Son sürece dair bazı
şeyleri tekrar söylemiş gibi olacağım ama önemli, unutulmasın!
Soruşturma geçiren 23 kişiydik. Hepimizin
kes-kopyala-yapıştır şeklinde hazırlanan disiplin kurulu evrakı aynıydı.
Polisiye bir çalışmayla sosyal medya hesapları incelendi, fiili saldırı
iftirası atıldı! 12 kişinin üyelikten ihracı istendi, diğerlerine kınama-
üyeliğin geçici olarak askıya alınması gibi farklı cezalar verildi.
Son genel kurulda 3 saniyelik oylamayla, Yüksel
direnişçileri tutuklu ben de ev hapsindeyken, salona gidebilen arkadaşlarımıza
söz hakkı tanınmadan, “kabul edenler, etmeyenler, kabul edilmiştir” şeklindeki
bir oylamayla ihraç edildik!
Genel kurul sürecine dair çok şey söylendi. Sendikaya hâkim
anlayışların bizleri tasfiye etmek için ortaklaştığının itirafını duymuştuk.
Yönetim dışında kalan anlayışlar bu tasfiye kararından sıyrılmak istese de,
sıyrılamazlar! Yeni MYK’da biz karar vermedik, sorumlu değiliz diyemez! Kişiler
değişse de anlayışlar aynı. Üyeliğin askıya alınmasından sonra seçme-seçilme
gibi üyelik haklarımızı kullandırmayarak bizi kongre sürecinin dışında bırakmak
istemişlerdi. Bir yandan hiç aksamadan aidatlarımızı aldılar, bir yandan üye
değilsin seçme seçilme hakkı da nedir ki, konuşamazsın bile dediler! Hatay
şubenin yükselen başarısını kırmak istediler. Hatay’da merkezde yapmak
istedikleri ittifakları yapamadıkları, seçimle de seçilemedikleri için bu oyunu
oynadılar!
Mahkemesi biten 3
kişi de davayı kazandı. Biri yıllarca sendikada emek harcamış, 6 yıl boyunca
şube başkanlığı yapmış Ayhan Erkal’dır. Ayhan Erkal’ın da seçimde aday
olmasının önüne geçmişlerdi. Şimdi mahkemeyi kazandı, gasp ettikleri seçme
seçilme hakkı yanlarına kar mı kalacak? Yargı Eğitim Sen’in yaptıklarını haksız
buldu. Yargı kararlarını uygulamadılar. Uygulamak bir yana, üyelere mektup
gönderip bir gizem yaratarak bilmediğiniz şeyler var dediler. Üyelerin
kafalarını bulandırmaya çalışıyorlar hala. Dışarıya karşı sözde kardeş
kavgasıdır, çözemeyeceğimiz bir sorun yok diyen yeni Başkanın da sözü ancak
twitter paylaşımıyla kaldı.
Biçimsel olarak bu şekilde hazırlanan tasfiye sürecinde,
üyeliğimiz askıya alınır alınmaz dava açmıştık. 3 kişi dışında herkesin
mahkemesi sürüyor. Dava açtığım o günden bugüne kadar hakkımda, mahkemeye
sundukları yüzlerce sayfalık savunmalarda tek bir darp raporu yok! Kime ne
zaman saldırdığını merak ediyor insan! İftira at izi kalsın öyle mi?
Kendilerini, benim sosyal platformlarda paylaştıklarımı fotoğraflayarak
savunmuşlar. Kötü niyetli olduğumu
sayfalarca anlatmışlar. İddianame, delil toplama, suç uydurma yöntemlerinden
hiçbir farkı yok. Dün de duruşmam vardı. Genel merkez avukatları sendikadan
ihraç edildiğimi, bu yüzden davanın kapanması gerektiğini belirttiler. Evet
ihraç kararını bizlere tebliğ etmeyip, mahkemelere sundular! Nuriye Gülmen’e
tebliğ edilmesi için Konya şubesine gönderilmişti.)
Mahkeme ertelendi, ihraca karşı yeni dava yolda. İhraç
kararları kaldırılıncaya kadar bu yolda yürümeye devam edeceğim. Bu sorun, ancak
ihraç kararı geri çekilirse çözülür. Biliyoruz ki unutturmaya çalışıyorlar.
Üstünü kapatıp geçmek istiyorlar ama nafile. Sendikaya hâkim reformist,
teslimiyetçi anlayışlar Lenin’in de dediği gibi bizleri sendikalardan tasfiye
etmek için her yolu denediler. Can pahasına bedeller ödenerek kurulan Eğitim
Sen’in mücadele tarihine kara leke sürdüler. Susup kabullenirsek, unutursak
mücadele tarihine ihanet etmiş oluruz. Bu tasfiye saldırısı karşısında susup
kabullenenlerden ya da saldırdılar diye istifa edip mücadeleden kaçanlardan
değiliz. Tam da bu noktada ne demek istediğimi Lenin çok iyi özetlemiş.
“Komünistler, kurtuluşun eski sendikaları terk ederek ve örgütsüz kalarak
değil, ancak sendikaları devrimcileştirerek, reformizm ruhundan ve kalleş
reformist önderlerden kurtararak ve sendikaları devrimci proletaryanın gerçek
dayanağı haline dönüştürerek sağlanabileceğini proleterlere açıklamalıdırlar.”
“Az bilinçli işçilerin büyük bir kısmı kendi örgütlerini
terk ederken hem kapitalist saldırı hem de sınıf dayanışmasının sürekliliği
sayesinde gözleri açılan işçi kitlelerinin bir kısmı da yeni örgütler kurmaya
çalışıyor. Birçokları için sendikalar çekim merkezi olmaktan çıkmıştır, çünkü
bu sendikalar kapitalist saldırılara karşı direnmediler ve üstelik birçok durumda
direnmeyi ve zaten kazanılmış olan mevzileri savunmayı dahi istemediler.
Reformizmin kısırlığı pratikte apaçık hale gelmiştir.”
“Tüm ülkelerde
sendikal hareket bir iç istikrarsızlığa tanık oluyor. Oldukça fazla sayıda işçi
grubu sendikalardan sürekli olarak koparken, reformistler, “sermayeyi emeğin
çıkarı için kullanmak” gerekçesiyle sınıf iş birliği politikalarını gayretle
sürdürüyorlar. Oysa gerçekte sermaye, kitlelerin yaşam standartlarını düşürmek
için reformist örgütleri kullanarak, her zaman onları kendi çıkarlarına hizmet
eder hale getirmiştir.”
Yani demem o ki, sendikaya hâkim sendikal anlayışlar Eğitim
Sen’in mücadele tarihine leke sürmekten, teslimiyetten vazgeçmelidir. Üyeler,
bu sorunun çözümünü başka sendikada aramak yerine çözümün bir parçası
olmalıdır. En önemlisi de sorunlarımızı birlikte çözebileceğimiz, bir arada
durup birlikte mücadele edeceğimiz meclislerde yer almalıyız.
İhraç kararları geri çekilinceye kadar Nazım Ustanın dediği
gibi bu yolda yürümeye devam edeceğim.
Yürümek;
yürümeyenleri
arkanda boş sokaklar gibi bırakarak,
havaları boydan boya yarıp ikiye
bir mavzer gözü gibi
karanlığın gözüne bakarak
yürümek!..
Yürümek;
dost omuzbaşlarını
omuzlarının yanında duyup,
kelleni orta yere
yüreğini yumruklarının içine koyup
yürümek!..
Yürümek;
yolunda pusuya yattıklarını,
arkadan çelme attıklarını
bilerek
yürümek...
Yürümek;
yürekten
gülerekten
yürümek...
Pelin Öğretmen
26.03-2021
