1- Siz 1996 yılında
özgür tutsaklara yönelik hücre saldırısına karşı gerçekleştirilen Ölüm Orucu
direnişinde yer aldınız. 69 gün hücre hücre direndiniz… yanıbaşınızda
yoldaşlarınızı şehit verdiniz. Bu direnişte 12 şehit verildi. 69 gün beyinleri
sarstınız, faşizmi sarstınız ve zafer kazandınız. Sizden önce 1984 yılında bir
direniş gerçekleşmişti… Üç Devrimci Sol, bir de TİKB tutsağı bu direnişte şehit
düşmüştü. Sizden sonra ise yani 2000 Büyük Direnişinde yine Ölüm Orucu'nda tam
122 şehit verildi. Yani sizin de direnişin ve zaferin bir parçası olduğunuz, en
ön cephede 1. Ölüm Orucu Ekibi olarak vuruştuğunuz 1996 Ölüm Orucu bir köprü
gibi geçmişi geleceğe bağladı. Bize öncelikle 1996 direnişini, neler
yaşadığınızı, neler öğrendiğinizi anlatır mısınız?
Mehmet Güvel: Sorduğunuz soruda da görüldüğü gibi faşizmin olduğu bir
ülkede hep baskı işkence ile bir arada yüründü bir arada yürünen bir mekan oldu
ve 84’de yoldaşlarımız ve özgür tutsaklarla diğer yoldaşlarıyla siper
yoldaşlarıyla beraber tek tip elbiseye karşı bir direniş gerçekleştirdi ve 84
gün süren bu ölüm orucu sonrası Apo, Fatih, Hasan, Haydar bu direnişte şehit
oldular. Onun arkasından tabi ki bizler de onlardan öğrendiğimiz hapishanelerdeki
direnişin bir parçası olmaya devam ettik. Dışarda antidemokratik hukuksuz
adaletsiz bir olay başladığı zaman mutlaka ve mutlaka hapishanelerden de buna
tepki koyarız. Hapishanelerde yapılan bu direnişler dışarıyı da etkilediğini
görüyor ve biliyoruz ve insanları mücadeleye çağırması bakımından da çok iyi
bir eylem oluyor. 1996 yılına geldiğimizde artık tutsakların bu direnişlerine
son verebilmek onları tamamen tecrit edebilmek için çeşitli projeler
hazırlandı. Bu projeler içerisinde tutsakları tek tek veya küçük gruplar
halinde tutarak onları teslim alacaklarını bu teslim alma doğrultusunda da
halkı teslim alacaklarının programı yapılıyordu. Bizler de bu bilinçle
Eskişehir cezaevinde daha önce de açılmaya çalışılmıştı yıllar önce de açılmaya
çalışılmıştı ve TAYAD olarak bu direnişin başında yer aldık oranın açılmasını
durdurmuştuk. Yeniden bu yeri tekrar açmaya başladılar ve oraya bizim
yoldaşlarımızı 14 kişi kadar hatırladığım kadarıyla 14 kişi kadar oraya aldılar
ve bunlar F tipi cezaevlerinin bir başlangıcı olduğunu bildiğimizden de buna
karşı bir direniş gerçekleştirmemiz lazımdı. Kapsamlı bir saldırı başlamasına
göre bizim de çok kapsamlı ve etkileyici bir direniş yapmamız gerekirdi bu da
ancak ölüm orucuyla bunu boşa çıkartabileceğimizi düşündük. Aynı zamanda o
değildi 96 yılına geldiğimizde hapishanelerde devrimci tutsakları görüşçüsüz
bırakabilmek için görüşe gelen ailelerimizi çıkışlarda gözaltına alıyorlar,
siyasi şubeye terörle mücadele şubesine götürüyorlar ve orada onlara baskılar
yaparak bir daha görüşe gelmemeye sağlamaya çalışıyorlardı. Biz buna karşı
direnişin talepleri olarak Eskişehir tabutluk hücresinin kapatılması ve
yoldaşlarımızın İstanbul’daki hapishanelere getirilmesi talebi ve ailelerimize
görüşte gözaltına alınmaması ve onların taciz edilmemesi baş talepleriyle ölüm
orucuna başladık. Ve 96 direnişinde sol örgütlerle de konuşarak buna karşı bir
ölüm orucu kararı aldık ve buna TİKKO ve biz başladık bu ölüm orucuna ve bu
ölüm orucunda bende gönüllü oldum 1. Ekipte seçildim. 69 gün süren bu direniş
sonunda 12 yoldaşımızı şehit verdik.
2- Nuriye ve Semih siz
1996 yılında ölüm orucunda direnirken ya çok genç ya da çocuk denilecek
yaştaydılar. Sizi izlediler, duydular belki, belki de duymadılar. Ama en
azından tarihe mal olmuş direnişinizi öğrendiler. Ve ülkemizde adalet
mücadelesinde bir hak arama yöntemi olarak çok büyük bir değer kazanmış açlık
grevi ile AKP faşizmine karşı direnişe geçtiler. Adalet açtılar ve adalet için
açlığa yattılar. Siz de bundan 57 gün önce onların direnişi kazansın diye,
onlara destek olmak için süresiz açlık grevine başladınız. Onlar sizi takip
ederek, sizlerden öğrenerek başladılar direnişe. Ve şimdi siz onların ardına
düştünüz yürüyorsunuz... Bize sizi bu karara götüren duygu ve düşünceleri
anlatabilir misiniz?
Mehmet Güvel: Nuriye ve Semih hakikaten kanun hükmündeki kararnamelere
rağmen her şeyi göze alarak işimiz ekmeğimiz onurumuz için dediler böyle haklı
bir talep ile işimizi geri istiyoruz talebi ile oturma eylemini başlattılar.
Böylesi bir süreçte böyle bir eylemi başlatmak büyük bir kahramanlıktı, büyük
bir cesaretti. Nuriye ve Semih bu direnişiyle bütün Türkiye’ye bütün dünyaya
gösterdi ki her ne şartlarda olursa olsun direnme hakkımızı elimizden
alamazlar, ‘’direnmek hakkımızdır’’ dediler ve bütün bedeli göze alarak orada
oturdular ve yaydıkları ışık bütün ülkeyi sardı. Bırakalım bütün ülkeyi bütün
dünyayı sardı. Bunun haklı mücadelesi karşısında kimse sessiz kalamazdı. Nuriye
ve Semih’i şahsi olarak tanımam. Belki çeşitli sempozyumlarda görmüş olabilirim.
Ama onların açtığı o yolda mutlaka bir şey yapmamız gerekir düşüncesi oluştu.
Yaptığımız bu şeyinde daha fazla insanı etkilemesi, daha fazla insanı harekete
geçirmesi yönünde olması gerektiğini düşündük. Böylece onların açtığı ışıkla
ben de süresiz açlık grevi yapma kararı aldım. Bunun sonucu ne olursa olsun
sonuna kadar onların haklılığı kabul edilip işlerine dönene kadar devam
ettireceğim sözünü burada Armutlu’da yaptığımız toplantıda herkesin önünde
sonuna kadar götüreceğimin andını içerek bu direnişe başladım. Bunun sonucu
belki dediğim gibi ölüm olabilir. Ama içim o kadar rahat ki benden sonra bu yer
boş kalmayacak, bunu biliyorum. Benden sonra bu yeri dolduracak yüzlerce insan
sırada bundan eminim ve mutlaka Nuriye ve Semih zaferi kazanacak. Bundan da
eminim. O bakımdan hiçbir tereddütüm yok, ödeyeceğim bedellerle ilgili.
Hapismiş, ölümmüş, gözaltıymış, bunların hiç birinin bana aksi bir etkisi
olmuyor. Aynı zaman da bu durum beni daha da güçlendiriyor. Daha da ileriye
taşıyor, daha büyük moral veriyor. Yoldaşlarımız zaten şunu demişti bir önder
yoldaşımız ‘’yoldaşlar bizi aşın’’ bu söz bütün insanlara bütün o yapıya o
insana değer veren tüm insanlar tarafından yerine getirildi. İşte Nuriye ve
Semih ‘’yoldaşlar bizi aşın’’ sözü doğrultusunda götürdü. Ben de o sözü daha da
büyüterek daha da ileriye atarak yoldaşlarımızı aşıncaya kadar daha da ileriye
götürmeyi bir görev kabul ediyor ve devam ediyorum.
3- Direnişe Armutlu'da
başladınız. Burası bir tarihi de içinde barındırıyor. Emekle, direnişle kurulan
bu mahalle direnişle yaşatıldı. Şehitler verdi. Direnişlere ev sahipliği yaptı.
Büyük direniş iktidarın tahliye ile direnişi kırma planını direnişçiler dışarda
da ölüm orucunu sürdürerek boşa çıkardılar . Ve o tarihsel karara bu mahalle ev
sahipliği yaptı. Operasyonlara göğüs geri. Ve şimdi 15 yıl sonra tekrar bir
direnişe ev sahipliği yapıyor. Hem de sık sık saldırıya uğrama pahasına.
Direnişe başladığınız günden bu yana nasıl saldırılar yaşadınız, bu saldırılara
karşı neler yaptınız?
Mehmet Güvel: Armutlu bizim mahallemiz, Gazi bizim mahallemiz, 1 Mayıs
bizim mahallemiz, yoksul halkın bulunduğu her mahalle bizim mahallemiz diyerek
buraya her zaman olduğu gibi kurulduğundan beri de sahip çıkanlardan biriydim
de ben. Burada mafya ile çatıştık, şehitler verdik ve bu mahalleyi bizim
mahallemiz yapabildik. Onun için bu mahallenin önemi bizim açımızdan çok büyük.
Onun için Armutlu’da yapmayı tercih ettim. Ve yine bizim açımızdan büyük olan
bir mahallede de Gazi mahallesinde de yoldaşım Feridun Osmanağaoğlu orada beni
takip etti. O da süresiz açlık grevine bütün bunları göze alarak başladı. Bunun
için de buraları seçmemizin böyle bir önemi vardı bizim açımızdan onun için
Armutlu’yu seçtik. Direnişe başladığımızda tabi ki devletin faşist güçleri
askeri, ordusu, özel timi, her zaman belirli bir saldırı hazırlığında
olduklarını düşünüyor ve biliyorduk. Bu yönüyle belirli bir süre herhangi bir
saldırıya burada bir saldırıya uğramadık. Daha sonra bu direnişi Armutlu’nun
başka bir bölgesinde devam etme düşüncemiz oldu. Oradaki insanlara da bu
direnişi göstermek ve anlatmamız gerektiğini düşünerek Armutlu’nun başka bir
bölgesinde bir çadır açıp orada bir direniş başlatma kararı aldık. Armutlu’daki
o semtteki meydana dört tarafı açık sadece üstü kapalı bir çadır kurduk ve
orada ben ve 30 gün destek açlık grevinde bulunan devrimci gençlikten Deniz
arkadaşla beraber orada devam ettirmeye başladık. Aynı gün kalabalık bir polis
ekibi tomalarla, akreplerle, etrafımızı sardılar su sıkıp çadırımızı yıktılar
ve bizi de sırılsıklam ettiler. Her taraf suyla doldu. Ben tamamen ıslak bir
vaziyetteydim çok ıslanmıştım. Benim önümde zaten Deniz devrimci gençlikteki
arkadaşımız bana siper olmasına rağmen yine de ben artık düşecek vaziyete
gelmiştim. Refakatçim Sezai arkadaş beni alıp içeri götürdü. Fakat Deniz’i
seyrediyorum hala çıkmıyor, çıkartamıyorlar. Geldiler tuttular kolundan
yatırdılar tekmeliyorlar fakat bir türlü çıkartamıyorlar. En son ağzının
içerisine gaz fişeği dolu bir silahla ağzının içine sıktılar. Orada
bayılttılar, bayılttıktan sonra ancak dışarı çıkarttılar. Arkadaşlar onu bir
arabaya aldı, tedavi için hastaneye götürdüler. Onlar da dağılıp gitti.
Amaçları gözaltı yapmak değil sadece direnişi kırmaktı. Bunu başarmak istediler
Ama biz bunu yine devam ettirdik bu sefer çadır kurmadan ertesi gün masada
dışarda devam ettirdik. Bu sefer arkadaşlarımız da böyle bir saldırı
olabileceğini düşündükleri için Armutlu Halk meclisi çalışanları ve Halk
cephesi çalışanları sürekli nöbet tutmaya başladılar. Böyle bir saldırı olunca
karşı koyma amacıyla. O gün tam İstanbul’da ki o meşhur dolu yağışı olmuştu
bütün arabaları parçalayacak şekilde şiddetli bir dolu zamanı saldırıya
geçtiler ama yanımıza yaklaşamadılar arkadaşlar onları geri püskürttüler. Bir
türlü bizim yanımıza yaklaşamadılar. O zaman geri çekilmek zorunda kaldılar.
Geri çekildiler ve biz direnişimize devam etmeye başladık. Hiçbir gücün o
direnişi durduramayacağını anladılar ki bir daha da gelmediler. Ben direnişime
uzunca bir süre orada devam ettirdim. Daha sonra Armutlu’da İdil Kültür
Merkezi’nin bir film çalışması vardı. Film çalışması da tam o yerde benim
direniş yapacağım yerde olacağı için orayı terk edip tekrar eski yerime buraya
geldim ve burada direnişime devam ediyorum. Bu direnişte de artık hiç kimse
müdahale edemiyor. Kapımızın önünden bile geçemiyorlar artık. Bu direnişimiz
devam ediyor. Sonuna kadar da devam edecek kararlılığımızı biliyorlar. Bunlar
da hiçbir şekilde vazgeçmeyeceğimizi bizim tarihimizden öğrendiler. Direnişi
bitiremeyecekler.
4- Nuriye ve Semih'i destek AG'leri yayılıyor.
Sizden sonra Grup Yorum üyesi Betül Varan, Ramazan bir aylık destek
açlık grevine başladı. Betül’e önlüğünü siz giydirdiniz. Yine TAYAD'lı Feridun
Osmanağaoğlu'na da burada halkla birlikte tören yapıp süresiz açlık grevine girdiğini
ilan ettiniz. Biri siz direnirken henüz çocuk olan bir yoldaş, diğeri sizinle
yaşıt , TAYAD'dan mücadele yoldaşınız.
Şimdi ise hepiniz Nuriye ve Semih le birlikte KHK’lara karşı yaptığınız
bir direnişte birleştiniz.
Şimdi ise halkımızı faşizme karşı bu direnişte birleştirmek
istiyorsunuz. Bu konuda düşünceniz nedir?
Mehmet Güvel: bizim zaten esas amacımız bu halkı faşizme karşı direnişe
çağırmak gerçek amacımız zaten bu evet Nuriye ve Semih’in o haklı taleplerinin
kabul edilmesi ama bütün yaptığımız eylemlerde sadece bu değil yaptığımız bütün
basın açıklamalarında tüm panellerde sempozyumlarda ki esas amaç ne hücre
tipleriymiş ne diğer istediğimiz hak alma eylemleriymiş gerçek amacımız halkı
devrim saflarına çekmek halkı faşizme karşı birleştirmek, kazanmak ve
sosyalizmi kurmaktır. Bu amacımıza da kavuşacağımıza inancımız sonsuzdur. Zaten
inanmazsak ölmeyiz.
