SORU1: Öncelikle geçmiş olsun.
Sağlık durumunuz şimdi nasıl?
CEVAP1: Teşekkür ederim,
sağolun. Yaklaşık 2,5-3 yıldır kanser hastası olarak hapishanenin tecrit
hücrelerinin sağlıksız koşullarında kaldım. Bu sağlıksız koşullara eklenen
olanaksızlıklar ve keyfi olarak çıkarılan engeller, sorunlar, yaptırımlar,
hastaneye götürmemeler vesaire aşmak için ayrıca bir emek çaba ve mücadele
gerektirmiştir. Öyleki kanser hastalığını tanıma ve yenme mücadelesinden daha
çok tedavi edilmemin önüne çıkarılan engelleri aşmak, daha zorlu mücadeleleri
ve emek harcamayı gerekli kılmıştır.
Bu anlamda şimdi bahsettiğim keyfi
uygulamalar ve engeller ortadan kalkmış durumda. Elbetteki daha sağlıklı
koşullardayım. Günler öncesinde başlayan "Acaba kemoterapi tedavisine
götürülecek miyim?" ya da, "Acaba doktorla görüşürken asker sorun
çıkarırsa, nasıl bilgi alacağım, nasıl konuşacağım, nasıl sorularımı
soracağım?" kaygısını şimdi yaşamıyorum. Bu anlamda elbetteki daha
huzurluyum. Daha sağlıklı koşullara sahibim. Şimdi daha çok ve asıl olması
gereken, yumurtalıklarımda başlayan ve midemde devam eden ve oradan da
vücudumun her noktasına lenfler şeklinde yayılan kanser hastalığını çok iyi
tanımak, anlamak ve ona karşı mücadeleyi bilinçli olarak süreklileştirmektir.
Yani şimdi benim için önemli olan emperyalizmin ürünü bu illet hastalığa karşı
sağlıklı, iradi, kararlı bir mücadele içerisinde olmamdır. Şimdi dışarının
sağlıklı koşullarında tedavilerim daha rahat devam edecektir. Elbetteki sonuna
kadar kanser hastalığına karşı çok zorlu da olsa mücadeleyi elden bırakmamak
gerekiyor.
Ve şimdi dışarıda daha sağlıklı
koşullara sahip olduğumu ve keyfi engellemeler ile karşılaşmadan tedavimi
yaptırabilme zeminimin var olduğunu biliyorum. Bunları bilmek bile benim için
kaygılardan uzak, daha huzur içinde tedavi imkanına kavuşmanın direncini
hissettiriyor. Bu koşullarda kanserle mücadele etmemin çok zorlu ama olanaksız
olmadığını bilmekte güç veriyor. Bu gücü hissetmek beni daha sağlıklı kılıyor.
Sonuç olarak şimdi bu koşullarda kendimi daha iyi hissediyorum.
SORU2: Hapishane süreciniz
nasıl geçti?
CEVAP2: Hapishaneye girdikten
1-2 ay sonra kanser hastası olduğumu öğrendim. Çok erken farketmiş olmama
rağmen, hapishanede olmaktan kaynaklı hızla bütün vücuduma yayılmasına ve
kemoterapi tedavisinin de bir üst aşamaya geçilmek zorunda kalındı. Çünkü
kanser hastalığı ilerledi, kemoterapi tedavisi aşaması da daha ağır seyretmeye
başladı. Dolayısıyla bütün hapishane sürecimde hem devrimci, hem de kanser
hastası olmamdan kaynaklı çok daha zorlu ve sancılı geçti. Çünkü hapishanede
hem devrimci tutsak, hem de hasta tutsak olmak demek her koşulda zulmün elinde
istediği zaman keyfi olarak kullanabileceği zeminin varlığı demektir. Örneğin
Güler Zere sadece damak kanseriydi. Dünyada damak kanserinden ölen yokken, Güler
damak kanserinden öldü. Çünkü hasta tutsak olarak, kanser hastalığı ilerleyene
kadar bekletildi. Ölümün kıyısına gelince bırakıldı. Gülerin dediği gibi, ona
"Dışarıda ölüm hakkı tanındı." Bu hem devrimci tutsak, hem de hasta
tutsak olan tutsaklara yönelik devletin bilinçli politikasıdır. Tabiki tüm
zorluklarına, olanaksızlıklarına, sağlıksız koşullarına rağmen hapishanede
tecrit hücrelerinde hergün, her saat bu olumsuz koşulları aşmak ve kanser
tedavisini yaptırabilme koşullarını yaratmak için binbir emek ve mücadele ile
geçti. Bu mücadele örgütlü bir mücadeledir. "Ben" değil "
Bizin" mücadelesi ile olmuştur. Yoksa sonuç almak mümkün değildir. Ben
önce Bakırköy hapishanesinde idim. İlk kanser olduğumu burada öğrendim. Kanser
olmamın nedeni 2000 yılında, 19-22 Aralık katliamında, Bayrampaşa C1 koğuşunda
kullanılan kimyasal gazlarla, 6 kadın diri diri yakıldı. Yıllar sonra bende
aynı ortamda her türlü öldürücü kimyasal gazları saatleri solumaktan kaynaklı
kanser hastası oldum. Bakırköy hapishanesinde özellikle de arkadaşlarla bir
arada olmaktan kaynaklı, bir nebze olsun hastalığımın tedavisi ile ilgili
sorunları çözme zeminimiz daha güçlü idi. Yine de hapishanede olduğum hergün
binbir emek, irada ve kararlılıkla, sonuç alıcı çalışma tarzımızla çıkan
sorunları, engelleri çözmek için hep bir mücadele ile geçmiştir. Daha sonra 1
Ağustos 2016 tarihinde, kanser hastası olduğum ve İstanbul Samatya hastanesinde
tedavi gördüğüm, bunun için sevk edilmeyeceğime dair söz verilmesine karşın,
işkenceleri ile, kalleş oyunlarıyla bilinen Bakırköy hapishane müdürü Nedim
Elbistanlı ve hapishane savcısının onayıyla, içinde benim de olduğum 30 kadın
özgür tutsak, zorla yerlerde sürüklenerek, dövülerek, işkence ile ring
arabalarının içine atıldık. Bu şekilde Bakırköy hapishanesinden, 30 kadın özgür
tutsak olarak erkek hapishanesi olan, Silivri 9 No'lu kapalı hapishanesine
sürgün sevk edildik. Burada hepimiz tek kişilik hücrelere atıldık. Ben de tek
kişilik hücrelerden birindeydim. Hiç alışamadığım birşey. Kafamı çevirdiğim her
tarafta saldırmaya hazır erkek gardiyanların var olmasıydı. Ve tekli hücrelerde
bütün arkadaşlara çok ciddi saldırılar, işkenceler, ahlaksızlıklar erkek
gardiyanlar tarafından yapılıyordu. Bende o günlerde 2 ay boyunca Samatya
hastanesinde yarım kalan kemoterapi tedavime keyfi olarak götürülmedim. Hasta
dosyam 2 ay boyunca hapishanenin kampüs hastanesindeki heyetin atacağı bir imza
için bekletildi. Ben kendim hemşireyim. Ve biliyorum bu kadar gün bir imza için
hasta bekletilmez. Yani bu da açıkki bilinçli bir engellemeydi. Bu durumu iyice
teşhir edince ve süren direniş çizgisi hergün biraz daha yükseldikçe, hesap
soruldukça, sabır,ısrar ve kararlılık netleştikçe düşman hasta tutsakların
tedavilerinin yaptırılması konusunda geri adım atmak zorunda kaldı. Ama hastaneye
götürülmediğim o iki aylık süre içinde benim kanserim ilerledi. Dolayısıyla
daha sonra bir üst aşama kempoterapi tedavisine başlandı. Buradaki iki aylık
sürenin ardından, ancak hasta tutsaklar hastanelere götürülmeye başlandı.
Tecritin sağlıksız koşullarında, insanlıktan uzak yaklaşımlar ve ihtiyaçlarım
karşılanmayarak, hergün yan hücrelerdeki yoldaşlarıma yapılan işkence ve
saldırılara tanık olmanın ağır yükünü taşıdım. Hala daha taşıyorum. Bir ay
sonra direnişin gücüyle 3'lü hücrelere geçirildik. Tabiki tecrit gerçeği,
işkenceler, saldırılar, baskılar, ahlaksızlıklar, keyfi uygulamalar burada da
devam etti. Bu saldırıların karşısında var olan sohbet, kitap ve yayın hakkıyla
ve benim serbest bırakılmam ile ilgili sabırla, kararlılıkla, militanca sürdürülen
taarruzla 30 kadın özgür tutsağın göğüs göğüse süren çatışmasıyla ve yaratıcı,
sonuç alıcı eylemleriyle bu saldırılar kısmi anlamda geri püskürtüldü.
Taarruzdaki militanca direniş çizgisinden taviz vermeden, bu çizgiyi hep
yukarıda tutarak, önce hasta tutsakların tedavilerinin yaptırılması, sonra da
sohbet hakkı talebi kazanıldı. İşkence ve saldırılar büyüdükçe, direnişte
büyüdü. Hasta tutsaklara yönelik çıkarılan engeller ya da sorunlarda, direnişin
seyrine göre değişiyordu. Direnmeden hiçbir hak kazanılmayacağına bir kez daha
tanık oldum.
Sonuç olarak, hapishane sürecim
boyunca önce devrimci, sonra hasta tutsak bakış açısı ile yaşamaya çalıştım. Bu
kolay olmadı tabi. Bunun için kendimle de mücadele ettim. Çünkü yüküm çok
ağırdı ve yükümü hafifletmek için, emeğini esirgemeyen, daraldığımda nefes
almamı sağlayan, birlikte düşünerek çözüm yolları bulmak için kafa patlatan,
idarenin karşısında da bürokratik engelleri aşmak için sabırla tartışan ve
mutlaka sonuç almayı bilen değerli yoldaşlarım vardı. Herbir yoldaşımdan çok
şey öğrendim. Gözümün önünde 30 özgür kadın tutsağın yeri geldiğinde
koridorlara fırlayarak tekme atana tekme atarak, gördüğü her yere sıkıca
tutunarak, yerlere oturarak zorluk çıkaran ve talepleri haykırarak, işkenceye
karşı sloganlar atarak, kapıları döverek, hücreleri yakarak vb yarattıkları
görkemli direnişin gücünü hissederek geçti günlerim. Bu gücü hissettikçe bende
hastalığımla ilgili çıkarılan kimi sorunların ve engellemelerin hep üzerine
gittim. Keyfi uygulamalarını boşa çıkarmak için verilen zorlu mücadelenin
içinde oldum. Bu gücüme güç kattı.
Sonuç olarak bu mücadelenin
içerisinde ben tek değildim. Yanı başımda özgür kadın tutsakların, erkek
gardiyanların işkenceleri, saldırıları ve ahlaksızlıkları karşısında boyun
eğmeyen dik duruşları ile yarattıkları bir örgütlülük vardı. Öyleki bu
örgütlülüğü de zulüm artık dikkate almadan hareket edemez hale gelmişti.
Direniş bütün taşları yerli yerine oturttu.
Ayrıca bütün Türkiye
hapishanelerindeki özgür tutsaklar ve dışarıdaki tüm insanlarımızın heryerde
benim serbest bırakılmam ile ilgili attığı sloganlar, yapılan eylemler benim
için en büyük moral ve güçtü.
SORU3: Hapishane sürecinde
tedavi olabildin mi?
CEVAP3: Hapishanede tecrit
hücrelerinde sağlıklı bir tedavi sürecim oldu diyemem. Çünkü kaldığım koşullar
sağlıklı değildi. Sağlıklı koşulların olmadığı bir yerde sağlıklı bir tedaviden
bahsedilemez. Bir kanser hastasının tedavisinin kapsamı geniştir. Kısaca
belirtirsek, stresten uzak, engelsiz, rahatça doktora rahatça sorularını sorarak
bilgilenmekten, sorunsuz olarak doktorun önerdiği ve tedbir olarak sunduklarını
hayata geçirebilme koşuluna sahip olmaktan, önerdiği beslenme şekline göre
yiyeceklerini alabilmekten ona uygun yemeklerle beslenmekten, kemoterapi
ilaçlarının yan etkilerinden kaynaklı sürekli kusmalar, mide bulantıları
yaşandığı zamanlarmideyi daha da kusturan karavana yemekleri yerine, mideyi
biraz olsun rahatlatacak patates haşlaması ve pirinç lapasını bulabilme
ortamına sahip olmaktan "Acaba hastane randevuma götürülecek miyim?",
"Doktor raporu ile belirlenmiş olan ring arabası gelecek mi acaba, yoksa
yine mi tartışmak zorunda kalacağım?", " Asker yine engel olacak mı
doktorla konuşmama?", " Ya ilaçlarım zamanında gelmezse!"
vesaire bu soruları çoğaltabiliriz. Hapishane sürecim boyunca hep bu kaygı ve
birçok kaygılar taşıyarak geçti günlerim. Çünkü yaşadığım ortam böyleydi. İşte
bütün bu kaygılardan uzak, sağlıklı, hijyenik ortamda yaşamaktan, içtiğim
ilaçlarımı, eşyalarımın yapılan saldırılarda, talanlarda yerlere atılmasının
yaşanmadığı enfeksiyondan uzak, gözümün önünde arkadaşlarımma yapılan
işkencelere, saldırılara tanık olmak zorunda bırakılmadığım ve adı ölüm olan
insana aykırı tecrit hücrelerinde değil, dışarının sağlıklı koşullarında ancak
sağlıklı bir tedaviden bahsedebiliriz.
Örneğin tecrit hücrelerinde
kemoterapi ilaçlarımı kullanırken yan etkilerinden dolayı sürekli kusmalarım,
mide bulantılarım, aşırı halsizlik, yorgunluk, taşikardi(kalp ritminin
hızlanması) gibi durumlar yaşıyordum. Böylesi zamanlarda yataktan kalkamaz hale
geliyordum. Tabiki benim durumuma uygun yemek bulmak imkansızdı. Karavana
geliyordu. O yemekler benim kusmalarımı daha da çoğaltıyordu. Bu durumlarda
yatakta aç yatıyordum desem yeridir. Vücut direncim çok düşüyordu. Bu olumsuz
tabloyu bir an olsun değiştirmek için midemi toparlamaya yardımcı olacak
patates haşlaması ve pirinç lapası mutfaktan istemek için doktora, idareye ve
mutfak bölümüne dilekçeler yazdım. 3 tane patates haşlamasını almak için günler
geçti. Ne mücadeleler verildi. İnsani bir talebimizin bile zamanında
karşılanmadığı ortamda sağlıklı bir tedaviden bahsedilebilinir mi?
Veya sık sık yapılan aralamarda,
talanlarda bütün eşyaların yerlere atılarak, üzerine basıldığı ilaçların dahi
yerlere saçıldığı sağlıksız ortamlarda bir kanser hastasının enfeksiyon
kapmaması imkansızdır. Bende sürekli enfeksiyon kapıyordum ve ağzımın içinde,
kollarımda, alnımda, kafamın içine kadar yayılan yaralar oluşuyordu. Çünkü
kemoterapi ilaçları kanser hastasının vücut direncini düşürüyor. Kan değerlerini
sıfırladığı için vücut enfeksiyona açık hale geliyor. Tecrit ortamının
sağlıksız koşulları ile birleşincede enfeksiyondan kurtulunamıyor. Bu örnekler
anlatılamayacak kadar çoktur.
Sonuç olarak bir kanser hastasının,
hapishanenin tecrit hücrelerinde sağlıklı bir tedavi olma koşulu asla yoktur.
SORU4: 3 aylık ceza ertelemesi
ile adli tıptan serbest bırakılmanızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunda örgütlü
mücadelenin gücü nedir?
CEVAP4: Elbette bir seneye
yakın zamandır içerde dışarda, nefes alınıp verilen heryerde hapishanelerde
sohbet, kitap ve yayın hakkı ve "Mesude Pehlivan Serbest Bırakılsın!"
talepleri ile süren direnişin somut kazanımıdır benim tahliye edilmem.
Türkiye'nin bütün hapishanelerindeki özgür tutsaklar ile dışarıda başta TAYAD
olmak üzere bu büyük ailenin bütün insanları aynı yürekle, aynı kararlılıkla,
aynı talepler için omuz omuza direndiler. Tüm saldırılara, işkencelere,
gözaltılara, tutuklamalara, sürgün sevk politikasına karşı politikalarına,
hergün her saat en ağır bedelleri göze alarak sabırla, kararlılıkla, militanca
kampanyanın taleplerini haykırarak nefes alıp verdiler. Bu anlamda benim
tahliyem örgütlü mücadelenin gücünü bir kez daha ortaya koymuştur. Taleplerin
hayata geçirilmesi için hapishanelerde özgür tutsaklar taarruza geçtiler. Yeri
geldi göğüs göğüse çatıştılar, yeri geldi hücre kapılarından koridorlara
fırlayarak, hücreler yakarak, zulmü adım adım gerileterek taleplerin bir
kısmını kabul ettirdiler. Ama direnmekten, taarruzu büyütmekten vazgeçmediler.
Vücutlarında morarmayan yerler kalmasada, o morlukları direnişin nişanı olarak
gördüler. Defalarca kolları kırıldı, yaralandılar. Bu onurlu direniş dışarıyla
bütünleşti. Ve ısrarla talepler heryere taşındı. "Mesude Pehlivan Serbest
Bırakılsın!" ve diğer talepleri duyulmadık yer kalmamacasına yayılan büyük
örgütlü bir direnişti bu.
Sonuç olarak tedavi hakkımı
kazanmam, içerisi ile dışarısı ile bu onurlu direnişin meyvesidir. Türkiye
hapishanelerindeki tüm özgür tutsakların dışarıda TAYAD'lı ailelerimizin ve bu
büyük ailenin tüm insanlarının ortak emeği, sabrı, ortak kararlılığı, ortak
ruhu, ortak coşkusu, ortak sahiplenmesi, ortak sevgisi ve ortak direnişi hep en
büyük gücüm, moralim oldu. Tecitte, hücrede bana bu gücü taşıyan ve moral
kaynağı olan, militanca bir direnişi büyütmek için her türlü bedeli göze alan
tüm tutsaklarımızın, TAYAD'lı ailelerimizin, tüm insnalarımızın, örgütlü
mücadelesi ile ben serbest bırakıldım. Bu onurlu bir direnişin zaferidir.
Örgütlü mücadelenin gücü ile direnişin diğer talepleri de zaferle
sonuçlanacaktır. Örgütlü bir mücadele olmadan en ufak bir hak kırıntısının bile
kazanılamayacağını yaşayarak bir kez daha gördük. Hasta tutsak olarak benim
serbest bırakılmam bir kez daha örgütlü mücadelenin gücünü gösteriyor.
Buradan tüm özgür tutsaklara,
TAYAD'lı ailelerimize, bu büyük ailenin herbir insanına teşekkürü borç bilirim.
Hepinize yürek dolusu selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Sizleri çok seviyorum.
MESUDE
PEHLİVAN