Saldırılara, Gözaltılara, Ev Hapislerine Rağmen, CHP Genel Merkezine Ulaştık ve İşimizi Geri İstiyoruz Şiarını Haykırdık!
Direnen Şişli İşçileri Yalnız Kendi Hakları İçin Değil Hakkı Gasp Edilen Tüm İşçiler ve Emekçiler İçin Yürüdüler!
Bu yürüyüş emek yürüyüşüdür, bu yürüyüş alın terimizin hakkı yürüyüşüdür, bu yürüyüş tüm emekçilerin hak alma mücadelesinin yürüyüşüdür, bu yürüyüş sınıf bilincini bir adım daha ileri taşıma yürüyüşüdür ve bu nedenle AKP’nin polisi 15 Eylül’de Şişli Belediyesi önünde işçilere saldırdığında, CHP zerre kadar rahatsız olmamıştır. O gün işçilere polis saldırdığında işkenceler yaşandığında Şişli Belediyesi adına bir açıklama yapıldı ve bu açıklamada işçileri haksız ve mesnetsiz bir eylem yapıyorlarmış gibi yansıtmaya çalıştılar. İşçileri neden işten attıklarına dair sözde ‘bilgi’ vererek haklı olduklarını göstermeye çalıştılar. Bu konuda İşçi Meclisi ayrıntılı bir açıklama yayınlamıştır.
Başta CHP ve CHP’li Şişli Belediyesi yapılan saldırılara dair hiçbir beyanda bulunmamıştır. Buradan anlıyoruz ki, CHP’nin de halka düşmanlıkta AKP’den hiçbir farkı yoktur. Saldırı ile ilgili ulaşıp bilgi vermek istedikleri CHP milletvekili olan Sezgin Tanrıkulu işçilere ağzından salyalar akıtarak küfür etmiştir. Küfrü yayınlayan ve twetleyen gazeteciyi dahi arayıp “neden yayınlıyorsun”” diyerek aba altından sopa göstermiştir.
Sabahtan akşama kadar kendilerine yakın TV ve yayınlarda AKP’nin havuz medyasını eleştiren, özgürlükten dem vuranlar; CHP’nin işçilere işkence yapmasını görmüyor duymuyor! Bunların yalanlarına ve demagojilerine inanacak kadar saf mı işçi sınıfı ve Türkiye halkları. Biz diyoruz ki, hem AKP faşizmine hem de CHP’nin demagojilerine inanmayacak işçi sınıfı burjuvaziye karşı mücadeleyi büyütecek ve boşa çıkaracaktır.
Ankara’ya yürüyen işçiler Düzce’ye geldiğinde takvim 22 Eylül’ü gösteriyordu, burjuvazinin kanallarında ise her zamanki gibi son dakika haberleri “ terör örgütüne şafak operasyonu”nu veriyordu. Ankara’ya yürüğünü bildikleri halde O sabah Turan Aktaş’ın evinin kapısı koçbaşlarıyla kırılarak girildi. Turan Aktaş dışında TAYAD ve Direnişler Meclisi dahil birçok ev basılarak 11 kişi gözaltına alındı. Buradaki amaç tutsak evlatları direnen TAYAD’lı Aileleri ve işi ekmeği için Direnişler Meclisi bünyesinde direnen işçileri ve Kamu Emekçilerini teslim almaktır. Bu teslim alma saldırısının hiçbir meşruluğu yoktur, bu kadar demagojiye rağmen tutuklama yapılmamış olmakla birlikte tüm gözaltına alınanlara ev hapsi vermişlerdir. Bu acizlik, bu çaresizliğin bir ürünüdür, bu çaresizlik AKP’in yönetememe krizinin ne kadar derinleştiğinin bir göstergesidir öyle ki burjuva basında “eylem yaparak gündem yaratmaya çalışıyorlar” diye yazıyorlar. Demokratik eylem yapmak, hasta tutsakların dışarıda tedavi hakkını istemek, kamu emekçilerinin ve işinden atılan işçilerin işini istemek ve bu doğrultuda gündem yaratmak nasıl “terörle” ilişkilendirilebilir. Eğer bir terör varsa oda sabahın köründe koçbaşlarıyla evlere dayanarak terör estiren polistir. Nasıl bir zayıflık ki AKP faşizminin polisi kapıyı çalamayacak kadar korkak ve gayrı meşru şafakla birlikte hem ev halkına hem mahalle halkına korku salıp terör estirmektedir. Bu güç değil, bu bir baskın usulü değil, bu üstünlük sağlamak değil bu ancak ve ancak halktan ve direnenlerden korkunun açığa vurmuş halidir.
Başta AKP ve CHP bu operasyonlarla direnenleri teslim alabileceğini ve bitirilebileceğini düşünüyorsa direniş geleneklerinin tarihsel gerçekliğinden haberlerinin olmaması gerek. Direnişlerde sınıfsal ve tarihsel gerçeklik her zaman direnenleri haklı çıkarmakla birlikte daima zafer direnenlerin olmuştur, çünkü direnenler bu tarihsel haklılıkla hareket eder ve mücadele eder.
Ankara yürüyüşünü muhatap almamaya çalışan CHP, genel merkezlerinin kapılarına dayanan işçilerin bu koca koca binalarda bir muhatap bulamayıp bunun sebebi de “yönetim kadrosunun veya muhatapların Hatay’a gitti” olarak göstermeleri tıpkı AKP’nin acizliğinin ve çaresizliğinin CHP’deki yansımasıdır. Elbette sadece bununla açıklanamaz. Bunun diğer boyutu ise CHP’nin işçi sınıfına direnen emekçilere ve halka olan açık düşmanlığıdır. Bu tarihsel bir gerçekliktir. Çünkü CHP bu düşmanlığı ilk değildir. Bu konuda sadece bir örnek vermekle yetiniyoruz.
“1970’te 15-16 Haziran işçi direnişinin doğmasına sebep olan ve DİSK’in kapatılmasına zemin hazırlayan 274 sayılı Sendikalar Kanunu ile 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunları’nda değişiklik yapılmasına ilişkin tasarı 11-12 Haziran’da mecliste AP ve CHP’nin oylarıyla, 3.5 saat gibi kıssa bir sürede kabul edildi. “ işte CHP’nin tarihsel olarak işçi sınıfına olan düşmanlığının tescilinin bir örneği budur.
CHP Genel başkanı her konuştuğunda “sorunlara talibiz” diyor. Tıpkı AKP gibi yalan söylüyor. Siz sorun çözemezsiniz siz işçi sınıfının sorunlarını çözemeziniz, siz çiftçinin sorunlarını çözemezsiniz, siz esnafın sorunlarını KHK ile işinden atılan kamu emekçilerinin sorunlarını EYT’lierin sorunlarını çözemezsiniz çünkü yukarda da belirttiğimiz gibi işçi sınıfına düşmanısınız ve iktidara gelmeniz halinde burjuvazinin temsilciliğini yapacak ve onların çıkarlarını koruyacaksınız tıpkı AKP’nin ve onun öncesinde gelen iktidarların yaptıklarından başka bir şey yapmayacaksınız. Bu konuda da tarihiniz kapkaradır, bir örnek verelim.
“Tarih 12 Temmuz 1947 iktidarda CHP var. Yeni-sömürgeciliğin ülkemizdeki başlangıcı olan Marshall yardımı ve Truman Doktrini’ne kapıyı arayan CHP iktidarıdır. Bağımsızlığın terk edilmesi anlamına gelen emperyalistlerle ikili anlaşmaların ilkleri de CHP iktidarında imzalanmıştır. 2. Emperyalist paylaşım savaşı döneminde CHP son ana kadar Nazi Almanya’sına destek veren bir politika izlemiştir.“
-Tarihsel olarak halk düşmanlığı tescillenmiş olan CHP’nin halkın ve emekçinin çıkarlarını savunma gerçekliği var mı?
-ülkemizin ilk bağımlılık adımlarını atan CHP bağımsızlıktan ve solculuktan bahsedebilir mi?
- işçi sınıfını ezmek mücadelesini yok etmek için 3-5 saatte jet hızıyla AP ile birlikte yasalar çıkaran CHP halkın ve emekçinin sorunlarına talip olması gerçekçi olabilir mi?
- burjuvazinin çıkarlarını koruyan-kollayan CHP yoksulluğu yok edebilme gerçekliği taşıyabilir mi?
-CHP belediyelerinde işçi ve emekçileri iş baskısı, yıldırma politikaları uygulayan ve çeşitli bahanelerle işçileri işlerinden atanlar ve işlerini geri istemek için direnen emekçileri görmezden gelen bir CHP bu ülkenin ve halkın sorunlarına talip olamaz, olsa da çözemez.
Bu nedenle biz diyoruz ki, her zaman belirleyici olan direnişin kendisidir. Nerede bir haksızlık varsa ve onun karşısında direniş büyüyorsa o zaman patronlar ve onların hamileri yenilmek zorundadır.
Biz diyoruz ki, işi ekmeği için direnen Şişli işçilerini ne ev hapisleriyle nede gözaltı terörüyle teslim alamayacaksınız.
Biz diyoruz ki, sizin iki yüzlü politikalarınızı, yalan dolanlarınızı er ya da geç emekçi Anadolu halklarına, işçi sınıfına teşhir edeceğiz. Bu nedenle siz Şişli Belediyesi önünde direnen işçilerin işlerini bir an önce geri verin.
Şişli işçileri 670 gündür belediye önünde direnişteler bir 670 gün daha olsa bu direniş devam edecek geri adım atmayacak işçiler.
Son Sözümüz, Şişli Belediyesi Başkanı Muammer Keskin ve CHP’ye, İşçi Düşmanlığından Vaz Geçin! Dünyanın Hiçbir Yerinde Böylesi Bir Direniş Karşısında Burjuvazi Kazanmamış Kazanmayacaktır.
Zafer Direnen Emekçinin Olacak
Direne Direne Kazanacağız.
Devrimci İşçi Hareketi

