KIZILDERE’DEN
BUGÜNE NİCE BEDELLERLE YARATILAN DİRENİŞ VE TESLİM OLMAMA GELENEĞİNİ, BU
GELENEĞİ YARATANLARI YÜKSEL’DEN SELAMLIYORUZ!
30
Mart 1972’de Kızıldere’de kuşatılıp teslim ol çağrılarına karşılık olarak
“Dönmeye değil, ölmeye geldik” cevabını veren Mahir ve yoldaşları teslim
olmanın asıl ölmek olduğunu, ölmenin ise asıl yaşamak olduğunu çok iyi
biliyorlardı.
Mahirlerin
bu teslim olmama geleneğini Denizler de idam sehpalarında sürdürmüşlerdir. Hem
Kızıldere direnişi hem de Denizlerin idam sehpasındaki direnişi özü itibariyle
düşmana teslim olmamaktır. Denizlerin bu mahirce direnişini 18 Mayıs 1972’ de
ser verip sır vermeyerek İbo sürdürmüştür.
Hem
Mahir hem de Denizler bu direniş özünü veren Anti-Amerikancılıktır bu Anti-Amerikancılık
ikisini de ölümüne yurtsever yapmıştır. 12 Mart faşizmine karşı direniş ve
teslim olmama geleneği Türkiye halklarında karşılığını bulmuş; halkların
mücadelesi kısa sürede yükselmiştir.
Faşizm
24 Ocak kararlarını uygulayamayacağını bildiği için 12 Eylül 1980’de tekrar
yüzünü açığa çıkarmış Amerikancı cunta iktidara gelmiştir. 12 Mart’dan ders
çıkaran faşizm 12 Eylül’de siyasal yapıların önderlerini mümkün olduğunca sağ
olarak ele geçirerek teslimiyeti dayatmıştır. Siyasal yapıların önderleri büyük
çoğunlukla objektif olarak teslim olurken Kızıldere 1984 yıllarında
hapishanelerinde 4 kızıl karanfile dönüşmüştür. Bu dört kızıl karanfil 12 Eylül
karanlığını yarmış, halklarımızın kutup yıldızı olmuştur. Bu 4 kızıl karanfilin
direnişi sonucu ülkemizde halk muhalefeti yavaş yavaş gelişmeye başlamıştır.
Mücadele değişik biçimlerde yükselmiştir. Buna karşılık Amerikancı yönetimler
boş durmamış halkın önderlerini infaz etmiş hapishanelerde öldürmüştür.
Tüm
bu saldırıların tek amacı Amerikancı politikaların ülkemizde sürdürülmesidir.
Amerika dünya halklarına “teslim olun, ıslah olun, değişin” demiştir. Ne yazık
ki soldaki birçok oluşum öz itibariyle teslim olup, değişip ıslah olmuştur.
Ülkemiz
iki yıldır “OHAL” ile yönetiliyor. Bu
süreçte Türkiye halklarına sokağa çıkmayın deniyor. Halklara “ağaç kökü yemesi”
dayatılıyor. Yüz binlerce emekçi işinden atılıyor. Binlerce insan hapishanelere
dolduruluyor.
Tam
da bu koşullarda 9 Kasım 2016 tarihinde Kızıldere’den Ankara Yüksel’e bir su
damlıyor. 30 Mart 1972 ‘de “ dönmeye değil, ölmeye geldik” diyen Mahir; 9 Kasım
2016 yılında “İşimi istiyorum” diyor. Türkiye halklarının teslim alınmasına
“İşimi istiyorum” diyerek cepheden karşı çıkıyor Mahir. O gün Mahir’e maceracı
vb. diyen oportünizm ve reformizm Yüksel’de ortaya çıkan mahirce işimi
istiyorum diyen Nuriye ve Semih’e de maceracı diyor. Yani İşini istemek
maceracılık oluyor. Yüksel direnişi büyüyor, 324 gün süren açlık grevine
dönüştü, farklı illerde direnişler filizlendi.
30
Mart 2018’de Yüksel Caddesi direnişin kalesine dönüşmüştür. Tam da bu günlerde
KESK yönetimi bütün solun kararıdır diyerek Yüksel Direnişçileri’ne
“sendikamızı terk edin” çağrısında bulunuyor, KESK genel meclisinde karar
alındığını, Kamu Emekçileri Cephesi dışında bütün solun bu karar etrafında
ortaklaştığını söylüyorlar. Yani “işinizi istemeyin” deklarasyonunda
birleşebiliyorlar.
OHAL’e
hayır diye bir araya gelemeyen,
Kahrolsun
Amerika Suriye’den defol diyemeyen,
Amerikan
Bayrağı taşımak vatan hainliğidir diyemeyen,
Şeker
Fabrikaları satılmasın diyemeyen,
Sur
ve Cizre yakılırken bir araya gelemeyen,
30
Mart’ da direniş örmek için bir araya gelemeyen sol, Yüksel Direnişi karşısında
nasıl da birleşmiş.
30
Mart 1972 tarihinde teslim olmayız diyenler bugün, 30 Mart 2018 tarihinde de
“İşimizi istiyoruz, teslim olmayız” diyorlar. Bugün Yüksel’e teslim ol diyenler
Mahirlerin adını ağzına almaya utanmalı. Amerikan bayrağı dalgalandıranlarla
ortak platformlarda buluşan sol Mahir’in adını ağzına almamalı.
Bugün
Kızıldere Yüksel’de yaşıyor. Savaş “İşimi istiyorum” talebiyle sürüyor,
sürecek. Tek başımıza kalsak da direneceğiz, teslim olmayacağız!
SELAM OLSUN BU DİRENİŞ GELENEĞİNİ
YARATANLARA!
KAMU EMEKÇİLERİ CEPHESİ
