24 Kasım’da KESK Genel Merkezi
binasında KEC olarak “ KESK, Nuriye ve Semih Başta Olmak Üzere Tüm İhraçlara
Sahip Çıkmalıdır.” başlığıyla oturma eylemine başladık. Sürecin yakıcılığı,
talebimizin netliğini tekrar tekrar anlatmaya gerek duymuyoruz. KESK yürütme
kurulu bu eylem üzerinden şubelere 25 Kasım’da bilgilendirme yazısı göndermiş.
KEC’in tavrını eleştirmiş, yaklaşımımızı “üstenci ve dayatmacı” bularak,
gönderdiği yazıda “yürütmekte olduğumuz mücadele programın sekteye uğratmaya
açık, enerjimizi ve motivasyonumuzu düşürecek yaklaşımların terkedileceğini
umuyoruz.” diyerek eylemimizi bitirmemize yönelik bir temennide bulunmuş.
Bu eylemi başlatmamızın nedeni
KESK MYK’sına görevini hatırlatmaktır. KEC, KESK’i kuran anlayışlardan biridir,
fiili-meşru mücadelenin nasıl yapıldığını da yıllardır göstermektedir. Tüm
amacımız örgütümüzün kuruluş yıllarındaki mücadele hattına dönmesini ve
ihraçlarla ilgili olarak bir mücadele programını bir an önce kamuoyuna deklare
etmesini sağlamaktır. Aylardır yaptığımız görüşmelerin bunlardan sonra
defalarca alınmış kararların hayata geçirilmesini istiyoruz. Hepsi bu!
KESK MYK’sı şubelere gönderdiği
yazıda özeleştiride bulunmuş. Yaptığımız eksik ve yetersiz demiş. KEC’in ise yapılanları
görmezden geldiğini “KESK hiçbir şey yapmadı” şeklindeki ifadelerimizi doğru
bulmadığını belirtmiş. Ardından gerek Nuriye ve Semih gerekse ihraçlarla ilgili
yapılanları sıralamış. Sıraladıkları işler; Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı ile görüşme, Nuriye Semih mahkemelerine çağrı, DİSK, TTB ve TMMOB ile
24 Kasım’da Nuriye e Semih ile ilgili yaptığı açıklama ve açlık grevinin 100.
gününde 100 balon uçurma eylemi… Aslında KESK MYK’sı şubelere gönderdiği bu
yazıda hiçbir şey yapmadığını kanıtlamış! Çünkü bunlar bir konfederasyonun
yapacaklarının çok altında işler. Görüşmelerimizin hemen hepsinde “OHAL
döneminde bu yapılanlar yetersiz” dememiz pek çok şeyi anlatıyor. Nuriye’nin,
“OHAL var şimdi bir şey yapamayız” söylemlerine rağmen Yüksel’e çıkışının çok
gerisinde buluyoruz bu işleri. Eleştirilerimizin ve oturma eylemimizin amacı
KESK’in daha ileri adımlar atmasını sağlamak. İfade ettikleri görüşmelerin
hepsi zaten Nuriye Semih’in başladığı ve yaygınlaştırdığı direnişlerin ve bizim
kendileriyle yapmış olduğumuz görüşmelerin sonucunda gelişti.
KESK DİSK, TTB, TMMOB ile
birlikte “OHAL değil Demokrasi” başlıklı bir çalışma başlatacağını duyurdu. Bu
çalışmada imza masaları, stantlar, il gezileri ve mitingler var. Bizler bunları
OHAL öncesi yaptığımız rutin kampanyalar olarak görüyoruz. Yani halen KHK’lara
ve OHAL’e karşı somut bir program yok ellerinde. Faşizm tüm pervasızlığıyla
saldırırken, işimizi elimizden almış, Nuriye ve Semih’e eşi benzeri görülmemiş
bir azgınlıkla davranırken onlara böyle mi cevap verilecek?
Belirsizlik, samimiyetsizliğin
ifadesidir. Belirsizliği yaratan tavrın net olmamasıdır. O yüzden KESK MYK’sını
acilen net ve samimi olmaya davet ediyoruz.
OHAL’e karşı vereceğimiz mücadele
öncelikle kamu emekçileri nezdinde – meşruiyetini tanımamakla birlikte -
komisyonun çalışmalarını hızlandırmak için demokratik bir baskı gücü
oluşturmaktan geçiyor. KHK’ları ortadan kaldırmak için yapılabilecek illerde
direniş kararları almaktan, muhataplarımızla yüzleşmek ve taleplerimizi onlara
açıktan ifade etmek için kurumların önünde yapılacak eylemliliklerden, bu
konuda ısrarcı ve kararlı olmaktan geçiyor. Tüm bunları bir takvime bağlamaktan
geçiyor.
Vakit, Nuriye
ve Semih için gittikçe daralmış durumda. 4100 ihraç içinse bıçak kemikteyken
KESK enerjisini sonuç alamadığı görüşmelere değil sokaklara harcamalıdır.
Kuruluş günlerimizde söylediğimiz gibi “Hak Verilmez Alınır, Zafer Sokakta
Kazanılır!” diyoruz. KESK yürütmesini programını deklare etmeye davet ediyoruz.
