Grup Yorum: Toplantıya Almayan Küba; Devrimin Yarattığı
Değerler Üzerinden Propaganda Yapmıyor, Kapitalizmin Yoz Kültürü Üzerinden
Reklamını Yapıyor!
Merhaba arkadaşlar… bugün şimdi bir değerlendirme toplantısı
yapacağız ve bunu sizinle de paylaşmak istedik. İşte Muzaffer abi bizimle, Sena
bizimle, Dilber bizimle ve ben Umut.
Öncelikle Türkiye’de ve Avrupa’daki direnişlerimizi
selamlıyoruz buradan. Adil yargılanma talebiyle ölüm orucunda olan Mustafa
Koçak’ı selamlıyoruz. Ölüm orucu direnişini selamlıyoruz. İdil Kültür
Merkezindeki arkadaşlarımızı ve hapishanede süresiz açlık grevinde olan
arkadaşlarımızı selamlıyoruz. Değerlendirme toplantımızda tabi sizleri de
selamlıyoruz.
Şimdi sorularımıza geçeceğiz, ama geçmeden önce işte böylesi
yoğun bir süreçte; direnişlerin sürdüğü, arkadaşlarımızın süresiz açlık
grevinde olduğu, İdil Kültür Merkezindeki açlık grevinin olduğu bir süreçte
neden Küba’ya geldiğimizi şimdi Dilber’e soracağız ve Dilber bizim neden
Küba’ya geldiğimizi anlatacak. Evet Dilber biz neden Küba’ya geldik?
Dilber: Biz neden Küba’ya geldik? Çünkü Küba’da
antiemperyalist bir toplantı yapılacaktı, onun haberini almıştık ve oraya
katılmak için kendimizi siteden yazdırdık. Yaklaşık bir buçuk ay öncesinden
iletişime geçtik. Bizim ülkeden arkadaşımız iki ay öncesinden iletişime geçip
bu ayarlamaları yapmaya başlamıştı. Bizim de amacınız bu antiemperyalist
toplantıya katılmaktı. Ki normalde katılacaktık da. 20 Ekim’e kadar katılmaya
yönelik her türlü işlemlerimizi yaptık. Bilgileri aldık, formları doldurduk,
gönderdik, cevap aldık vs. Onun üzerine uçak biletimizi istediler, biletimizi
de aldık, gönderdik …fakat daha sonra 20 Ekim’de bildiğiniz gibi mail geldi; bu
toplantıya katılamayacağımıza, kabul edilmediğimize dair. Biz 25’inde uçtuk
Küba’ya. Yani bu 4 günde tartışmalarımız mailden sürdü.
Umut: O mail içeriğinde yazıyor muydu, neden
toplantıya katılamayacağımız ile ilgili bir şey.
Dilber: Şöyle yazıyordu; “Bu toplantı resmi
olarak tanınmış kurumlar tarafından kurumların katılımıyla gerçekleşecektir.
Bundan dolayı siz kabul edilmediniz” diye yazdılar. Sonrasında biz cevap yazdık,
anlamadığımızı neden bu toplantıya dahil olamadığımızı sorduk. Çünkü her
şeyimiz tamamdı son aşamaya kadar. Ödeme aşamasına kadar her şeyimiz tamamdı.
Sonradan tekrardan bir isim listesi geldi bize, yazdırdığımız herkesin ismi
geldi, bu kişiler katılmayacaktır diye daha açıktan bir mail geldi. Ama hala
bir açıklaması yoktu.
Burada geldiğimizde öğrendik asıl olarak. 25’inde indik
Küba’ya 29’unda Havana’ya geçtik. Asıl Havana’ya geçtikten sonra ICAP ile
görüşme şansımız oldu. Onlardan direk öğrendik zaten.
Umut: Bu konuya daha sonra tekrar döneceğiz. Biz
sorularımızla devam edelim. Şimdi Sena, sana sormak istiyorum. Birçok yeri
gezdik, Devrim Meydanından Che’nin evine kadar birçok yeri ziyaret ettik.
Nasıldı bu geziler, nasıl geçti? Senin dikkatini çeken şeyler oldu mu?
Sena: Burada tarihsel yerleri gezdik. Müzeleri
gezdik, meydanlara gittik. Bizim için tabi çok heyecanlıydı; Küba’da Che’nin,
Fidel’in memleketine gelip, devrimin olduğu yere gelip bu yerleri gezmek ve o
tarihsel yerlerde şarkılarımızı söylemek ve açıklamalarımızı yapmak bizim için
çok heyecan vericiydi. Yani bizim için de çok güzel bir deneyim oldu.
Umut: Epey bir paylaşımlar oldu zaten. Hemen
hemen her haberimizi paylaşmaya çalıştık.
Sena: Evet aynen öyle. Şarkılarımızla gittik.
Hem buradan açlık grevindeki arkadaşlarımızı da selamladık, Mustafa’yı
selamladık, Dev-Genç’in 50. yılını kutladık.
Daha yakından tanımış olduk. Böyle kitaplardan biliyorduk
Che’nin hayatını, Fidel’in hayatını Küba Devrimini. Burada işte halkın içinde
de görmek farklı bir deneyim oldu, güzeldi o anlamıyla.
Umut: Hemen herkesin evinde, herkesin arabasında
Che’nin veya Fidel’in fotoğrafları vardı.
Sena: Evet, gördüğümüz her yerde örneğin
sokaklarda gezdiğimizde birçok okulun önünden geçtik. Kapılar açık zaten; her
evin kapısı, okullar, kurumlar, her yerin kapısı açık ve her evde de Fidel’in,
Che’nin fotoğraflarını görüyorsun. Devrim önderlerinin fotoğraflarını
görüyorsun. Yani yaşatıyorlar gerçekten onları.
Umut: Evet bu anlamıyla gerçekten güzeldi.
Muzaffer abi sana bir sorumuz var. Küba halkıyla tanıştık. Küba halkı ile
ilgili nasıl bir düşünce, nasıl bir deneyim oluştu bize biraz anlatır mısın?
Muzaffer: Kitaplarda anlatıldığı gibi fazla
olmadı bu sefer. Çünkü gerçekten de mesela herhalde ekmek kavgası yüzünden,
maddi durumları kötü olduğundan herhalde, sokaklarda rahatsız edici şekilde de
davranıldı bize. Mesela özellikle restoranların önünden geçerken, buraya gelin
yemek var şu var deniliyordu. Fakat halk kesimi gerçekten iyi misafirperver
aslında. Biz soru sorduğumuzda cevaplıyorlardı, ellerinden geldiğince yardım
ediyorlardı bize.
Umut: Yardımcı oluyorlardı evet.
Muzaffer: O konuda hiçbir sorun yoktu. Bir de
bilgili insanlar birçoğu gerçekten. Türkiye dediğimizde Türkiye hakkında birkaç
cümle söylüyorlardı. Bir tanınmış isim veya Türkçe birkaç cümle öğrenmişler.
Özellikle tanınmış isimleri söyleyenler oldu işte. O bakımdan misafirperver
diyebiliriz. Ama diğer yanıyla emperyalizme kapılarını açtıkları için gerçekten
de bir değişiklik var. Aslında bize anlatıldığı ile gördüğümüzün arasında bir
fark var gerçekten çünkü.
Umut: Ciddi bir apolitikleştirme var, yani
insanlarla konuşurken, sürekli “eğlence, alkol, partiler” gibi, yani bu üç
kelimeden ibaretti genelde konuşmalarımız. Daha verimli, daha politik sohbetler
edemiyorduk aslında. Çünkü sürekli konuları buralara bağlıyorlardı. Bu da
halkın sorumluluğunda değil, iktidarın sorumluluğundadır. İktidarın hedefli bir
politikasıdır apolitikleştirmek. Bunu da aslında somut, halkın içine girerek
görmüş olduk. İdeolojik olarak da emperyalizme kapılarını açmalarının ön
hazırlığı diyebiliriz aslında.
Dilber: Bu konuda ben de şunu söylemek
istiyorum. Sokağa çıktığımızda çok belirgindi. Turizme kapıları açmışlar ya;
halkın, Küba’nın şu an gelirlerinin büyük bir kısmı turizmden geliyor. Ve
gerçekten sokakta yabancı gördükleri an, artık insanlar da öyle alışmış. Hani
iki şey duyuyorduk bir taksi bir de hangi ülkeden geldiniz ve oradan…
Umut: …Ondan sonra da iletişime geçip seni bir
dükkana teşvik ediyor, veyahut kendileri bir şey satmaya çalışıyorlar.
Sena: Burada yaşadığımız en temel sorunlardan
bir tanesi sürekli bir turist olarak hissetmek zorunda kalmamızdı. Çünkü
dediğiniz gibi aslında insanlar öyle yaşamaya başlamışlar. Bundan kaynaklı
mesela biz devrimciyiz dediğimizde bile insanlar onu algılamıyorlardı. Öyle bir
sorun vardı.
Dilber: Bir nokta daha vardı orada para birimi.
Sonuçta bizim burada kullandığımız para birimi Avrupa para birimi… bir Cup (Cuban
Peso – Küba Pezosu) bir Euro civarında, ama burada halkın kullandığı para
birimi değil. Şimdi ekonomilerini turizme yönelik ayarladıkları için, halkla
bağımız zaten oradan koptu. Oradan bir bağ kuramadık, sadece pazarda bir bağ
kurabildik. Çünkü şeyi de bilemiyoruz. Nereler halkçı. Her yerde restoranlar,
gezilecek yerler var, direk turistlere yönelik olduğu ve dil konusunda da sorun
yaşadığımızdan kaynaklı aslında halk ile iç içe olamadık. Hani Türkiye’deki
gibi gidip halktan bir insanın kapısını çalamadık. Ama gerçekten etkilendiğim
iki olay var. Vara derede ekmek sormuştum, kendi ekmeğini verdi market. Sormuştum
kendi ekmeğini vermişti, akşam eve götüreceği ekmeği. Bir de bu toplantının
olacağı yerde temizlikçi kadın, “yok geçmeyin oradan” demişti bize, biz tamam
dedik. Sonra yağmur yağdığı için ille geçin ille geçin dedi ve defalarca bize
ısrar etti.
Umut: Yani şöyle bir şey vardı. Obama ile
yapılan anlaşmalardan sonraki süreçte ciddi bir Amerikan hayranlığı var. Burada
aslında birçok insandan duyduk. Artı her yerde Amerikan bayrakları var. İşte
yine arabalarında evlerinde tişörtlerinde birçok yerlerinde Amerikan bayrağı
ile karşılaştık ve Amerika ile ilgili sorular sorduğumuzda, umutlarını oraya
bağlamışlar. Halk olarak Obama sürecindeki yaşananlardan sonra emperyalizme ABD
emperyalizmine bağlamışlar, bunu da görmüş olduk. Bu Antiemperyalist toplantıya
bizi katmamaları meselesinde de ciddi bir rol oynuyor.
Dilber: Ama mesela biz gece iki düşünce ile
karşılaştık; bir tarafta biz burada iyiyiz, bizi merak etmeyin, diyenler vardı.
Diğer tarafta da yeter artık deyip dışarıdan da yardım desteği bekleyenler
vardı.
Sena: Yani şey de çok çarpıcıydı. Özellikle
Havana’da gördüğümüz oteller bizi gerçekten şaşırttı. Örneğin işte Hilton’dan
sonra mesela Fidel tarafından kapatılan, devlet kurumu haline
getirilen bir yer, tekrar buranın en lüks otellerinden biri haline gelmişti.
Beş yıldızlı oteller çıkıyor sürekli karşımıza ve mesela taksilere vesairelere
binince de, insanlar bunu bize olumlu bir şey olarak gösteriyorlar.
Umut: Evet mesela bizi gezdirdiklerinde de
barları gösteriyorlardı. İşte John Lenon’u gösteriyorlardı. Aslında devrimci
değerleri değil de kapitalizmin, emperyalizmin yarattığı değerler üzerinden
bizlere reklamını yapıyorlardı kendi ülkelerinin. Halbuki biz buraya Che ve
Fidel için gelmişiz.
Sena: Evet. Markalar da aynı şekilde. Lüks
markalarla karşılaştık, parklarda gençlerin ellerinde son model telefonları
görüyoruz. İşte Samsung girmiş, Apple girmiş, Adidas girmiş, Armani girmiş…
mango girmiş. Bunların hepsini gördüğümüzde tereddütte kaldık, acaba sahte mi
değil mi diye. Ama gerçek, sonra araştırmalarımız sonucu gördük anlaşmaları
vesaire
Umut: Evet Sena, Küba ile ilgili düşüncelerini
duyduk aslında. Ama Küba ile ilgili düşüncelerinde, Küba’ya geldikten sonra bir
değişiklik oldu mu, bir sonraki sorumuzdu ama bu soruya cevap vermiş olduk hep
birlikte. Hepimiz başka düşüncelerle geldik ve burada bambaşka bir tablo ile
karşılaştık.
Dilber: Şunu eklemek istiyorum ben ama. Sokaklar
aslında çok temiz. O benim dikkatimi çekti. Örneğin hani halk içiyor, o çok
belliydi. Marketlerde çok az gıda maddesi var, ama her yerde içki var ama onun
dışında. Örneğin hani çok uyuşturucuyla veya fuhuşla direk sokaklarda
karşılaşmadık. O boyutuyla daha temiz yani. Ama şimdilik daha temiz.
Umut: Fuhuş boyutuyla bu şeyin olduğu yer plajın
olduğu yerde ciddi bir fuhuş merkezi vardı.
Sena: Yolda buraya gelirken de çok gördük.
Umut: Çok fuhuş yapılıyor. Onu gözlemlemiştim. Ayrıca
uyuşturucu olarak da hiçbir şekilde uyuşturucuya denk gelmedik. Sadece bir kere
sadece bir kişi sordu Marihuana diye. Ama onun dışında uyuşturucuyla ilgili
dediğin gibi temiz. Yani güzel olan çeteleşme yok, mafya yok, o anlamda insan
kendini güvende hissediyor gerçekten. Sokaklarda istediğin gibi gezebiliyorsun,
kapılar açık, dediğin gibi herkesin kapısı açık, herkes içeride ne yapıyorsa
görebiliyorsun gerçekten.
Dilber: Mesela giyim kuşam konusunda da çok
farkediliyor. İnsanlar rahat giyiniyor. O giyime de yansımış yani.
Umut: Toplantıya dönelim tekrardan. ICAP
tarafından antiemperyalist bir toplantı gerçekleştirildi. Halk Cephesi, Grup
Yorum olarak biz bu toplantıya kabul edilmedik. Bunu bize nedenleriyle
biraz anlatabilir misin? Şimdi biz oraya gittik, görüştük… ne oldu, onlar ne
söyledi, biz ona karşı ne yaptık ve bundan sonrası için de ne yapacağız?
Dilber: Buraya ilk geldiğimizde beklentimiz bu
değildi tabi ki, böyle bir şeyle karşılaşacağımızı bu derece beklemiyorduk.
Hani ilgilenen diğer arkadaşlarımız da öyle demişti değerlendirmelerinde. Yani
biz de bu kadar beklemiyorduk. En fazla otelle bürokratik bir sorun vardır,
diye düşündük açıkçası. Fakat buraya ICAB’ın kendi merkezine gittiğimizde iki
kişi geldi bizimle görüşmeye. Bizim yanımızda İspanyolca bilen bir dostumuz
vardı Kübalı. Onu dışarıya çıkarttılar, biz hala olayı anlamadık. Çünkü o
saflığımızla yaklaştığımız için gerçekten anlamadık ve beklemedik açıkçası. Ve
onu dışarı çıkarttıktan sonra bize, “siz legal bir örgüt değilsiniz” dediler. “Bu
nedenle sizi bu toplantıya almıyoruz” dediler açıktan. Orada bile biz hala,
legal ile ne demek istiyorsunuz, yani anlam veremedik. Ve orada şunu dediler: “Grup
Yorum Halk Cephesi’nin bir merkezidir”… legalin de işte sözlükteki anlamını
anlatmaya çalıştılar. Sonra da biz şunu anladık bu değerlendirmeden, onlar
kendi ağzıyla konuşmuyorlar, Türkiye’deki faşizm, Avrupa’daki emperyalizm bizi
nasıl değerlendiriyorlarsa onlar da aynı ağızla değerlendiriyorlar. Biz orada
böyle de söyledik. “Yok yok öyle demek istemedik” vb. dediler, ama sonuç olarak
oraya varıyor. Sonra bu konuşmalar üzerine bizim bilgilerimizi aldılar, “biz
size döneceğiz” dediler.
ICAB’ın başkanı Fernando Gonzalesile görüşmek istedik, o
daha önce yıllarca tutsak kalmıştı Amerika’da ve bizim kendisini
desteklediğimiz bir tutsaktı. Tutsaklığından kaynaklı onunla ayrı bir bağımızın
olması nedeniyle onunla görüşmek istedik. “Çok yoğun şu an, zamanı yok” vesaire
diyerekten ileteceğiz, dediler. İleteceğiz deyince biz de haber bekledik
dolayısıyla. Ve sonra bize ulaşamazlarsa ona ulaşırlar diye İspanyol
arkadaşımızın bilgilerini verdik. Sonraki gün biz yine de gidelim dedik o
alana. Kim var, kim yok bakalım. Çünkü aynı amanda Orada tekrardan görüşmek
istediğimiz Avrupa’dan arkadaşlarımız vardı gelen, İspanya’dan arkadaşımız
vardı... Hangi kurumlardan gelmişler ve açıklamamızı orada yapalım demiştik,
onun için gittik aslında. Ve kurumların önünde Türkçe ve İngilizce
olarak açıklamamızı yaptık ve sonra eve geldik. Yaklaşık bir saat sonra
İspanyol arkadaşımız eve gelip Küba’nın Anayasa Kurumu Örgütünün kendisini
arayıp bizi sorduğunu söyledi. Bunun üzerine bir de bu eklenmiş oldu, yani biz
orada hem kabul edilmiyoruz hem oraya açıklama yapmaya gidiyoruz.
Umut: Orada o gün bir de mail yazın demişlerdi
mail yazdık. Bize cevap vermediler, ertesi gün açıklama yaptık.
Sena: Aynen bütün bilgilerimiz ellerinde zaten.
Dilber: Biz zaten mailimizi gönderirken tüm
programımızla göndermiştik. Biz 3 gün boyunca buradayız, sonra şuraya
geçiyoruz. Bu konuda biz çok nettik, açıktık. “Ve sonradan da siz oraya girmeye
çalışmışsınız ve beni aradılar sizi sordular” dedi İspanyol dostumuz. Biz
nereye girmeye çalışmışız, yani orada bile bizi kriminalize etme isteği var,
yani öyle bir düşünce var. Tabi ki İspanyol arkadaşımız da çok böyle bir şeye alışkın
olmadığı için korkmuş.
Umut: Alışkın olmadığını ve buranın en sert polisi en
korkulan polisi diye anlattı bize. Zaten o korkuyla, o endişe ile geldi. Yani
buradan anlayabiliyoruz aslında nasıl bir korku saldıklarını. Nasıl bir tehdit
olduğunu. Ondan sonra oradan ayrılmak zorunda kaldık.
Dilber: Sonra oradan ayrılmak zorunda kaldık, başka
bir yere taşındık. Ama burada asıl mesele şu; hani antiemperyalist bir kuruma
yaptıkları ve bizi aslında tanıyorlar çok iyi tanıyorlar. Grup Yorum’u da çok
iyi biliyorlar. Ama sonuçta Küba’nın şu andaki “çıkarları” meselesi. Bir
sonraki gün toplantıya katılan arkadaşımızla görüşmüştük, onun da anlatımları
bu yöndeydi. Katılan kurumların toplantıdan memnun olmadığı. Çünkü neden;
Küba’nın Amerika’ya mesaj vermek istediği, kendilerinin programları
belirlediğini. Örneğin 6 tane panel varsa onun karşılıklı tartışmalı değil de
oturup Kübalıların anlattığını, diğer insanların kurumların da yazılı olarak
sorularını sorabilecekleri…
Umut: Evet, tartışma zemini yaratmamak için.
Dilber: Evet, tek dertleri ambargo… şu an Amerika’ya
mesaj vermek. Obama ilk geldi görüştü. Biraz daha “olumluydu” onlar için, Trump
daha da ağır bir ambargo uyguladı. Şu anki dertleri o yani.
Umut: Hiçbir şekilde sosyalist bir düşünceyi kabul
etmem diye açıklama yaptı.
Dilber: Evet acı olan da şu, buranın yerel
gazetesinde İngilizce ve Almanca okumuştuk, Fidel’in sözleriyle cevap
veriyorlar. Ama öyle bir düşünceleri yok.
Umut: “Ya özgür vatan ya ölüm” şiarıyla hareket
ediyoruz, diyorlar, ama aslında gerçekler öyle değil. İşte reformizmde satışın
sonunun olmadığını görüyoruz biz burada. Fidel’i yaşatıyoruz diye göstermeye
çalışıyorlar. Devrimci değerleri yaşatıyoruz diye göstermeye
çalışıyorlar. Üstünde tepiniyorlar aslında bu değerlerin ve karış
karış satıyorlar yani ve halk bunun bedelini ödüyor.
Umut: Ödeyecek.
Dilber: Evet ve bugünden ödemeye başlamış zaten.
Turizm yönüyle hani yozlaşma boyutuyla baktığımızda aslında aşama aşama aslında
halkı şeyle karşılaştırabilirsin. Amerika’nın çöplüğü haline getirecekler
Küba’yı. Bunu açıktan söyleyebiliriz. Niye çünkü sosyalist bir devletti Küba.
Ve tekrardan kapitalist bir devlet oluşturmaya çalışacaklar. Ne yapacaklar,
daha geri bir aşamada olacak. Ama Küba halkı buna gerçekten layık değil. Hani o
boyutuyla beni mesela gerçekten etkiledi. Yani beklentim de o değildi Küba ile
ilgili ya politikalarını az çok takip ediyorduk. Tekrardan uzlaşma süreci,
ambargo var onu biliyorduk; ama bu kadar açıktan yaşamış olmak, bu kadar
açıktan görmüş olmak… mesela kadın o gün bizimle görüştüğünde, kadın da şaşırdı
“siz niye geldiniz” dedi. “Biz sizi reddettik, siz niye geldiniz?” Biz de dedik
biz bunun için geldik. Antiemperyalist olduğumuz için…
Sena: Ve şöyle bir tavır vardı. Bizim tartışacak bir
şeyimiz yok, öyle cevap veriyorlar sürekli.
Dilber: Ve açıklamamızı yaptık, sonra da zaten biz
İspanyol dostumuzla görüşmüştük. Pazar günü bir şey yoktu orada,
ulaşabileceğimiz kimse yoktu. Biz cumartesi günü gittiğimizde “şu an
toplantıdan sonra çok yoğunlar, pazartesi günü büroda olurlar” dediler.
Umut: Bütün umutlarını aslında emperyalizme bağlamış
bir kurum, antiemperyalist bir toplantı yapamaz. Yapsa bile samimi olmaz. Olmadığını
da oraya katılan arkadaşlarımız aslında bize anlattılar, memnuniyetsizliklerini
dile getirdiler.
Son olarak da, bugün bizim son günümüz. Son düşüncelerinizi
Küba ile ilgili söylemek istediklerinizi söyleyebilirsiniz
değerlendirmelerinizi. Ardından toplantımızı da bitiriyoruz.
Dilber: Ben bir şey söylemek istiyorum. Şöyle diyeyim,
sonuçta Chelerle büyüdük, Fidellerle büyüdük, sosyalizm hayalleriyle büyüdük.
Ve o kitaplarda okuduklarımızı, araştırdıklarımızı gelip burada bizzat
görebildik. En azından heykellerini, müzelerini, insanlarındaki o sevgiyi en
azından gördük. Ve o boyutuyla bence güzel oldu Küba’ya gelişimiz. Hani
kendimiz gelmiş olduk, yaşamış olduk… ama şu boyutunu da yaşamış olduk. Yani
kapıların tekrar açılmasını, o politikaların içerisindeyiz biz şu an. Ve bizi
toplantıya almamaları… bunu yaşamamız da olumlu, neden çünkü bizimle birlikte
milyonlarca insan bunu izliyor aslında. Birçok insana İngilizce ve Türkçe olarak,
buraya gelen dostlarımıza herkese anlattık. Ve anlatmaya da devam edeceğiz.
Umut: Kendi pratiğimizle görmüş olmamız çok daha
farklı oldu tabi. Takip ediyoruz sürekli birçok şeyi, biliyoruz, ama yine de
sonuçta devrimin gerçekleştirildiği, Fidel Castro’nun öncülüğünde Che’nin
içinde olduğu bir ülke burası… insan ister istemez içindeki devrimci duyguları
ile geldiği için olabiliyor en azından bizde öyle oldu. Yani biz aslında
Küba’nın siyasi durumunu, politik durumunu biliyorduk. Ama yine de buraya
geldiğimizde, yok bir şekilde bir yolunu buluruz ve o toplantıya katılırız,
yani o kadar da değil diye geldik. Ama sonuç itibarıyla gördük, dediğin gibi
onu kendi pratiğimizle yaşamamız çok daha etkili oldu.
Dilber: Biz Küba’ya turist olarak gelmedik dışarıdan
Avrupa’dan birçok insan gibi hadi Küba’ya gidelim diye böyle gelmedik. Küba’ya
tarihine sahip çıkmak için geldik, mirasına sahip çıkmak için geldik. Ve bugün
de bu gördüklerimiz de sonuçta büyük bir birikim oldu bizim açımızdan. Sosyalizmin
“s” sine bile katlanamadıkları bir süreci görmüş olduk aslında. İşbirliğini
daha derinden gördük, ama aynı zamanda halkı tanımaya çalıştık tanıyabildiğimiz
kadarıyla. O konuda da çok net, bu halk buna layık değil. Gerçekten sosyalist
yaşamışlar ve en iyisini üretebilirler, daha halka layık daha güzel bir sistem
kurabilirler. Seçim emperyalizmle işbirliği olmamalı. O boyutuyla benim
düşüncem bu, o konuda ve bugün son günümüz, 10 gün kadar kaldık Küba’da.
Değdi gerçekten; buraya gelmemiz, görmemiz, kendimizi ifade etmemiz için. Evet,
istediğimiz gibi olmadı. En azından dün şenlik yaptık. Şenlik tarzı tanışma
gibi. Diğer ülkelerden gelen, hostelde birlikte kaldığımız insanlarla tanıştık.
Onlara kendimizi anlattık. Bir şekilde ilişkilerimiz oldu. Bir Kübalı dostumuz
oldu. Hastaneye gittik.
Umut: iletişim bilgilerini de aldık. Sonuçta
Avrupa’da da oturan var.
Dilber: Tabi iletişim bilgilerini de aldık. Evet ama
insanların kafasındaki o şeyi kaldırabilme bilgisine sahip olduk. Artık eski
Küba değil. Sağlık sistemi de dahil. Bugün hastaneye gittik, biliyorsunuz orada
da şunu dediler, yani Avrupa’ya yönelik fiyatlarımız çok yüksek. Avrupa’da
tedavi olsanız aynı fiyata gelir. Çünkü Küba şu an kendi halkına bedava sağlık,
bedava eğitim uyguluyor. Ama ileriye yönelik bunlarda kalkacak. Çünkü
sistemi değiştirecekler.
Umut: Sena, senin fikirlerini alalım.
Sena: Burada geçirdiğimiz süre, bizim için de bir
eğitim oldu aslında. Yaşadığımız sorunlar vardı bir yanda, diğer tarafta da
tabii gördüğümüz şeyler vardı. Küba halkının, sosyalizmin değerlerini görmek
bir eğitimdi. En çarpıcı şeylerden; hani uzlaşmanın bir halkı bir devleti
getireceği noktaları gördük. Bizim için onu görmek bir yandan üzücü de tabii.
Sosyalizmin bu şekilde gerilemesi ve bitişini, revize edilmesini görmek üzücü
aslında. Ama burada olduğumuz sürece biz bunu sürekli, tanıştığımız Kübalı
insanlarla da bunu konu haline getirdik. Şunu da yaşadık aslında ICAP’la; bu
sorunlar yaşandığında “eleştirmeyin, yapmayın” diyerek bir şekilde üstünü
kapatmak isteyenler de oldu. Bizse dost olduğumuz için eleştirmemiz gerektiğini
ve bunu yanlış yapsak bile sonrasında özeleştirisini vereceğimizi dedik. Ama bu
şekilde bu tavrı kabul edemeyeceğimizi, üstelik bunu yakıştırmadığımız için bu
şekilde eleştireceğimizi söyledik. Böyle sorunlarda çıktı karşımıza.
Umut: Kimse sonra “yok yapmayın” diyemedi bize, biz
bunları söyledikten sonra.
Sena: Tabii ikna ettik insanları.
Umut: Yok diyemediler, “yapmayın”da ısrar edemediler.
Çünkü doğru olan o değil.
Sena: Evet bizim sonrasında açıklamalarımız sonucu
ikna da oldu insanlar. Çünkü buna ikna olmayacak bir düşünce de yok. Kendisine
antiemperyalistim diyen, sosyalistim diyen kimse buna karşı çıkamazdı zaten.
Genel anlamıyla dediğimiz gibi yine güzel geçti bizim için. Burayı görmek ve
işte burada Che’nin değerlerine, Fidel’in değerlerine sahip çıkmak, bizim için
Grup Yorum olarak da Dev-Genç olarak da onur vericiydi aslında burada olmak ve
buradaki sorunları tartıştık. Görevimizi yaptık o anlamıyla. Yani ben de öyle
diyeyim…
Umut: Tamam. Muzaffer abi sen ne söylersin?
Muzaffer: Benim okuduklarımla gördüklerim arasında büyük
bir fark vardı. Bu da şundan kaynaklanıyor aslında; şu andaki devletin uzlaşmak
için açık bıraktığı kapı. Yani emperyalizmle anlaşma çabalarından dolayı git
gide kendi değerlerinden uzaklaşıyorlar aslında. Kötü olan da oydu. Yoksa
sokaklarda yürürken bütün kapılar açık, yani insanlar o kadar güvende
hissediyor ki kendisini, kapılarını açık bırakıyorlar. O yanıyla gerçekten çok
güzeldi. Ama diğer yanıyla şu uzlaşma meselesi yüzünden kendi değerlerinden
uzaklaşıyorlar. O da kötü yanı ve bizim için üzücüydü. Çünkü bu ülke öyle büyük
bir savaş vermiş ki çok güzel değerler yaratmışlar, ama o değerlerden git gide
uzaklaşıyorlar. Bunu görmek de bizim için üzücüydü.
Sena: Şunu eklemek istiyorum; mesela dün burada yaptığımız
etkinlikte İskoçyalı bir arkadaşımız, Rusyalı bir arkadaşımız vardı, 3 de
Kübalı, ikisi müzisyen hatta. Yani şunu görüyorsun aslında biz bu tarz şeyleri
gündeme getirdiğimizde yine ikna olmayacak kimse yok, buranın halkı dahil. Biz gerçekleri
anlattığımızda tekrar bunları hatırlatma orasıyla sadece bir dinamik eksik.
Yani onu görüyorsun kimse burada sosyalist değerlerden vazgeçmiş değil. Yani
burada Kübalı arkadaşlarımızla konuştuğumuzda da yani neredeyse gözleri dolarak
insanlar bizi dinliyordu. Hani Amerika’ya işbirliğinin büyüdüğü anda neler
olacağını anlattığımızda insanlarda o tereddütü de görüyorsun. O da aslında
umut verici bir yandan.
Umut: Apolitikleştirme politikaları da bu yüzden.
Sena: Onun sonucu evet. Hem de kendimizi de çok rahat
bir şekilde zaten anlatabiliyoruz. Şimdi kurumdan bağımsız halka, işte biz Grup
Yorum olduğumuzu söylediğimizde, devrimci sanat yaptığımızda… dün güzel bir
örneğini yaşadık aslında. Masa etrafında toplandık ve büyük dayanışma etkinliği
gibi oldu aslında, gözleri açık bizi dinlediler. Halay bile öğrettik, en
sonunda onların şarkılarına eşlik ettik. Güzel bir şey oldu.
Umut: Güzeldi gerçekten… toplantımızın yavaş yavaş
sonuna geldik.
Bir Batista da bizim ülkemizde. Ona ve faşizmine karşı
mücadele ediyoruz direniyoruz. Ve Küba devleti bize sahip çıkmıyor, antifaşist
antiemperyalist olan bir kuruma sahip çıkmıyor ve Batista’nın tarafında yer
alıyor aslında. Bunun pratik sonucu budur.
Şimdilik bu kadar hepiniz hoşça kalın.
