30 Eylül Perşembe Günü İtalya'nın Bari şehrinde "Ex Caserma Liberata" Kolektifi tarafından Belediye Binası önünde Grup Yorum'la Dayanışma Eylemi düzenlendi. Eylemde grubumuz, direnişimiz ve bize yönelik baskılar hakkında konuşmalar yapıldı. Ölüm Orucu Direnişimiz sürecinde İtalyalı sanatçılar tarafından Helin ve İbrahim için yapılan besteler ve Grup Yorum şarkıları eylemde dinletildi. Son olarak İtalyan halkına Grup Yorum'la, Halkın Avukatları ve devrimci tutsak Ali Osman Köse ile dayanışma çağrıları yapıldı.
Eyleme yaklaşık 20 kişi katıldı.
ÖZGÜR TUTSAKLARIMIZ ONURUMUZDUR!
Turan Aktaş'ın direnişi zafere ulaşana kadar çalışmaya, enternasyonal
dayanışmayı örgütlemeye devam edeceğiz!
Zafer direnen emekçinin olacak!
Avrupa Dev-Genç ve Almanya AEMK
Her Çarşamba Adalet Bakanlığı'nın Önündeyiz
Adalet Bakanlığı’nda çalışanlara Erdal Gökoğlu'nun ismini
(hala ezberlememişlerse) ezberleteceğiz!
Her hafta olduğu gibi bu hafta da Adalet Bakanlığı'nın
önünde olduk. Önlüklerimizle çıktık önlerine. Pankartımızda "ERDAL
GÖKOĞLU'NUN SUÇU NE? NEDEN HAPİSHANEDE? DERHAL SERBEST BIRAKIN! ERDAL GÖKOĞLU
YALNIZ DEĞİLDİR" yazılıydı. Eylem boyunca hiç susmayan sloganlarımız
Erdal'a özgürlük istiyordu. Adalet Bakanlığı’nda çalışanlara Erdal Gökoğlu'nun
ismini (hala ezberlememişlerse) ezberleteceğiz.
Bir saat süren eylemimiz haftaya da aynı saate
gerçekleşecek.
Her Çarşamba saat 15.00'te
Adres: Boulvard Waterloo 115, 1000 Bruxelles
Erdal Gökoğlu'na Özgürlük Komitesi
Eylem boyunca 500 bildiri dağıttık, 34 imza topladık
Adalet yerini bulana kadar 11 Türkiyeli Devrimci özgürlüğüne
kavuşana dek adalet talebimizden asla vazgeçmeyeceğiz.
Yunanistan Hükümeti AKP faşizmiyle iş birliği yapmaktan vaz
geçmeli 11 Türkiyeli Devrimciyi derhal serbest bırakmalıdır.
Yunanistan Halk Cephesi
CHP şişli belediyesinin işçi düşmanlığı sürüyor. Mahkeme kararına rağmen Turan Aktaş'ın taleplerini karşılamayan Şişli belediyesi türlü türlü ayak oyunları ile direnişe saldırıyor.
En son Ankara'ya yürüyen direnişçi işçiler yolda birçok saldırıya uğramalarına ve gözaltına alınmalarına rağmen Ankara CHP Genel Merkezine ulaşmışlardı. Genel merkeze almadıkları gibi polis çağıran CHP yönetimi hala Turan Aktaş ve hakkı gaspedilen işçilerin taleplerinin karşılanması için bir şey yapmış değil
Belçika Halk Cephesi bugün bir eylem gerçekleştirdi. "Türkiye'nin ilerici yüzü diye CHP'yi Avrupa'ya pazarlayan Brüksel bürosunun önüne bir çelen bırakıyoruz." diyerek binanın önünde dövizlerini açan halk cepheliler, çelengi bıraktıktan sonra dövizleri de binanın girişine yapıştırarak eyleme son verdiler...
29 Eylül Çarşamba günü, ağır hasta tutsak Ali Osman Köse ve diğer siyasi tutukluların serbest bırakılması için haftalık dayanışma eylemi Viyana'da yapıldı.
Tüm Siyasi Tutsaklara Özgürlük yazılı pankartın yanı sıra enternasyonal devrimci tutsakların resimleri de asıldı ve özellikle gençler gelerek eyleme ilgi gösterdi. Ali Osman Köse'yi anlatan ve dayanışmaya çağıran onlarca bildiri dağıtılırken Grup Yorum, Pablo Hasel ile birlikte müzik aletinden birçok enternasyonal direniş şarkıları çalındı.
ALİ OSMAN KÖSE'YE VE TÜM HASTA TUTSAKLARA ÖZGÜRLÜK!
DEVRİMCİ TUTSAKLAR ÜZERİNDEKİ BASKILARA SON!
ZAFER DİRENEN EMEKÇİLERİN OLACAK!
28 Eylül 2021 tarihinde, 2020 yılı Ludovic Trarieux ödülü Ebru ve Barkın Timtik kardeşlerine verildi.
Ödül töreni Paris Barosunda
düzenlendi.
Divan'da boş bir sandalyeye
Türkiye'deki avukatların cüppesi yerleştirildi. Ebru ve Barkın'ın törendeki
varlıklarını temsil etti.
Törene birçok ülkeden
avukatın katılımı vardı.
Ödül törenini yöneten divanda
oturan isimler arasında Avrupa Barolar Birliği Başkanı Dominique Attias, Avrupa
Birliği İnsan Hakları Komisyonu Başkanı, Fransa Barolar Birliği Başkanı
Bertrand Favreau vardı.
Ödül'ün muhatabı Barkın
Timtik hapishanede olduğu ve HHB Enternasyonal temsilcisi Ezgi Çakır Fransa'ya
gelemediği için, ödülü onların müvekili Sevil Sevimli aldı.
Konuşmacılar arasında Avrupa
Barolar Birliği Başkanı Dominique Attias, Ebru ve Barkın'ı anlattı, kardeş
olduklarını ve nasıl avukat olduğunu.
Birçoğu Barkın'ı tanıyorlardı
ve onun militan kişiliğine vurgu yaptılar.
Mesela gözaltına alınırken
sarf ettiği cümlelerden birisi: "mutlaka kazanacağız" oldu.
Konuşmasında, baroların karar
aldığını ve 17 Kasım'daki bir dahaki duruşmadan bir gün önce bütün Türkiye
elçiliklerin ve Konsoloslukların önünde cüppeleriyle avukatların eylem
yapacaklarını söyledi.
Belçika Baro Başkanı, İtalya
Baro Başkanı, Berlin Barosu yönetiminden bir avukat, Lawyers for Lawyers üyesi,
Paris Baro 2.Başkanı konuşmalarında Ebru'nun ve Barkın'ın avukatlık yapabilmek
ve müvekillerinin haklarını savunabilmek için verdikleri mücadeleye vurgu
yaptılar. Her birı onları örnek almaları gerektiğini anlatılar. Bu ödülün
yeterli olmadığını sadece ödül veren değil onların mücadelesi için
kendilerininde eyleme geçmeleri gerektiğini dile getirdiler.
Ludovic Trarieux ödül
jürisinin başkanı Bertrand Favreu Barkın ve Ebru Timtik'in kimlerin avukatı
olduğunu çok ayrıntılı anlattı.
Konuşmasınnda Gezi sürecini
anlattı, Berkin Elvan, Nuriye ve Semih davasından tam 1 gün önce
tutuklandıklarını, neden 48 saat sonra değilde, 48 saat önce alındılar?
Müvekilerinin savunma hakkı gasp edildi, bugün yargılanıyorlarsa,
müvekkileriyle aynılaştırıldığı için. Ama bu hukuki olarak doğru değil. O
insanlar savunulmayı hak etmiyor mu? Ne olursa olsun, ceza alsalar bile,
savunulmayı hak ediyorlar.
Ebru ve Barkın Timtik adına
ödülü alan Sevil Sevimli ise, konuşmasında şunu söyledi: Onların adına
müvekileri olarak bu ödülü almaktan onur duyduğunu. Bugüne kadar Ebru ve Barkın
Timtik'in onu temsil ettiğini ama bugün kendisinin onları, onların adalet
mücadelesini temsil etmekten onur duyduğunu. İki avukatın, Halkın Hukuk Bürosu
avukatlarının sadece mahkemelerde avukatlık yapmadıklarını, adalet için
savaştıklarını, her alanda mücadele ettiklerini söyledi. Ebru ve Barkın
Timtik'in adalet mücadelesi devam ettiğini ve bunun için dünyanın tüm ilerici,
demokratlarının birleşip bu mücadeleye omuz vermeleri gerektiğini vurguladı.
Ödül töreninde 2021 ödül
sahiplerinide açıkladılar. Biri Afgan bir avukat diğeri Lübnan Barosu.
Yunanistan da Miçotakis hükümeti ABD emperyalizmi ve Türkiye
faşizminden aldığı talimatlar sonucunda 11 Türkiyeli devrimciye yüzyıllara
varan cezalar verdi. Bu hukuksuzluğu kabul etmeyeceğiz, tüm Yunan halkına bu
haksızlıkları hukuksuzlukları anlatacağız
Kahrolsun faşizm yaşasın mücadelemiz
Devrimci tutsaklar serbest bırakılsın
Yunanistan Halk Cephesi
Adalet direnişimizin 5. haftası 23. gününde yine Propilya meydanındaydık. Bildirilerimizle, imzalarımızla Türkiyeli 11 devrimciye adalet istedik. Bugün Adalet bakanlığı önünde uğradığımız saldırıyı Yunan halkına, yunan soluna anlattık. Nöbet boyunca Yunan halkına ve eylem için gelen Yunan solundan dostlarımıza bildirilerimizle yoldaşlarımızın yaşadığı adaletsizliği anlattık.
Eylem boyunca 700 bildiri dağıttık, 42 imza topladık.
Adalet yerini bulana kadar, 11 Türkiyeli Devrimci özgürlüğüne kavuşana dek adalet talebimizden asla vazgeçmeyeceğiz.
Yunanistan Hükümeti AKP faşizmiyle iş birliği yapmaktan vaz geçmeli 11 Türkiyeli Devrimciyi derhal serbest bırakmalıdır.
Yunanistan Halk Cephesi
Yalan Haberlerinizle Verdiğimiz Adalet Mücadelesini Terörize Edemeyeceksiniz!
Yasadışı Olan AKP’nin Adaletsizlik Yaratan
İktidarıdır Bizim Verdiğimiz Adalet Mücadelesi Değil!
Direnişler Meclisi Ve TAYAD’lı Aileler Halkın
Adaletsizliğe Uğramaması İçin Halk İle Halka Karşı Suç İşleyen AKP İktidarı
Arasında Barikattır Ve Meşrudur!
21 Eylül 2021 tarihinde emekçilerimiz
ve TAYAD’lı Aileler sabah karşı yapılan ev baskınları ve sokaktan kaçırmalarla
işkence ile gözaltına alındılar. 22 Eylül 2021 tarihinde Hürriyet Gazetesi bu
olayı haberleştirirken “ DHKPC’nin Kamuoyu Hücresine Operasyon” başlığını
atmıştır. Bu yalan haber ile halk karşısında bizleri terörize etmeye
çalışmıştır. Oysa yaşanan bu hukuk dışı saldırının tek nedeni verdiğimiz adalet
mücadelesidir.
Peki Hürriyet Gazetesi bu haberi neden
yapmıştır? Çünkü AKP iktidarı sömürücüdür, halkı iliklerine kadar sömürür.
Gayri meşrudur. İşçiye, emekçiye, halka düşmandır. Halk düşmanı politikalarını
hayata geçirebilmek için baskı ve zoru kullanır. Dayandığı bu yöntem yine de
varlığına meşruluk kazandırmaz. Aksine yarattığı adaletsizliğe karşı mücadele
zeminini yaratır. Bu mücadele zemini üzerinde halkın birleşmesinden korkan AKP
iktidarının ihtiyacı bu mücadele zeminini gayri meşru göstermek, terörize
etmektir. Burada kendi finanse ettiği medyanın yalan ve demagoji üreten gücünü
devreye sokar. Böylelikle kendisine
karşı oluşan tepkiyi halkın gözünde terörize ederken yaptığı operasyonlara ve
işkencelere meşruluk kazandıracaktır. İşte Hürriyet Gazetesi’nin hakkımızda
yaptığı haberin amacı budur.
Bizler ve TAYAD’lı Aileler halkımızın
yaşadığı adaletsizliğe sessiz kalmadık. Hapishanelerde devrimci tutsakların
yaşam ve sağlık haklarının engellenmesi öldürülmek istenmelerine karşı
susmadık. Sözde adalet için inşa edilen ama adaletsizlik dağıtan sarayların
önlerinden halkımızın kapılarına kadar her yanda adalet mücadelesi verdik, kim
olduğumuzu ve ne istediğimizi anlattık. Adaletsizliğe karşı adalet mücadelesi verdik.
Haksız yere işinden atılan kamu emekçilerinin ve işçilerinin işlerini geri
istedik. Hukuk dışı yargılamalar ile, komplo dosyalarla yıllara varan cezalar
alan Halkın Avukatları için adil yargılama istedik. Devrimciler için, halkın
sanatçıları için adil yargılama istedik.
Ülkenin dört bir yanındaki adalet
çığlığına ortak olduk. Urfa’da ailesi katledilen Emine Şenyaşar’ın omuz başında
olduk. Hatay’da annesi, polislerin ambulansı geciktirmesi sonucu kalp krizi
geçirerek katledilen Ümit Özçelik’in “Annemin katilleri yargılansın istiyorum”
talepli basın açıklamalarına katıldık. Çorlu Tren Katliamı ailelerinin
çığlığını duyduk, onların yanında olduk. Kar hırsı ile çürük binalar inşa
edildiği için yaşanan sel felaketinde bütün evleri yok olan Kastamonu’nun
Bozkurt ilçesine gittik. Tüm bunları yaptığımız için gözaltına alındık. Tüm
bunları yaptığımız ve yapmaya devam edeceğimiz için de Hürriyet Gazetesi
bizleri terörize etmek için yalan haber yaptı.
Bir kere daha söylüyoruz bizler halkın
adalet mücadelesi için canlarını verenlerin izlerini takip ederek yürüyoruz
yolumuzu. “Avukat ölse bile mezarında hak arar, hak!” diyen Avukat Ebru
Timtik’in sözünü, 28 yaşında kendisine dayatılan iftiracılığı kabul etmeyen ve
“benden sonra kimse adaletsizlik acısı çekmesin diye ben bütün acıları çekmeye
razıyım” diyerek ömrünün en genç çağında toprağa düşmeye hazırlanan Mustafa’nın
sözünü kılavuz edindik.
Ne baskılarınız, ne gözaltı ve
tutuklama tehditleriniz, ne de işkenceleriniz bizleri yolumuzdan alı
koyamayacak. Bizler adalet mücadelesi vermeye devam edeceğiz. Yalan
haberlerinizle emrinizde çalışan basınıza her gün haberler de yaptırsanız
tarihsel ve siyasal olarak haklı oluşumuzun üzerine hiçbir gölge
düşüremeyeceksiniz. Meşru olan biziz. Haklı olan biziz.
Hakkımızda verdiğiniz hükümlerin
hiçbirinin geçerliliği yoktur. Bizler hiçbir suç işlemedik. Halkımız için
adalet istedik, istemeye de devam edeceğiz. Faşizmin yasal zorbalığına karşı
halkın direnişlerini örgütleyeceğiz şiarını büyütmeye ve adaletsizliğe uğrayan,
adaletli, özgür bir dünyada sömürülmeden yaşamak isteyen bütün halkımızı
Direnişler Meclisi’nde örgütlenmeye çağırmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.
Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz!
Gözaltılar Tutuklamalar Baskılar Bizi
Yıldıramaz!
Adalet İstiyoruz!
Direnişler Meclisi
Yürüyüşün Sakarya bölümünde olan Turan Aktaş "direnerek
kazanacağını, işçilerin tüm sarı sendikacılardan hesap soracağını, gerçek
adalet yürüyüşünü CHP’nin ve Kııçdaroğlu’nun değil, kendilerinin yaptığını, bu
yürüyüşün bireysel çıkarlar için değil, Türkiye’de kendisi gibi 7400 işçi için
yapıldığını" anlattı.
Sadece Direnenler Kazanır!
Haklıyız Kazanacağız!
Turan Aktaş İşine Geri Alınsın!
Dortmund Adalet İstiyoruz Komitesi
Kahramanlar Ölmez Halk Yenilmez!
Güneşe gömüldüler.
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!
Akın var akın
Güneşe akın!
Güneşi zapt edeceğiz
Güneşin zaptı yakın!
Hasan Ferit Gedik Ölümsüzdür!
29 Eylül günü şehit Hasan Ferit Gedik için anma yapıldı.
Saldırılara, Gözaltılara, Ev Hapislerine Rağmen, CHP Genel Merkezine Ulaştık ve İşimizi Geri İstiyoruz Şiarını Haykırdık!
Direnen Şişli İşçileri Yalnız Kendi Hakları İçin Değil Hakkı Gasp Edilen Tüm İşçiler ve Emekçiler İçin Yürüdüler!
Bu yürüyüş emek yürüyüşüdür, bu yürüyüş alın terimizin hakkı yürüyüşüdür, bu yürüyüş tüm emekçilerin hak alma mücadelesinin yürüyüşüdür, bu yürüyüş sınıf bilincini bir adım daha ileri taşıma yürüyüşüdür ve bu nedenle AKP’nin polisi 15 Eylül’de Şişli Belediyesi önünde işçilere saldırdığında, CHP zerre kadar rahatsız olmamıştır. O gün işçilere polis saldırdığında işkenceler yaşandığında Şişli Belediyesi adına bir açıklama yapıldı ve bu açıklamada işçileri haksız ve mesnetsiz bir eylem yapıyorlarmış gibi yansıtmaya çalıştılar. İşçileri neden işten attıklarına dair sözde ‘bilgi’ vererek haklı olduklarını göstermeye çalıştılar. Bu konuda İşçi Meclisi ayrıntılı bir açıklama yayınlamıştır.
Başta CHP ve CHP’li Şişli Belediyesi yapılan saldırılara dair hiçbir beyanda bulunmamıştır. Buradan anlıyoruz ki, CHP’nin de halka düşmanlıkta AKP’den hiçbir farkı yoktur. Saldırı ile ilgili ulaşıp bilgi vermek istedikleri CHP milletvekili olan Sezgin Tanrıkulu işçilere ağzından salyalar akıtarak küfür etmiştir. Küfrü yayınlayan ve twetleyen gazeteciyi dahi arayıp “neden yayınlıyorsun”” diyerek aba altından sopa göstermiştir.
Sabahtan akşama kadar kendilerine yakın TV ve yayınlarda AKP’nin havuz medyasını eleştiren, özgürlükten dem vuranlar; CHP’nin işçilere işkence yapmasını görmüyor duymuyor! Bunların yalanlarına ve demagojilerine inanacak kadar saf mı işçi sınıfı ve Türkiye halkları. Biz diyoruz ki, hem AKP faşizmine hem de CHP’nin demagojilerine inanmayacak işçi sınıfı burjuvaziye karşı mücadeleyi büyütecek ve boşa çıkaracaktır.
Ankara’ya yürüyen işçiler Düzce’ye geldiğinde takvim 22 Eylül’ü gösteriyordu, burjuvazinin kanallarında ise her zamanki gibi son dakika haberleri “ terör örgütüne şafak operasyonu”nu veriyordu. Ankara’ya yürüğünü bildikleri halde O sabah Turan Aktaş’ın evinin kapısı koçbaşlarıyla kırılarak girildi. Turan Aktaş dışında TAYAD ve Direnişler Meclisi dahil birçok ev basılarak 11 kişi gözaltına alındı. Buradaki amaç tutsak evlatları direnen TAYAD’lı Aileleri ve işi ekmeği için Direnişler Meclisi bünyesinde direnen işçileri ve Kamu Emekçilerini teslim almaktır. Bu teslim alma saldırısının hiçbir meşruluğu yoktur, bu kadar demagojiye rağmen tutuklama yapılmamış olmakla birlikte tüm gözaltına alınanlara ev hapsi vermişlerdir. Bu acizlik, bu çaresizliğin bir ürünüdür, bu çaresizlik AKP’in yönetememe krizinin ne kadar derinleştiğinin bir göstergesidir öyle ki burjuva basında “eylem yaparak gündem yaratmaya çalışıyorlar” diye yazıyorlar. Demokratik eylem yapmak, hasta tutsakların dışarıda tedavi hakkını istemek, kamu emekçilerinin ve işinden atılan işçilerin işini istemek ve bu doğrultuda gündem yaratmak nasıl “terörle” ilişkilendirilebilir. Eğer bir terör varsa oda sabahın köründe koçbaşlarıyla evlere dayanarak terör estiren polistir. Nasıl bir zayıflık ki AKP faşizminin polisi kapıyı çalamayacak kadar korkak ve gayrı meşru şafakla birlikte hem ev halkına hem mahalle halkına korku salıp terör estirmektedir. Bu güç değil, bu bir baskın usulü değil, bu üstünlük sağlamak değil bu ancak ve ancak halktan ve direnenlerden korkunun açığa vurmuş halidir.
Başta AKP ve CHP bu operasyonlarla direnenleri teslim alabileceğini ve bitirilebileceğini düşünüyorsa direniş geleneklerinin tarihsel gerçekliğinden haberlerinin olmaması gerek. Direnişlerde sınıfsal ve tarihsel gerçeklik her zaman direnenleri haklı çıkarmakla birlikte daima zafer direnenlerin olmuştur, çünkü direnenler bu tarihsel haklılıkla hareket eder ve mücadele eder.
Ankara yürüyüşünü muhatap almamaya çalışan CHP, genel merkezlerinin kapılarına dayanan işçilerin bu koca koca binalarda bir muhatap bulamayıp bunun sebebi de “yönetim kadrosunun veya muhatapların Hatay’a gitti” olarak göstermeleri tıpkı AKP’nin acizliğinin ve çaresizliğinin CHP’deki yansımasıdır. Elbette sadece bununla açıklanamaz. Bunun diğer boyutu ise CHP’nin işçi sınıfına direnen emekçilere ve halka olan açık düşmanlığıdır. Bu tarihsel bir gerçekliktir. Çünkü CHP bu düşmanlığı ilk değildir. Bu konuda sadece bir örnek vermekle yetiniyoruz.
“1970’te 15-16 Haziran işçi direnişinin doğmasına sebep olan ve DİSK’in kapatılmasına zemin hazırlayan 274 sayılı Sendikalar Kanunu ile 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunları’nda değişiklik yapılmasına ilişkin tasarı 11-12 Haziran’da mecliste AP ve CHP’nin oylarıyla, 3.5 saat gibi kıssa bir sürede kabul edildi. “ işte CHP’nin tarihsel olarak işçi sınıfına olan düşmanlığının tescilinin bir örneği budur.
CHP Genel başkanı her konuştuğunda “sorunlara talibiz” diyor. Tıpkı AKP gibi yalan söylüyor. Siz sorun çözemezsiniz siz işçi sınıfının sorunlarını çözemeziniz, siz çiftçinin sorunlarını çözemezsiniz, siz esnafın sorunlarını KHK ile işinden atılan kamu emekçilerinin sorunlarını EYT’lierin sorunlarını çözemezsiniz çünkü yukarda da belirttiğimiz gibi işçi sınıfına düşmanısınız ve iktidara gelmeniz halinde burjuvazinin temsilciliğini yapacak ve onların çıkarlarını koruyacaksınız tıpkı AKP’nin ve onun öncesinde gelen iktidarların yaptıklarından başka bir şey yapmayacaksınız. Bu konuda da tarihiniz kapkaradır, bir örnek verelim.
“Tarih 12 Temmuz 1947 iktidarda CHP var. Yeni-sömürgeciliğin ülkemizdeki başlangıcı olan Marshall yardımı ve Truman Doktrini’ne kapıyı arayan CHP iktidarıdır. Bağımsızlığın terk edilmesi anlamına gelen emperyalistlerle ikili anlaşmaların ilkleri de CHP iktidarında imzalanmıştır. 2. Emperyalist paylaşım savaşı döneminde CHP son ana kadar Nazi Almanya’sına destek veren bir politika izlemiştir.“
-Tarihsel olarak halk düşmanlığı tescillenmiş olan CHP’nin halkın ve emekçinin çıkarlarını savunma gerçekliği var mı?
-ülkemizin ilk bağımlılık adımlarını atan CHP bağımsızlıktan ve solculuktan bahsedebilir mi?
- işçi sınıfını ezmek mücadelesini yok etmek için 3-5 saatte jet hızıyla AP ile birlikte yasalar çıkaran CHP halkın ve emekçinin sorunlarına talip olması gerçekçi olabilir mi?
- burjuvazinin çıkarlarını koruyan-kollayan CHP yoksulluğu yok edebilme gerçekliği taşıyabilir mi?
-CHP belediyelerinde işçi ve emekçileri iş baskısı, yıldırma politikaları uygulayan ve çeşitli bahanelerle işçileri işlerinden atanlar ve işlerini geri istemek için direnen emekçileri görmezden gelen bir CHP bu ülkenin ve halkın sorunlarına talip olamaz, olsa da çözemez.
Bu nedenle biz diyoruz ki, her zaman belirleyici olan direnişin kendisidir. Nerede bir haksızlık varsa ve onun karşısında direniş büyüyorsa o zaman patronlar ve onların hamileri yenilmek zorundadır.
Biz diyoruz ki, işi ekmeği için direnen Şişli işçilerini ne ev hapisleriyle nede gözaltı terörüyle teslim alamayacaksınız.
Biz diyoruz ki, sizin iki yüzlü politikalarınızı, yalan dolanlarınızı er ya da geç emekçi Anadolu halklarına, işçi sınıfına teşhir edeceğiz. Bu nedenle siz Şişli Belediyesi önünde direnen işçilerin işlerini bir an önce geri verin.
Şişli işçileri 670 gündür belediye önünde direnişteler bir 670 gün daha olsa bu direniş devam edecek geri adım atmayacak işçiler.
Son Sözümüz, Şişli Belediyesi Başkanı Muammer Keskin ve CHP’ye, İşçi Düşmanlığından Vaz Geçin! Dünyanın Hiçbir Yerinde Böylesi Bir Direniş Karşısında Burjuvazi Kazanmamış Kazanmayacaktır.
Zafer Direnen Emekçinin Olacak
Direne Direne Kazanacağız.
Devrimci İşçi Hareketi
11 Türkiyeli Devrimcilerin derhal serbest bırakılsın
istedik.
Devrimcilik Yapmak Suç Değil Görevdir
Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz
Halkın Devrimci Avukatı Fuat Erdoğan Adalet Savaşımızda Yaşıyor
vur ulan
köpek dölü
vurduğun
her bir ölü
canlanır
çiçek açar
her
çiçekte bin tohum
her
tohumda vurduğun
bin
yiğit doğar yaşar...
Avukat
Fuat Erdoğan Halkın Avukatlığında Mihenk Taşıdır
27 Yıl
Önce Fuat’ı Öldürdüklerini Zannedenler Bilsinler Ki:
Bugün
Ondan Devraldığımız Bu Onurla Yeni Gelenekler Yaratmaya Devam Ediyoruz.
Tarih, 28 Eylül 1994… Yani 27 yıl önce bugün. O gün İstanbul’un orta
yerinde, Beşiktaş’taki bir kafede güpegündüz bir katliam yaşandı.
Katliamda halkın devrimci avukatlarından Fuat Erdoğan, halkın mühendislerinden
İsmet Erdoğan ve Devrimci Memur Hareketinden Elmas Yalçın ölüm mangaları
tarafından katledildi.
Av. Fuat Erdoğan Halkın Hukuk Bürosu’nun devrimci avukatıydı.
90'lı yılların en kanlı günlerinde, infaz edilen devrimcilerin, işten
atılan işçilerin, evi yıkılmaya çalışılan gecekondu halkının, öğrenci
gençliğin, katliamlarla teslim alınmaya çalışılan Kürt halkının, köyleri
yakılan, boşaltılan köylülerin avukatlığını yaptı. Kısaca O, halkın
avukatlığını yaptı.
32 yıllık yaşamına kocaman bir adalet mücadelesi sığdıran, bir geleneği
büyüterek bize onurlu bir miras bırakan Fuat Erdoğan 28 Eylül 1994 tarihinde
İstanbul-Beşiktaş'ta, Arzum Kafe'de iki müvekkili, iki yoldaşıyla birlikte
oturduğu sırada, polis tarafından ensesine sıkılan tek kurşunla katledildi.
İlk bakışta bu katliamda 3 kişi, 3 insan hedef alınmıştı yalnızca. Ama
gerçekte halkın adalet özlemi, adalet mücadelesiydi yok edilmek istenen.
Bu katliamla verilen, verilmek istenen mesaj çok açıktı: “Adalet
istemeyeceksiniz. Biz ne verirsek onunla yetineceksiniz…”
Devrimci bir avukat olarak ömrünü halkın adalet mücadelesine adayan Fuat
ERDOĞAN faşizmin bu mesajını çoktan almış, cevabını adalet savaşçısı olarak
vermişti. Bu kararı alırken bedelinin ağır olduğunu biliyordu ama adalet uğruna
her şeyini ortaya koymuş, halkın avukatlığını, devrimci avukatlığı seçmişti bir
kez, gereği neyse yapacak, bedeli neyse ödeyecekti artık. Ve bu bedeli
yaşamıyla ödedi…
Aradan 26 yıl geçmişti. İktidarlar değişmiş ama faşizm değişmemiş,
oligarşinin on yıllardır uyguladığı politikalar hala yürürlükteydi. Bugün
faşizmin temsilcisi, iktidar olarak vücut bulmuş hali AKP de oligarşinin bu
politikalarını uygulamaya devam ediyordu. Bu politikaların sonucu, hayattaki
karşılığı halkın daha fazla açlığa, yoksulluğa, zulme ve adaletsizliğe mahkûm
edilmesiydi.
AKP iktidarı bir yandan oligarşik düzenin sürekli açlık, yoksulluk, zulüm
ve adaletsizlik üreten çarkını döndürürken bir yandan da faşizmin “Adalet
istemeyeceksiniz. Biz ne verirsek onunla yetineceksiniz…” politikasını devam
ettirerek, halkın ekmek, adalet ve özgürlük mücadelesini boğmaya çalıştı.
Halkın Avukatı Ebru Timtik de ondan 26 yıl sonra, tıpkı yoldaşı Fuat
Erdoğan gibi faşizmin bu politikasını boşa çıkarmak, halkı adaletsiz bırakmamak
için adalet savaşçısı olmayı seçti. Bir tek farkla; onun silahı cübbe yaptığı
canıydı. Faşizm tutsak edip halkın avukatlığını yapmasını engellediğinde canını
cübbe yaparak dikildi faşizmin karşısına…
Fuat Erdoğan’ı alçakça ensesine sıktıkları tek kurşunla katleden faşizm,
Ebru’yu da 238 gün boyunca adalete aç bırakarak katletti.
İşte devrimci avukatlık, halkın avukatlığı Fuat’tan Ebru’ya böyle taşındı,
böyle büyüdü, böyle kök saldı bu topraklarda…
Fuat Erdoğan’ın 27 yıl önce bize bıraktığı, Ebru Timtik’in canını cübbe
yaparak büyüttüğü bu miras, bu gelenek bize halkın avukatlığında güç vermeye,
umut olmaya devam ediyor.
Bizler de onların öğrencileri, yoldaşları olarak onlardan aldığımı güçler
bu geleneği, adalet mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz.
Halkın
Hukuk Bürosu Enternasyonal Büro