02.11.2018 tarihinde KESK Genel
Merkezi'ne Ankara Siyasi Şube tarafından “Tehdit İçerikli Paylaşım" konu
başlığı altında bir yazı gönderilmiştir. Bu yazıda "terör örgütü"
memur yapılanması mensuplarınca yapılan oturma eylemine, KESK yönetiminin almış
olduğu kararla müsaade edilmesi ve bahsedilen şahısların 15 Ekim 2018 tarihinde
KESK binasından çıkarılmaları nedeniyle "terör örgütü" güdümünde
yayın yapan twitter hesabı üzerinden KESK yönetiminde yer alan şahısları hedef
alan tehdit/ hakaret içerikli paylaşımlarda bulunulduğunun bildirildiği
belirtilmiş ve eklenmiş "söz konusu tehditle ilgili risk analizi ve
değerlendirilmesi yapılarak hizmet binalarına gelen her türlü koli, paket vb.
malzemenin gerekli cihazlardan geçirilerek kabul edilmesi, terör örgütü
tarafından hedef gösterilen yöneticilerinize bahse konu tehditlerin tebliğ
edilmesi, herhangi bir gelişme halinde müdürlüğümüzle irtibata geçilmesi....”
Ankara Siyasi Şube, en iyi bildiği
birkaç yöntemden birini kullanıyor yine; adam kaçırma, işkence, komplo,
provokasyon… Kamu Emekçileri Cephesi’nin kim olduğu ve ne istediği bellidir.
Yüksel Direnişçileri iki yıldır işkenceler, tutsaklıklar pahasına işini geri
almak için direnmektedir. Bahsi geçen konuyla ilgili tarihimizde tek bir kara
leke yoktur. Reformizme ve tasfiyeciliğe karşı yürüttüğümüz ideolojik
mücadeleyi dostun da, düşmanın da çok iyi bildiği gibi yapacağımız şeyi
yapmayacağız, yapmayacağımızı da yapacağız dediğimiz görülmemiştir. Ankara
Siyasi Şube olacak herhangi bir olaydan, herhangi birinin başına gelecek en
ufak şeyden sorumludur!
SİYASİ
ŞUBE, KESK YÖNETİCİLERİNE İHBARCILIK TEKLİF ETME CESARETİNİ NEREDEN BULUYOR?
KESK MYK’sı 30 Kasım tarihli kendisine
yollanan yazıdan bir ay sonra, internet sayfasında yayınlayabildiği yazıda bu
sorunun cevabını kısmen vermiş;
“…Bir yıla yaklaşan işgal eylemi süreci
boyunca Konfederasyonumuz örgütsel sorumluluğun bir gereği olarak görüşme ve
diyalog yoluyla, sendikamızın tüzüğü, hukuku ve ilkeleri doğrultusunda hareket
etme ve çözüm arama konusunda ısrarcı olmuş, söz konusu anlayışın da bu hukuka
uygun davranmaya çağrılması tutumunu sürdürmüştür. Ne yazık ki; gelinen aşamada
soruna örgütsel hukukumuz çerçevesinde bir çözüm bulmak mümkün olmamıştır.
Gerek sosyal medyada gerek herkesin
erişimine açık olan yayınlarda merkez yürütme kurulu üyelerine, üyelerimize ve
yöneticilerimize yönelik karalama kampanyaları, hakaretler, fotoğrafların
paylaşılması suretiyle hedef gösterme tutumu devam etmiş, tehdit içeren birkaç
mektup konfederasyon genel merkezine gönderilmiştir. Bu tutum, üye ve
yöneticilerimize yönelebilecek her türlü fiziksel saldırıya kapı aralamakta,
provokasyonlara malzeme edilme riski taşımaktadır.
Provokasyona bu kadar açık hale
getirilen duruma rağmen, işgal eylemine katılan üyelerin bu tip saldırılardan
mutlak suretle uzak duracağını, tehditkar tutumlar takınmayacağını düşünüyoruz.
Tüm kamuoyunun erişimine açık olan
sosyal medya hesaplarında, çeşitli yayınlarda üye ve yöneticilerimize yönelik
tehditler karşısında herhangi bir başvuru ve talebimiz olmadığı halde kendine
vazife çıkaran İl Emniyet Müdürlüğü tarafından tarafımıza bir tebligat
gönderilerek yöneticilerimize yönelik tehditlere karşı “çeşitli önlemler
alınmasını isteyip istemediğimiz” sorulmuştur. KESK, kendi üyeleri ile ilgili
örgütsel hukuka uygun olmayan her tür tutum ve davranışı yine kendi tüzüğü ve
hukuku çerçevesinde kendi içerisinde çözme taraftarı olmuştur. Kendine yönelik
herhangi bir saldırı içinde olmayacağını düşündüğü üyelerine ilişkin de bu
tutumu ısrarla korumaya devam edecek, üyelerine karşı böyle bir başvuru yapmayı
hiçbir zaman da söz konusu dahi etmeyecektir.
Tüm sorunlara, hakaretlere,
karalamalara, hedef göstermelere rağmen üyelerimiz Konfederasyonuna sahip
çıkacak kültür ve birikime sahiptir. Ancak böylesi tehlikeli bir noktaya varmış
bulunan zeminden çıkılması için derhal bu yöntem ve dilin, işgalin devamını
meşrulaştırma girişiminin artık sonlandırılması gerekmektedir…”
KESK MYK doğrulardan kaçmaya devam
ediyor ve kendi suçunu örtmeye çalışıyor. KESK Genel Merkezi’nde başlatılan bir
işgal değil, oturma eylemidir. Bu oturma eylemi Nuriye ve Semih’in açlık
grevinin ölüm sınırına yaklaştığı günlerin yakıcılığı ile başlamış ve talebi de
“KESK başta Nuriye ve Semih olmak üzere tüm ihraçlara sahip çıkmalıdır”
olmuştur. KESK MYK ile yapılan görüşmelerde söylenilenin aksine bir dayatmada
bulunulmamış “sürekli, kararlı ve düzenli” bir eylem programı çıkarılması
istenmiş, öneri istenilmesi üzerine de şubelerden Nuriye ve Semih ile ilgili
pankart asılması, kokart eylemi, fax çekme, mahkemeye çağrı yapılması gibi
öneriler kendilerine sunulmuştur. Bu önerilerin birkaçı gerçekleştirilmiş ama
sürekli ve kararlı bir hale getirilememiştir. Gelinen aşamada kendilerinden üye
önünde yapılacak açık bir toplantı, kurultay örgütlemesi istenmiş, bu talebimiz
“siz kimsiniz biz sizinle üye önünde tartışacağız” denilerek reddedilmiş,
toplantı terk edilmiş ve görüşmeler kendileri tarafından kesilmiştir. KESK’teki
reformist anlayışlar giderek direnme kültüründen uzaklaşmış ve direnişe
düşmanlaşmış, en başından beri genel meclis toplantılarında dillendirdikleri
“fiziki olarak dışarı atma” düşüncesini planlayarak uygulamışlardır. Bu
reformist anlayışların üyelerinin ve direnişin eşyalarını nasıl dışarı
attıkları ve içeriye girmek isteyen emekçilere nasıl şiddet uyguladığı pek çok
görüntüde mevcuttur. Aksini iddia etmek kör ve sağırı oynamaktır.
Arkadaşlarımıza yapılan saldırıdan sonra
kendileri ile KESK MYK adına sadece Ramazan Gürbüz’ün katıldığı bir görüşme
gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmede durumun herhangi bir kurumun “barıştırma”
girişiminde bulunacağı, arabuluculuk edeceği bir durum olmadığı, kurumların bu
yapılanlara karşı tavır almazsa, çürümenin tarafı olacağı belirtilmiştir. Bu
konu ile ilgili görüşme yapılabilmesi için sendika kapısının açılması,
eşyaların dışarıya atılması ve uygulanan şiddet ile ilgili özeleştiri verilmesi
gerektiği söylenmiş ve şiddet uyguladığı, uygulanması emrini verdiği videolarda
görülen üye ve yöneticiler hakkında ne yapılacağı sorulmuştur. Bu konuda alınan
tek cevap, yapılanların reddedilmesi ve durumun orada gerçekleştirilen 11 aylık
eylemin doğal bir sonucu olduğunun söylenmesi olmuştur. Kendilerine yaptıkları
çağrıların linç örgütleme çağrısı olduğu ve kendi anlayışlarına sahip kitleyi
kontrol edemedikleri bu görüşmede belirtilmesine rağmen, çağrılara son
vermemişlerdir.
KESK’ te hakim reformist anlayışlar
çözüm konusunda ısrarcı olmak bir yana tek bir adım atmamış, demokratik bir
eylemin taleplerine karşı sürekli içlerine gömüldükleri bürokrasiyi, tabandan
uzak karar alma mekanizmalarını bahane etmiş, bu da yetmez gibi aynı hakim
anlayışlar diğer illerde de Kamu Emekçileri Cephesi’ne ve direnişçilerin
gerçekleştirdiği Yüksel Okulu’na kapılarını kapatmış ve bunları yaparken kendi
bürokrasisini bile işletmemiştir. Bu durumun sebebi olarak KESK’te yaşananları
göstermek, üyelerine uygulanan şiddeti görmezden gelmek, mücadele tarihine ve
halka karşı işlenen bir suçtur.
Devrimci sendikacılığın ve direnme
geleneklerinin sendikalardan tasfiye edilmesi politikalarına karşı reformizme
karşı ideolojik mücadelemizi sürdürüyoruz. Teşhir kelime anlamıyla “göstermek,
duyurmak, sergilememek” anlamına gelir ki; reformizmin işlediği suçları halka
göstermek ideolojik mücadelemizin bir parçasıdır. KESK’in üyelerine ve
devrimcilere şiddet uygulaması ve sendikaya almaması, açlık grevinin etkilerini
hala taşıyan Nuriye Gülmen’i bile tekmelemeleri, Acun Karadağ’ı hastanelik
etmeleri ve kendi üyesi olan direnişçilere şiddet uygulamaları kitleler
nezdinde hesabının verilmesi gereken bir durumdur. Tekmeledikleri kişiler
değil, tasfiye etmeye çalıştıkları değerlerimizdir!
İhbar “Suçlu saydığı birini veya suç
saydığı bir olayı yetkili makama gizlice bildirme, ele verme” anlamını taşır.
KESK’teki tasfiyeci anlayışlar yayınladığı yazılarda “sendikaya gelen giden
belli değil, üye olmayanlar gelip gidiyor, denetleyemiyoruz” diyerek, direnişin
eşyalarını kapının dışına atarak açık hedef haline getirmiş, üyelerini kapı ile
polis arasına sıkıştırarak, kapılarını açmayarak hedef göstermiştir. Teşhir ve
ihbar aynı şeyler olmadığı gibi KESK’in ihbarcılığa denk düşen tavır ve
yazıları da tarafımızca halka teşhir edilmesi gerekli olan durumlardır.
Siyasi Şube’nin böyle bir yazıyı
yollayacak cesareti bulmasının sebebi KESK’teki reformist anlayışların ihbarcı
tutumu ve faşizm ile olan ilişkileridir. AKP’nin akil adamlığına soyunmak,
direnişçileri sendikaya sokmamak için suç işlerken AKP’nin kamu denetçisi Şeref
Malkoç’u ağırlamak ve ziyaret etmek, İzmir mitingi için AKP’nin Valisi ile
görüşmek ve bunu “sohbet ettik” diye duyurmak, faşizme karşı tek bir direniş
örgütlememektir. Reformizmin faşizmle el sıkışması tarihte ilk defa görülmediği
gibi, bizleri faşizan yöntemler kullanmak, mafyacılık ve çetecilik ile suçlamak
kendini bilmezliktir. KESK Genel Merkezi’nin kapasını kapalı tutup sendikaya
gelmeyerek sendikaları işlemez hale getiren kendileridir. Bizler reformizmin
tasfiyecilik politikalarına karşı ideolojik mücadelemizi sürdüreceğiz ve halka
karşı işledikleri suçları teşhir etmeye devam edeceğiz. KESK’teki bu reformist
anlayışlar üyelerini ihbar etmeye, kapılarını kapamaya devam ederek hem suç işlemekte
hem de üyelerine karşı sorumluluklarını yerine getirmemektedir. KESK’teki bu
anlayışlar bir an önce kapıları üyelerine açmalı ve demokratik bir eylem
karşısında uyguladıkları şiddetin özeleştirisini vermelidir. Ankara Siyasi Şube
Polisi’nin kullandığı komplo ve provokasyon yöntemini besleyen kendi tutumları
ve açıklamalarıdır. Tarihimiz provokasyonlarla kirletilemeyecek kadar temiz,
net ve tutarlıdır. KESK MYK’sı bu provokasyonları besleyen tutum ve
açıklamalarına, kamu emekçilerine ve halka yapılan sömürünün, zulmün
muhataplarıyla el sıkışmaya son vermelidir!
KAMU
EMEKÇİLERİ CEPHESİ
