist kuruluşların, NATO'nun, BİRLEŞMİŞ MİLLETLER'in, AVRUPA BİRLİĞİ'nin karşısında BİZ VARIZ.
Halkların tek kurtuluş yolunun iktidarı hedefleyen bir silahlı mücadeleden geçtiğini cüretle, kararlılıkla söylemeye devam eden BİZ VARIZ. 
Devrimci Halk Kurtuluş Partisi ve Cephesi olarak, 24 yıldır, emperyalizme, oligarşiye karşı savaşıyoruz.
Emperyalizmin ve düzeniçileşen tüm sol güçlerin halkları aldatmasının bir aracı haline gelen “barış” politikalarının içyüzünü açığa çıkarmak, ideolojik mücadele açısından zorunludur. Halklar ve dünyanın tüm ulusal ve sosyal kurtuluş savaşçıları, beyinlerini bu aldatmacadan kurtarmalıdırlar
Partimizin kuruluş yıldönümü açıklamamızı, işte bu nedenle bu konuya ayırdık. 
3- BARIŞ TALEBİ, HALKLAR AÇISINDAN MEŞRU, SİYASİ HAREKETLER AÇISINDAN TESLİMİYETÇİLİKTİR.
BİR: Barış talebi, halklar açısından meşrudur. Halkın barış talebinin haklılığı ve meşruluğu, binyılların acılarından ve gözyaşından gelir.
Devrimci siyasi önderliğin görevi, halkın talebini küçümsemek veya yadsımak değil, akan kana ve gözyaşına son vermenin yolunu göstermektir. Bu nedenle, Kürt halkının, Latin halklarının ve yeryüzündeki tüm halkların acılarına son verilmesini istemesi, tarihsel sınıfsal bir taleptir.
Savaşta hiçbir fedakarlıkta bulunmayıp barışın bayraktarlığını yapan küçük burjuvaziyle halkın talebini farklılaştıran budur. Halklar, barışı isterken de, ulusal kurtuluşları için, sınıfsal kurtuluşları için onbinler, yüzbinler, milyonlar halinde ölmeyi bilmişlerdir. Anadolu Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu halkları, 1. Emperyalist paylaşım savaşında Sovyet halkları, bir yandan barış talep ederken, bir yandan da savaşmış, ölmüşlerdir.
Günümüz dünyasında, halklar için özgürlük, bağımsızlık, adalet, eşitlik, refah getirecek hiçbir şey yoktur. Devrimciler, vatanseverler, halkımıza bunu göstermekle yükümlüdürler. 
İKİ: Emperyalizmin tüm dünyada mutlak egemenliği için işgallere başvurduğu, tek tek her ülkede direnenlere, savaşanlara karşı katliamlar gerçekleştirdiği, terör listeleriyle insan avını yasallaştırdığı, ekonomik adaletsizliğin tüm insanlık tarihinde görülmemiş boyutlara ulaştığı bir dönemde, herhangi bir siyasi hareketin "barış"ı savunması, emperyalizmin bu dayatmasına boyun eğmek ve halkların haklılık ve meşruluğunun inkarıdır.
4- HALKLARI SÖMÜRENLER, KANI DURDURAMAZ!
"Kan dursun, anaların gözyaşı dinsin" talebi, soyut bir taleptir. Öncelikle şu iki sorunun sorulması gerekir:  
- Kanı akıtan kim?
- Anaları ağlatan kim?
Halkların kanı, binyıllardır akıyor. Halkların kanının dökülmesinin sebebi, sömürücü sınıfların baskı ve zulmüdür.
Kan dökmeden sömüremezler ve kan dökmeden yönetemezler.
Avrupa emperyalist ülkelerine bakıp, “bakın onlar da sömürüyor, ama kendi halklarını katletmiyorlar” itirazı, emperyalizm gerçeğini yadsımaktır. Onlar da kan döküyor. Hem de herhangi bir yeni-sömürge ülkenin döktüğünün ve dökebileceğinin onlarca, yüzlerce katını döküyorlar. Kendi topraklarında değil, sömürge ülkelerin topraklarında döküyorlar. Ama örnekleriyle biliyoruz ki, emperyalizm sömürüsünü sürdürmek açısından gerekli gördüğünde, kendi halkını da katletmekte bir an bile tereddüt etmez.
O halde “kan dursun” talebi, sınıf mücadelesinin reddedilmesidir. Halklarının kanının dökülmesini durdurmanın tek yolu, KAN DÖKENLERİ İKTİDARDAN ALAŞAĞI ETMEKTİR. Bu, devrimdir.  
5- HER BARIŞ ANLAŞMASI, İRADEYİ DÜŞMANA TESLİM ETMEKTİR
Savaş iradeler çarpışmasıdır. Uzlaşma, teslimiyet, tasfiye çizgisine girenler, iradelerini düşmana teslim etmiş olurlar. İradesizleşmek siyasal ölümdür.
İradesi Marksizm-Leninizm olanların tercihi savaşmaktır.
Silahlarımız, irademizi temsil eder.
Silahlarımız, irademizi korur ve güçlendirir.
Halkın devrimci iktidarı için savaşan gerilla ordusu, halkın silahlı iradesidir.
Gerilla halkın emperyalizme ve faşizme karşı savaşıdır. Gerillasız savaş olmaz. Silahsız gerilla olmaz.
Gerilla, halkın tarihinin savunulması, halkın geleceğinin inşasıdır. Gerilladan da, silahlarımızdan da vazgeçmeyeceğiz. Silah bir demir yığını değildir.
Silah, beynin düşmanı imha eden gözüdür, yüreğin düşmana aman vermeyen kararlılığıdır. Hayatın ve doğanın sunduğu ve halkın ulaşabildiği her şey silahtır. Bu silah en büyük, en devasa silahları çaresiz bırakabilir. Bizim tarihten öğrendiğimiz budur. Bizim anti-emperyalist, anti-faşist bilincimiz budur.
Gerillanın tek yanlı silahsızlanmasının, tek yanlı ateş kesmesinin tarihsel, siyasal, askeri anlamı ise BİR TARAFIN DİĞER TARAFA TESLİM OLMASIDIR. SAVAŞINDAN VAZGEÇMESİDİR.
Hiçbir barış, uzlaşma sürecinde gerçek anlamda "taraflar" ve "masa" yoktur. “Masa” göstermeliktir. Bir taraf diğer tarafa iradesini kabul ettirmiştir. Bütün süreç artık iradesini karşı tarafa kabul ettiren tarafın belirleyiciliğinde gelişir.
İradesizliğin belgesi; 57'de 56: FARC ile Kolombiya hükümeti arasında yapılan anlaşmanın akıbeti, bu gerçeğin çok açık ve net bir kanıtıdır.
Kolombiya Hükümeti ile FARC, "masada" 57 maddelik bir plan hazırlayıp anlaştılar. İki taraf da anlaşmayı imzaladı.
Fakat Kolombiya hükümeti, referandumda anlaşmanın reddedildiği gerekçesiyle, 57 maddelik anlaşmanın 56 maddesini (yani bir madde hariç hepsini) değiştirdi ve FARC'ın önüne koydu.
Silah bırakan, karşı tarafın iradesini kabul eden FARC'ın artık yapacak hiçbir şeyi yoktur.
İtirazsız, Kolombiya oligarşisinin hazırladığı planı kabul etti. Bunun adına "anlaşma" denilebilir mi şimdi?
Hiçbir "barış" sürecinde anlaşma yoktur. Tek gerçek teslimiyettir. Teslimiyeti halklara kabul ettirebilmek için adına "anlaşma", "masa", "müzakere" denilen bir tiyatro oynanmaktadır.
Kolombiya devleti, "barış müzakereleri" sırasında da FARC üye ve taraftarlarına yönelik 500’e yakın infaz gerçekleştirmesine rağmen, FARC, "müzakerelerden" vazgeçecek iradeyi gösterememişti. Çünkü belirttiğimiz gibi, o masaya oturmak zaten İRADESİZLEŞMEDİR.
İradesiziliğin El Salvador örneği: El Salvador'daki Halk Kurtuluş Savaşı, Ocak 1992’de BM’nin gözlemciliğinde, El Salvador hükümeti ile FMLN arasında Mexico City’de imzalanan “barış anlaşması”yla sona erdi. El Salvador'da iç savaşta 75 bin ölü vardı.
"Anlaşma"nın en önemli maddelerinden üçü şuydu:
- Ulusal Polis, Milli Muhafızlar ve Hazine Polisi’nin tasfiye edilmesi
– Ordunun sivil otoriteye ve yasalara tabi olacak şekilde yeniden düzenlenmesi
- suçluların tespitini ve yargı önüne çıkartılmalarını sağlamakla yükümlü Hakikât Komisyonu’nun kurulması.
İlk iki madde, gerçekleşmedi. Fakat, Hakikat Komisyonu kuruldu. Komisyon, 15 Mart 1993 günü raporunu yayınladı. 22 bin kişinin katledilmesi, kaybedilmesi ve işkence yapılması belgelendi, suçlular, isim isim tesbit edildi.
Peki sonra ne oldu?
15 Mart 1993'de rapor açıklanmıştı.
20 Mart 1993’te, yani raporun açıklanmasından sadece 5 gün sonra, hükümet, tüm katliamcılara, işkencecilere, kaybedenlere "koşulsuz genel af” çıkardı. Hükümet, "ne barışı?!" diyordu.
Ve silahsızlanan, dişleri, tırnakları sökülmüş, iradesizleştirilmiş FMLN, bu gelişme karşısında kılını bile kıpırdatamadı.
"Barış"tan sonraki iki yıl içinde, FMLN'nin 36 üyesi kontrgerilla tarafından katledildi. FMLN'nin misilleme yapacak, hesap soracak silahı yoktu. Beyninde hesap sorma düşüncesi yoktu. Her katliamdan sonra "kınama" yayınladılar.
6- GERİLLA SAVAŞI, AKAN KANIN SEBEBİ DEĞİL SONUCUDUR. SİLAH BIRAKILSA DA HALKIN KANI AKMAYA DEVAM EDER.
Gerilla savaşını durdurmak (ateşkes veya barış), ne sonucu ne de nedeni ortadan kaldırır. SEBEP YERİNDE DURDUĞU gibi, kan akması da farklı biçimlerde sürer. Gerilla savaşının bir “barış”la, yani teslimiyetle bittiği her ülkede bu böyle olmuştur.
- El Salvador'da "barış döneminde" öldürülenlerin sayısı, birkaç sene içinde iç savaşın en şiddetli şekilde sürdüğü 1981-84 yılları arasında öldürülen insan sayısını geride bıraktı. Bir El Salvadorlu şöyle anlatıyor: “durum eskisinden de kötü… Eskiden politikaya bulaşmazsanız öldürülmezdiniz, şimdi evinizde bile öldürülebilirsiniz.” Araştırma, cinayetlerin çoğunun sokakta ve evde gerçekleştiğini, öldürülenlerin de dünyadaki en genç cinayet kurbanları olduğunu söylüyordu. (Orta Amerika Üniversitesi, 1997 El Salvador Raporu)
2016'da El Salvador'da günde 15 kişi cinayetler sonucunda ölmeye devam ediyor.
- Güney Afrika, "Barış"la kanın durmayacağına ilişkin en önemli örneklerden biridir.
Güney Afrika tarihinin "en kanlı" dönemlerinden biri, Afrika Ulusal Kongresi (ANC) lideri Nelson Mandela’nın hapisten çıktıktan sonra “barış sürecini” başlattığı 1991 yılı ile ANC’nin seçimleri kazandığı 1994 yılları arasıdır.
Bu dönemde ANC’nin onlarca önder kadrosu sokak ortasında katledildi, faşist devlet terörü bu üç yılda tam 20 bin kişiyi katletti. ANC, buna karşı “savaşa devam” diyemedi. 
"Barış"la ANC'nin iktidar olmasından sonrası da çarpıcıdır: ANC döneminde cinayetlerin sayısı, önceki dönemleri de geride bıraktı.
Yalnızca 1995 yılında 220 bin 990 adli saldırı oldu, 26 bin 637 kişi öldürüldü. Bu rakam, 1984-1994 arasındaki on yılda gerçekleşen "siyasi ölümler"den daha fazladır. Ve aynı yıl, barışın hüküm sürdüğü 1995'de, 47 bin 506 tecavüz ve 120 bin 952 hırsızlık oldu. Yani, 1995 yılında, barış koşullarında her gün 52 kişi öldürüldü, 30 dakikada bir tecavüz gerçekleşti Güney Afrika'da.
İşte barış!
Bu ölümlerin sebebi, mafyalaşma, çeteleşme, devletin bu çeteleşmenin içinde yer alması, yoksullaşma, yozlaşmadır.
Bir halkın silahlı kurtuluş mücadelesi, bu tür suçlar karşısında bir barikattır aynı zamanda.
Barış sürecindeki tüm rakamlar bu gerçeği gösteriyor. 
Güney Afrika'ya dair son bir rakam daha: “Barıştan” sonra ülkedeki ortalama insan ömrü 12 yıl kısaldı.” (Mandela’nın Afrika’sı: Yoksulluk, açlık ve katliam)
- "Barış" yapılan bir başka ülkeye, Kuzey İrlanda,
Kuzey İrlanda’da iç savaş sırasında toplam 3 bin 600 kişi katledildi. 1998'de İRA silahlı mücadeleye son verdi.
1998 yılından 2014 yılına kadar gerçekleşen intiharlarda ise toplam 3 bin 859 kişi yaşamını yitirdi. "Barış süreci"yle birlikte ülkedeki intihar oranı ikiye katlanmıştı.
Tesadüf mü? Elbette hayır.
Umutsuzluğun, idealsizleşmenin, yoksulluğun, çaresizliğin bunalımıdır bu.
- Guatemala örneği; Barıştan sonrasına dair anlatılan şudur:"Savaş sırasında evet ölümler oluyordu şimdi daha fazla... Bu şiddet daha önce olmayan bir şiddet. bütün ülkede çok fazla.. Bir kişiyi 30-40 quetzal'a ortadan kaldırabilirsin... Hükümet mafya ile iç içe... Ülkenin büyük bir parçası devlet ile uyuşturucu ticaretinde... bütün bu şiddet nedeni olan uyuşturucu ticareti..." (Gerillanın Barışı, 117-118)
Mafyacılar, faşist çeteler cirit atıyor, yoksulluk diz boyu ve ölen halk; ve bunun karşısında hiçbir güç yok.

- Kolombiya örneğinde de rakamlar şunu söylüyor:
FARC'ın silah bıraktığı yıl, daha aradan bir kaç ay geçmeden, uyuşturucu çeteleri ve başka mafyacı, karşı-devrimci gruplar, halk üzerinde terör estirmeye başladı. Ülkedeki gasp vakaları 2007-2015 yılları arasında beş kat çoğaldı. Demokratik mücadelede öne çıkanlara, insan hakları kuruluşlarının yöneticilerine, köylü önderlerine yönelik infazlar 2014-2015 yılları arasında % 13 arttı.
"Bacrim" adı verilen çeteler, gerillanın hakim olduğu bölgeleri ele geçirmek için halka saldırıyor.
Cinayet oranı en yüksek 10 ülke sıralamasında, "barış anlaşmaları" ile gerilla savaşına son verilen ülkeler baş sıralarda bulunuyor:
- El Salvador, her yüz ölümden 41.2'si cinayet sonucu ölüm.
- Guatemala, % 39.9
- Güney Afrika, % 31
(21 Mayıs 2017, basın)
Görüldüğü gibi, silahlar susunca, yani gerilla savaşına son verince, kan durmuyor. Halka karşı savaş çeşitli biçimlerde sürüyor. Sürmeyen, halkın kurtuluş savaşıdır.
"Barış anlaşmaları"na dair, başka örnekler de verilebilir. Örneğin, birçok "barış anlaşması"nda, toprak reformu yapılması yazılıdır. Ama bugüne kadar bir metre toprak dağıtıldığı görülmemiştir.
Hukuk reformları, anayasal değişiklikler yazılmıştır "barış anlaşmaları"na. Hiçbiri gerçekleşmemiştir.
Çünkü gerçekleşmesi için koşullar yoktur.
Bir taraf teslim olmuştur. Diğeri, sınıflar mücadelesindeki rakibini teslim almıştır.
Teslim alanın, artık hiçbir iradesi kalmamış bir tarafın taleplerini kabul etmesi için bir neden yoktur.
O yüzden, 1980'lerden bu yana, dünya çapında yaşanmış tüm "barış anlaşmaları"nı gözönünde bulundurarak diyebiliriz ki, "barış anlaşması" diye bir şey yoktur. Anlaşma dedikleri, sadece TESLİMİYETİ KABUL EDİLİR HALE GETİRMEK İÇİN ve HALKLARI BU POLİTİKA DOĞRULTUSUNDA ALDATMAK İÇİN kullanılan bir araçtır.
ANLAŞMA, İMZALANDIĞI AN BİTER!
Çünkü artık beyaz bayrak kaldırılmıştır ve yenenler, yenilenlerin üzerinde tepineceklerdir.
Barış anlaşması, işte bu yüzden, bir gerilla hareketi için, emperyalizmi ve faşizme karşı savaşta onbinlerce şehit veren halklar için, bir yenilgidir, aşağılanmadır, ezilmedir, çaresizleşmektir.
7- GERİLLA SAVAŞI, GELECEK İÇİN KURTULUŞ UMUDU, YAŞANILAN DÖNEM İÇİN, FAŞİZME, YOZLAŞMAYA KARŞI BARİKATTIR.
Guatemala’da eski bir gerilla, barış öncesiyle barış sonrasının farkını soran gazeteciye şu cevabı veriyor:
"o zaman umudumuz vardı, çünkü elimizde silahımız vardı... şimdi hiçbir şeyimiz yok."
“Barış” sonrasının özeti budur: halkların umutsuzlaşması.
Halkları umutsuzlaştırmak, ideolojik bir saldırıdır.
Gerillanın silah bırakmasının üç önemli sonucu vardır:
1- gerillanın teslim olup silahsızlandığı her yerde, gerillanın boşluğunu mafyalar, çeteler doldurmaktadır.
2- Gerilla savaşının bittiği yerde, dincilik, kadercilik, milliyetçilik, düzen için güçlere yönelim güçlenmektedir.  
3- Gerilla savaşının bittiği yerde, yozlaşma bataklığı hızla büyümektedir. 
Bunlar kaçınılmaz sonuçlardır.
Hep duyarız;
"en zor savaş, barıştır", "barışmak savaşmaktan zordur", "inadına barış", "silahları susturmak büyük bir irade gerektirir"...
Her kelimesi kopkoyu bir demagojidir. Yalandır. Aldatmadır.
Burada egemen sınıflara karşı bir inat da yoktur. Tersine, egemen sınıfların insafına sığınma vardır.
Hiçbir barış anlaşmasında silahlar SUSMAMIŞTIR. Susan, sadece halkın silahlarıdır. Faşist yönetimlerin silahları konuşmaya devam ediyor ve barış anlaşmasını imzalayan tüm reformist oportünist teslimiyetçiler de bu gerçeği biliyor ve kabul ediyor.
Bu yılki Newroz'da, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde tüm oportünist ve reformist kesim, hep birlikte "barış" sloganları attılar yine. Barış istediler. Sınıflar mücadesinin, AKP faşizminin saldırıları altında, bu nakaratı tekrarlayıp durmanın hiçbir anlamı, siyasi işlevi yoktur. Barış sloganı, bugün artık, politikasızlığın sloganıdır.
- Emperyalizm karşısında, faşizm karşısında bir politikası olmayanlar,
- Kürt milliyetçiliğinin işbirlikçiliği karşısında bir politikası olmayanlar,
"barış" demeye devam ediyorlar.
Ateşkeslerden, sınır dışına çekilmelerden, ABD işbirlikçiliğinden doğan boşluk ortamında gelişen yozlaşma ise, Kürt milliyetçi hareketinin hiçbir şekilde gündeminde değildir.
Mafyacılara ve çeteleşmeye karşı, dinciliğe ve milliyetçiliğe karşı, yozlaşmaya karşı sadece Cephe vardır. Çünkü savaşan ve savaşma kararlılığını sürdüren sadece Cephedir.  
8- “BARIŞ” POLİTİKALARI, ŞEHİTLERE İHANETTİR
ŞEHİTLERİMİZE DEVRİM SÖZÜMÜZ VAR VE O SÖZÜ TUTACAĞIZ!
Dünya halklarının emperyalizmden ve faşizmden kurtuluş mücadelelerinin bayraktarları, şehitleridir. Ödenen her bedel, verilen her can, yola çıkarken ortaya konulan idealler içindir. Kim ki o ideallerden, hedeflerden vazgeçiyorsa, ŞEHİTLERİNE İHANET EDİYOR DEMEKTİR.
El Salvador'da, Guatemala'da, Meksika'da silah bırakanlardan FARC ve PKK'ya kadar, onbinlerce şehit verip de ulusal ve sınıfsal kurtuluş hedeflerinden VAZGEÇENLER, kesin ve açıktır ki, şehitlerine ihanet etmişlerdir.
Onların uğrunda can verdikleri idealleri, emperyalistlerle, faşist diktatörlerle oturdukları barış masalarında teslim etmişlerdir.
Oysa halkların özgürlük mücadelelerinin tarihi, şehitlerimizin kanıyla yazılmıştır. 
Başımızın dik olduğu her anı, onlara borçluyuz.
Şehitlerimiz açmıştır bize bağımsızlık ve özgürlüğün yolunu.
Ufkumuza yürümemizi onların akıttığı kana borçluyuz.
30 Mart-17 Nisan, bizim için devrim şehitlerimizi anmanın tarihsel günleridir.
Onların varlığı, savaşın ve barışın ne demek olduğunu bize sürekli hatırlatır.
Onları katledenlerle barışmak, onlara ve ideallerimize, halkımıza ihanettir.
Dört bir yanı, ihanet, teslimiyet ve tasfiye rüzgarlarının sardığı, bir çok ülkede şehitlere ihanet edildiği bu koşullarda;
DÜNYA HALKLARININ BAĞIMSIZLIĞI, ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN CAN VEREN TÜM ŞEHİTLERİ SAHİPLENDİĞİMİZİ, HEPSİNİ TARİHSEL KAVGAMIZIN ŞEHİTLERİ SAYDIĞIMIZI İLAN EDİYORUZ.
Halklar için canını veren hiçbir şehit, boşuna ölmemiştir. TÜM ŞEHİTLERE, hepsinin bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm özlemlerinin, ekmek ve adalet özlemlerinin temsilcisi olma SÖZÜNÜ VERİYORUZ. 
ŞEHİTLERİMİZE DEVRİM SÖZÜMÜZ VAR.
Bu sözümüzü bugünü kadar çiğnemedik, bundan sonra da çiğnemeyeceğiz. Sözümüzü tutacağız. Sözümüzü tutmak, kurtuluşa kadar savaşmaktır.
İşte bu nedenle, barış, uzlaşma, silah bırakma bizim hep uzağımızda olacak.
1971 1 Haziran Maltepe direnişinden, 50 yıllık revizyonizmi, 51 saatlik direnişimizle kırdığımız o büyük direnişten bu yana, şehitlerimiz uzlaşma ve tasfiyeye karşı açık tavır almamızın sebeplerindendir.
Şehitlerimiz bizim aklımızdır, şehitlerimiz bizim yüreğimizdir, şehitlerimiz bizim ruhumuzdur, şehitlerimiz ufkumuzdur, inancımızdır, şehitlerimiz kinimizdir, uzlaşmazlığımızdır. Tarihin ve halkın tüm değerlerinin toplamıdır şehitlerimiz. 48 yıllık tarihimizin yaratıcısı, sahibidir şehitlerimiz. Yolumuzu ilk çizen de, o yolun gideceği yönü belirleyen de, menzili gösteren de şehitlerimizdir.
Kızıldere'de şehitlerimizle çizildi yolumuz. 1978-80, anti-faşist mücadeledeki şehitlerimizle pekişti kararlılığımız. 1984, 1996, 2000-2007 ölüm oruçlarıyla belirlendi yönümüz. 1992'de Çiftehavuzlar'da devrim ve sosyalizmin dalgalandırıldığı direnişle belirlendi menzilimiz. Dersim dağlarından Toroslara, Ege’den Karadeniz’e dağları kanlarıyla sulayan şehitlerimiz, halk kurtuluş savaşında ısrarımızın adı oldular.  
Onlar bizim için sadece “geçmiş” değildir.
Öyle olsaydı, bizim de sonumuz tüm oportünist, reformist, milliyetçi hareketler gibi olurdu.
Hayır, şehitlerimiz bugünümüzdür. Onlar bizim çizgimizde ideolojik bir güçtür.
Onlar bizim çizgimizde siyasi bir zaferdir.
Bizim çizgimiz Marksizm-Leninizmdir, sosyalizmdir, proletarya diktatörlüğüdür.
9- DEVRİMCİ HALK KURTULUŞ PARTİSİ-CEPHESİ, 48 YILDIR, KURTULUŞ YOLUNDADIR
Bugün dost veya düşman, çok geniş bir kesimin kabul etmek durumunda kaldığı gibi, Cephe çizgisi, işçisiyle, kamu emekçisiyle, özgür tutsaklarıyla, gençliğiyle, yoksul gecekondulularıyla, tutsak yakınlarıyla, mimar mühendisleri ve avukatlarıyla, sakatlarıyla, milisleri ve savaşçılarıyla HER KOŞULDA DİRENEN tek güçtür.
Cephe'nin memuru da direnir, mimarı da... Cephe'nin uyuşturucu bağımlısı da direnir, avukatı da. Cephe'nin çocuğu da direnir, 70 yaşındaki insanı da. Cephe okullarda da direnir, mahallelerde de. Silahlı alanda da vardır, silahsız alanda da.
Türkiye devrimci mücadele tarihinin hemen tüm destanları, Cephe’nin damgasını taşır.
Peki neden böyle olmaktadır?
Çok sormuşuzdur bu soruyu.
Reformizmin, revizyonizmin cevaplamaktan hep kaçtığı ve korktuğu bir sorudur.
Biz, 1970 Aralığında, Mahir Çayan ve yoldaşlarının önderliğinde kurulan Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi'nin (THKP-C'nin) devamıyız.
Biz o günden bu yana, dünya devrimci hareketinin en militan geleneklerini, dünya halklarının mücadele tarihindeki en kahramanca örnekleri kendimize klavuz seçtik,
Mahir şöyle demişti daha o zaman:
“Geçmişin mirasçısı, geçmişteki kararlı ve uzlaşmaz mücadelelerin mirasçısı olmak isteyen kimse, bugün doğru devrimci çizgide, proletaryanın devrimci bayrağını yükseklerde tutmak zorundadır.
...
Bugün, kim Leninizm’in yüce bayrağını, hem teoride, hem sosyal pratikte emperyalizmin ve oportünizmin saldırılarını göğüsleyerek yükseklerde tutuyorsa, Türkiye’deki Marksist hareketin tarihi zincirinin … devamı olur!”
Dünya devrimci hareketinin Türkiye'deki ana halkası, Cephe olmuştur.
Oportünizm ve reformizm, ağır baskı koşullarıyla her karşı karşıya gelişinde, halkların direniş geleneklerine değil, nerede "geri" bir örnek var, nerede bir "uzlaşma" var, kendisine onları "örnek" aldı. Tarihten bu tür örneklerle uzlaşmasının, teslimiyetinin teorisini yapmaya kalktı. Lenin'in
1. emperyalist paylaşım savaşı sırasındaki Brest-Litovsk anlaşmasını, sosyalist inşadan bir geri adım olan "Yeni Ekonomi Politika"sını, Stalin'in Nazi Almanyasıyla anlaşmasını örnek verdi.
Oysa bu örnekler, onların uzlaşmacılığını, teslimiyetçiliğini açıklayacak örnekler de değildir. Çünkü bu örneklerin hiçbirinde teslimiyet yoktur.
Burada aslolan tarihe nasıl baktıklarıdır. Tarihe, kendi uzlaşmacılıklarına, teslimiyetlerine “gerekçe” bulmak için bakıyorlar.
Biz ise, her direnişimizde, halkların tarihine, direnişimizi güçlendirecek ne bulabiliriz diye baktık. Destanlar bulduk o tarihte ve alıp bugüne taşıdık. Taşırken yeniden yazdık destanları ve her seferinde biraz daha, biraz daha büyüttük.      
İdeolojik olarak hep nettik. İdeoloji, sınıf mücadelesinde aynı zamanda bir karargah işlevi taşır. Bizim karargahımız, hiçbir saldırıdan, kuşatmadan etkilenmedi.   
Bu nedenle, faşist cuntalarda, sıkıyönetimlerde, OHAL’lerde, Hapishanelerde, direnen yalnız biz varız.
10- HALKIN DEVRİMCİ İKTİDARI,
HALKLARIN KANINI, GÖZYAŞINI DİNDİRECEK TEK YOLDUR.
PARTİMİZİN YOLU KURTULUŞUN TEK YOLUDUR
1970’lerden Mahir sesleniyor yine:
“Oligarşinin terörü, şiddeti ne kadar artarsa artsın, Partimiz
gerilla savaşına devam edecektir. Partimizin yolu, ihtilâlin yoludur. İhtilâlin yolu, Partimizin yoludur.”
Barış politikası,
- emperyalizme ve faşizme karşı savaşma cüret ve iradesini kaybedenlerin,
- iktidar hedefine sahip olmayan veya iktidar hedefinden zaman içinde kopanların
- devrimci halk iktidarına ve sosyalizme inançsızlaşanların
başvurduğu bir politikadır.
Bu politika halkların hiçbir sorununu çözmez.
Bu politika halkları, bağımsızlığa, demokrasiye ve sosyalizme asla götürmez. 
Emperyalizm değişmemiştir. Faşizm değişmemiştir. Emperyalizme ve faşizme karşı, halkların kurtuluşunun tek yolu, halk savaşıdır.
Savaş zorludur.
Büyük bedellerle kazanılacaktır.
Fakat bu savaş verilmezse, halklar, açlık, yoksulluk, işsizlik içinde debelenecek, yozlaşma bataklığında boğulacak, sefalete ve bunalımlara sürüklenecektir.
Bunu önlemenin yolu, kurtuluş için savaşmaktır. 
Kurtuluş ne demektir?
Halkımızın özgür, vatanımızın bağımsız olmasıdır.
Bunun için de faşist iktidarın yıkılması ve emperyalizmin kovulmasıdır.  
Bu ise, silahlı mücadele verilmeden, halkların silahlı ordusu olmadan mümkün değildir.
Türkiye ve Dünya Halkları!
Emperyalizme ve faşizme karşı silahlanalım.
Kurtuluşun yolunda ilerleyelim.
Silahlı mücadele zorunludur. Kurtuluşun tek yoludur.
Yoldaşlar,
Devrimin yükünü omuzladık. Emperyalizmin ve AKP faşizminin kuşatması altında yükümüz daha da ağırdır. İdeolojimiz ne kadar güçlüyüz, omuzlarımız da o kadar güçlüdür.
Dünya ve ülkemiz tablosu ortadadır. Dünya halklarının ve halklarımızın umudu biziz.
Tüm yoldaşlarımızın emeği, cüreti, iradesiyle umudu büyüteceğiz. Tarihsel görevimiz budur.
Partimiz,
Halkların tek kurtuluş yolunun savunucusu olmaya
Devrim ve sosyalizmi savunmaya
Bağımsızlık demokrasi ve sosyalizmi savunmaya,
Emperyalizmle uzlaşmayı ve teslimiyeti reddetmeye
Devam edecektir.
KAHROLSUN UZLAŞMA, TESLİMİYET, TASFİYE POLİTİKALARI
KURTULUŞA KADAR SAVAŞ
KIZILDERE İHTİLALİN YOLUDUR, DÖNÜLMEZ!
TESLİM OLMAYANLAR YENİLMEZ!
TEK YOL DEVRİM TEK ÇÖZÜM SOSYALİZM
DEVRİMCİ HALK KURTULUŞ PARTİSİ



Author Name

Halkın Sesi TV

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.