İçin rahat olsun Kürt halkının muzaffer kızı Elif Sultan Kalsen
Tarih Silahlı mücadelenin miadının dolduğunu değil zaferini yazacak
Tarih uzlaşmayı, teslimiyeti, tasfiyeyi değil, Kızıldere’nin yolundan “Ölmek Var Dönmek Yok” diyenlerin zaferini yazacak!
Paslanmış kulakları açmak için can aldık ama canı da esirgemedik.
Karanlığı böyle yırtacağız.
AKP’nin katil polisleri her yerde seni arıyordu; sen güpegündüz onları can evinden vurdun. Şimdi bütün karakollar kendi güvenliklerini almak için olağan üstü önlem alıyorlar!Onlar için her şey bitti! Halk düşmanları için güvenli bir yer yok!
Yoldaşların demişti "Elif Sultan’ı arıyoruz diye onlarca ev basıyorsunuz, yok. Siz Elif Sultan’ı değil belanızı arıyorsunuz bulacaksınız”, “siz onu bulamazsınız o sizi bulacak” dediler.
Haklı çıktı yoldaşların. Sen onları buldun.
31 Mart’ta 655 gündür Berkin Elvan’ın katillerini koruyan AKP’nin savcısı Mehmet Selim Kiraz’ı rehin alan Adalet Savaşçılarımız Şafak Yayla ve Bahtiyar Doğruyol AKP’nin polisleri tarafından katledildi.
Halk Kurtuluş savaşçımız Elif Sultan Kalsen silahlarının son mermisine kadar çatışarak şehit düşen Şafak Yayla ve Bahtiyar Doğruyol’un hesabını sormak için tek başına iki el bombası, bir kleş ve bir tabancayla işkencecilerin merkezi olan İstanbul Vatan Emniyet Müdürlüğünü bastı. Baskında çıkan çatışmada iki polis yaralanırken savaşçımız Elif Kalsen şehit düştü.
Rahat uyu Elif Sultan rahat uyu... O en güzel koşusunda ömrünün alev saçan saçların savrulurken, ardından baka kaldı kurşunlar. Yetişemedi sana. Akacaksa kanımız akacağı en güzel yerde aksın o zaman. Yoldaşlarımın hesabını sorarken aksın o zaman diyen kararlılğınla koştun genç ömrünün saniyelerini, yıllarını. Akacaksa kanımız akacağı en güzel yerde aksın ve boydan boya hayatın en güzel rengi ile boyasın cümle cihanı ... HAYATIMIZIN RENGİNE, KIPKIRMIZI... DİYE KOŞTUN ÖMRÜNÜ.
İçin rahat olsun, alev saçlı muzaffer savaşçısı cephenin. Rahat uyu.
Mahir’den Fidan’a, Fidan’dan Elif Sultan’a gelenek sürüyor.
Elindeki tek varlığı genç ömrü olan savaşımız Elif Sultan. Genç ömrünü adalete, yoldaşlarına vermekte zerre tereddüt etmeyen muzaffer kızı kürt halkının, rahat uyu.
Fidan Kalsen’in devrime meşale fedası Elif Sultanın Kalsen’in adaletindedir şimdi.
bir şiir okur gibi
yoldaşlarıyla zafere koşar gibi
adalet savaşçısı oldu elif sultan
Alev saçlarını savura savura
Adanmışlığın fedasına kırmızı
devrime inancı yoldaşlığın gücünü büyüttü Elif Sultan.
Fidan Kalsen ya düşünce değişikliği ya ölüm deyip operasyonlar durdurulsun diye yoldaşlarına barikat oldu, tecrite meydan okudu, devrime meşale oldu.
Şimdi Elif Sultan Kalsen uzlaşmaya teslimiyete silahlı mücadele bitti, marksizmleninizm iflas etti diyenlere barikat oldu genç ömrü ile.
Bitmedi sürüyor devrim mücadelesi.
İçiniz rahat olsun 30 Mart 1972’den Elif Sultan Kalsen’e tüm şehitlerimiz. Uzlaşmayacağız. Unutmayacağız. Affetmeyeceğiz. Barışmayacağız.
Gölgenizi bile düşmana çiğnetmeyeceğiz.
Bağımsız demokratik bir Türkiye
Sınıfsız sömürüsüz bir dünya kurana kadar savaşacağız.
Kapitalizm ucu bucağı olmayan dehşettir diye öğretiyor Lenin. Bu dehşetle uzlaşma yapılmaz. Bu uçsuz bucaksık sömürü ile barış olmaz. Bu katil bu hırsız bu obur düzende barış olmaz. Bu düzene karşı savaşacaksın ve bu düzeni yıkacaksın tek çıkış yolu budur.
Feda, Cüret ve İktidar Bilincidir
Vatan Emniyet Müdürlüğü’nü bilenler bilir; işkencecilerin merkez karargahıdır. Oligarşinin en eğitimli işkencecileri Vatan Emniyet Müdürlüğü’ndedir... Vatan’da binlerce devrimciye işkence yapılmıştır. Vatan Emniyet Müdürlüğü sadece bir işkence merkezi değil, işkencecilerin de eğitildiği bir karargahtır... Kayıpların katliamların, halka, devrimcilere yönelik her türlü saldırının planları burada yapılmıştır. Cephe savaşçısı Yunus Güzel 23 Ekim 2001’de Vatan İşkence merkezinde işkence ile katledildi.
Özet olarak Vatan Emniyet Müdürlüğü İşkencecilerin kalbidir, beynidir... Gece gündüz her yerde aradıkları, bulmak için yüzlerce ev bastıkları Elif Sultan Kalsen Adalet savaşçısı Şafak Yayla ve Bahtiyar Doğruyol’un hesabını sormak için 1 Nisan’da elini kolunu sallayarak tek başına işkencecileri beyninden vurdu.
Sadece saniyeler süren çatışmada işkenceciler 8 saatte kendilerine gelemedi... Çünkü hiç kimse tek başına bir Cephe savaşçısının işkencecileri canevinden, beyninden vurabileceğimizi düşünemiyordu bile. Onun için saatlerce “güvenlik” aldılar. Yoldan geçenleri bile Cepheli sanıp gözaltına aldılar.
Her açıklamamızda söyledik ve açıkça söylüyoruz; sizi beyninizden vuracağız. Karargahlarınızda, saraylarınızda vuracağız, hiçbir önleminiz buna engel olamayacak. İflah olmaz komplo teorisyenlerine sesleniyoruz, dönün açıklamalarımızı tekrar okuyun. Tüm hedeflerinizi önceden açıkça belirlemişizdir. Sadece zamanını söylemiyoruz.
Şimdi AKP’nin polisleri kendilerini korumak için tüm karakollarda güvenlik önlemlerini iki kat artırdılar. İzinleri iptal ettiler... Kendilerini korumaya çalışıyorlar...
KORUYAMAZSINIZ! HİÇBİR ÖNLEMİNİZ SİZİ KORUYAMAZ.
Tekrarlıyoruz!
KORUNMAK İÇİN İŞKENCE YAPMAKTAN, HALK DÜŞMANLIĞINDAN, HALKA ZULMETMEKTEN VAZGECİN!
Güpegündüz Vatan işkence merkezini beyninden vuran Cephe’nin cüretidir. Feda ruhudur. Cüretimizin kaynağı iktidar iddiamızdır. Hesap sorma bilincidir. İktidar iddiası taşımayan hiç kimse böyle cüretli olamaz.
İKTİDAR İDDİASINI YİTİRENLER ASLA SAVAŞAMAZ!
Bugün oligarşiyle uzlaşmanın, tasfiyenin, teslimiyetin kaynağında iktidar iddiasını yitirmek vardır.
Şafak Yayla, Bahtiyar Doğruyol, Elif Sultan Kalsen; İktidar iddiamızın, yenilmezliğimizin, sembolleridir!
İDEOLOJİK, POLİTİK ÖNCÜLÜĞÜNÜ EMPERYALİZMİN YAPTIĞI UZLAŞMA, TESLİMİYET TASFİYE DEĞİL, DEVRİM İÇİN, DEMOKRATİK HALK İKTİDARI İÇİN SAVAŞIYORUZ!
İdeolojik olarak tam bir çürüme yaşanıyor. “Sol” diye halka sunulanlara bakın. “Sol” adına savunulanlara bakın.
Marksist-Leninist devrimci değerlerin üzerine sünger çekilmeye çalışılıyor.
‘90’lı yıllarda karşı-devrimlerle birlikte açıktan sosyalizmin, devrimin değerlerine küfretmek, inkarcılık moda olmuştu. Yeni Dünya Düzeni, globalleşme, küreselleşme safsatalarıyla emperyalizmin “demokratik” yanı keşfedilmişti. Emperyalizme ve işbirlikçilerine kendilerini kabul ettirmek için emperyalistlerin bütün dünyayı “demokratikleştireceği” gibi ucube düşünleri savunmaya başlamışlardı.
Emperyalizmin Yeni Dünya Düzeni dünya halklarına demokrasi değil, açlık, yoksulluk ve kangölünden başka bir dünya yaratmadı. Artık emperyalistler bile “dünyayı demokratikleştirmek”ten bahsetmiyor. Niyetlerini açıktan itiraf ediyorlar...
Ancak soldaki soldaki uzlaşmacılık, teslimiyet, tasfiyecilik durmamıştır.
ML ideolojiye sahip silahlı mücadeleyi savunan FARC’da (Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri) emperyalistler ve işbirlikçileri ile uzlaşma çizgisine girdiler. 50 yıldır sürdürdükleri silahlı mücadeleyi tasfiye etmek istiyor.
1993 yılından beri oligarşiyi uzlaşma masasına oturtmak için silahlı mücadele veren ülkemizdeki Kürt milliyetçi hareketin önderliği de artık silahlı mücadelenin uzlaşmanın önünde engel olduğunu düşünerek 2013 yılı Ocak ayından beri ideolojik, siyasi öncülüğünü emperyalizmin yaptığı “çözüm süreci” ile silahlı mücadele tasfiye edilmek isteniyor.
Kürt Milliyetçi hareket 2000’lerin başında oligarşiye “silahlı mücadelenin yanlış” olduğunu söylemişti. 70’lerde silahlı mücadeleye başlamakla yanlış yaptıklarını söylemişti... Bugün ise Kürt halkına “silahlı mücadelenin miadının dolduğu” söyleniyor.
Kürt milliyetçi hareket Kürt halkına da oligarşiye söylediğini söylese ikna edici olmayacak. Çünkü Kürt halkı bugüne kadar en küçük bir hak kırıntısı dahi kazanmışa bunu silahlı mücadeleye borçlu olduğunu çok iyi bilmektedir.
Bugünkü politikalardaki sinsilik uzlaşmanın, teslimiyetin, tasfiyenin “zafer” “barış”, “çözüm”, diye halka sunuluyor olmasındadır.
AKP gibi faşist bir iktidarla uzlaşma masasına oturmak “Kürt sorununun çözümü” diye halka anlatılıyor.
Rojova’da, Kobani’de emperyalizmle girilen işbirliği “devrim”diye sunuluyor. Oysa Kürt milliyetçi hareket devrim saflarını çoktan terk etmiş bizzat Öcalan “devrimci” değil, “evrimci” olduğunu söylemişti. Şimdi uzlaşmanın, tasfiyenin, işbirliğinin üstü daha çok devrim ve sosyalizm söylemleri ile örtülmeye çalışılıyor...
UZLAŞMACILIK, TESLİMİYETÇİLİK, TASFİYE HALKLARI KURTULUŞA GÖTÜREMEZ!
Kürt milliyetçi hareket 90’ların başında bayraklarından sosyalizmin simgesi olan orak ve çekici çıkartıp attılar. Bugün düzene koşar adım giderken bir taraftan devrimcilere ve devrimci olan herşeye saldırıyor, diğer tarafta son 22 yıldır hiç yapmadıkları kadar devrim ve sosyalizm kavramlarını kullanıyor.
HDP, TÜRKİYE SOLUNU DA DÜZENE GÖTÜRÜŞ PROJESİDİR!
Kürt milliyetçi hareketin sol, sosyalist kavramları bu denli yoğun kullanmasının altında yatan budur. Kürt milliyetçi hareket düzenle bütünleşirken yanında Türkiye sol hareketini de götürmek zorundadır. Aksi durumda Türkiye devrimci hareketin varlığı tasfiyenin önündeki en büyük engeldir.
HDP Türkiye devrimci hareketi düzen içine çekmek için üretilmiş bir projedir... Ancak başarısız bir projedir. Çünkü Parti-Cephe bu projenin içinde yoktur. HDP içinde yer alan bir grup reformist ve oportünist hareketler halka sol sosyalist diye sunuluyor. Ortadoğu’da emperyalist politikaların aracı haline gelmek “enternasyonalizm” diye sunuluyor. Kürt milliyetçi hareketin kuyrukçuluğunu yapmak “Kürt halkıyla dayanışma” diye sunuluyor...
DÜZENLE UZLAŞAN, DEVRİM İDDİASINI YİTİREN, KİMLİĞİNİ, İDEOLOJİK BAĞIMSIZLIĞINI YİTİRDEN SOL; SOL DEĞİLDİR!
Savaş arındırır. Dost düşman belli olur. Dost kimdir, düşman kimdir, halkın dostları kimdir, devrimin ittifakları kimlerdir? Oportünizm, reformizm kendine yaşam alanı bulamaz, savaşın büyümesiyle birlikte beslendikleri ideolojiye hizmet ederler...
Berkin Elvan’ın katillerinin açıklanması Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın rehin alınması eylemi adeta turnusol olmuştur.
Eylem adalete susayan halkımızın yüreğine su serperken, halk düşmanları için adeta kabus olmuştur. Önce İstanbul adliyesindeki rehine eylemi, arkasından Vatan işkence merkezinin basılması oligarşiyi kendi deyimleriyle “birinin şokunu atlatamadan ikincisinin şokunu” yaşamışladır.
Halk düşmanlarının, burjuvazinin kalemşörlerinin “şoka” girmeleri anlaşılırdır, üzerinde durmaya gerek yok... Savaşımız onlarla... Onların sömürü soygun düzenlerini yıkıp yerle bir edeceğiz...
Ancak halkın yüreğine su serpen eylemlerimiz reformizmi, oportünizmi, kendine sol, sosyalist ilerici diyen bir çok kesimi de şok etmiştir. Gazetelerden, televizyonlardan koro halinde devrimcilere, silahlı mücadeleye küfrediyorlar...
Halkımız, dostlar, yoldaşlar... Bunda da şaşılacak bir şey yoktur... savaş böyle arındırıyor, safları netleştiriyor... Çünkü devrimci savaşın büyümesi reformizme, oportünizme, “tatlı su solcuları”na manevra alanı bırakmaz... Onların yüzündeki maskeleri söküp atar...
SAVAŞIMIZ DOST VE DÜŞMANLARI YENİDEN SAFLAŞTIRACAKTIR!
DEVRİMCİ OLANLA DEVRİMCİ OLMAYAN AYRIŞACAKTIR!
Sol diye halka alternatif olarak sunulanlara bakın...
Düzen için reformist patiler halk için alternatif olamaz:
“Devrimci Karargah” davasından yargılanan tutuklu SDP’lilelerin “eş ve sevgilerileri” 17 Nisan 2011’de Radikal gazetesi ile yaptıkları bir söyleşide şöyle diyor: “Biz bu mücadelenin önünde olacağız, beğenseler de beğenmeseler de. Hem de mini eteklerimizle. Buna alışsınlar” diyor. Bırakın “mini eteğini” çürümüş düzenden kopulmadan devrimcilik yapılamaz. Halka alternatif olunamaz. Söyleşideki “mini etek” eş ve sevgililerin devrimle ilgilerinin kalmadığını faşizme göstermek için verilmiş bir mesajdır.
Söyleşinin devamında bunu daha net ifade ediyor: “Yıllar önce öncü savaşı reddetmiş bir kökenden gelmemize rağmen silahlı terör örgütünden yargılanıyoruz...” Devam ediyor: “Yasal bir partide demokratik alanda politika yaparken evlerimizin hücre evi gibi basılmasıyla kâbusumuz başladı...” (17 Nisan 2011, Radikal)
Yoruma yer bırakmayacak kadar açıktır: bunların ne sol ile ne de sosyalistlikle, devrimle bir ilgileri yoktur. Bugün halka sol, sosyalist diye sunulan ve HDP’den milletvekili adayı olması tartışılan adaylardan birisi SDP’nin genel başkanıdır.
Bir başkası Kürt milliyetçi hareketin sözcülüğüne soyunmuş; Kışkırtma, iftira, yalan, küfür her şey var... Aynı zamanda Marksist Leninist Komünist Parti olmayı da kimseye bırakmıyor.
Birçok kişi bizden bağımsız olarak Adliye’deki rehin alma eylemini 43 yıl önce Kızıldere’de Mahirler’in manifestosu ile bağını kuruverdi.
Kızıldere, Türkiye devriminin yolunun netleştirilmesiydi... Ki, Kızıldere’nin yolundan sapanlar kendi sonlarını getirdiler.
Kızıldere aynı zamanda siper yoldaşlığının, devrimci dayanışmanın da eşsiz bir örneğidir. Mahirler Türkiye devrimci hareketinin prestiji haline gelmiş Denizlerin idamlarını engellemek için örgütsel olarak imha olmayı göze alarak Kızıldere’yi yaratmışlardır.
Kendilerine Marksist Leninist Kominist diyen ESP’nin 31 Mart 2015’de Cephe’nin Adliyede’ki rehin alma eylemi sonrasında kendi örgütlülüğüne gönderdiği talimatı ibretliktir: “HalkCephesi'nin herhangi bir ilde veya alanda düzenleyceği uğurlama töreni, protesto yürüyüşü, anma etkinliği ya da hatta polis saldırısıyla karşılaşacak bile olsa bir eyleme katılım sağlanmayacaktır.”
Bunlardan Kürt halkımıza bir yarar değil zarar gelir.
Bir başkası Maoist Komünist Partisi Ölüm Orucundaki hainleri alnından öperken, silah elde 24 gerillası düşmanla çatışmayıp teslim olurken “ölmediklerine sevindik” diyor.
Aynı MKP İstanbul’da AKP’li Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın kardeşine yönelik silahlı bir eylem yapınca “Bizler için ajitatif, propagandacı devrimcilik dönemi kapanmıştır. Yazılama, afişleme vb. eylem tarzları solun emekleme dönemine hastır ve aşılması zorunludur” diye ahkam kesiyor. Silahlı propagandanın “gücünü” keşfediyor.
Silah patlamıyor, ama MKP patlamaya devam ediyor...
“Önümüzde 4 aylık süreçte Yurtsever Hareketin seçim hassasiyetlerini anlayışla karşılıyor. AKP’ye mağdur edebiyatı yaptıracak argümanlar vermeme babında bu dönemi hazırlık süreci olarak ele alacağımızı bildiriyoruz. PHG’de örgütlü tüm birimlerde bu doğrultuda hareket etmelidir. Doğrudan saldırı olmadığı sürece rejim güçlerine karşı savunma pozisyonunda olacağız” diyor.
MKP’nin bu açıklamasını okuyan da hergün MKP’nin silahlı eylem yaptığını sanır.
Halkımız!
Reformistiyle, oportünistiyle, düzen için soluyla “alternatif” diye sunulan bunlardır... Sol bunlar değildir. Devrimciler, sosyalistler bunlar değildir.
Kızıldere’de yoldaşları için ölümü göze alanlar bugün de yeni gelenekler, yeni değerler yaratarak mücadeleyi sürdürüyorlar.
Devrimcilik, solculuk, sosyalistlik halkı için vatanı ölüm dahil her türlü bedeli göze almaktır.
Devrimcilik solculuk, sosyalistlik halk için, vatan için, devrim için savaşmaktır.
Faşizm koşullarında en küçük bir hak kırıntısını bile çok büyük bedelleri göze almadan kazanmak mümkün değildir.
Adalet sarayındaki rehine eylemi unu bir kez daha en çıplak haliyle gözler önüne sermiştir. Berkin Elvan’ın katillerini korumak için AKP kendi savcısını gözden çıkartmıştır. Katillerin isimlerinin açıklanmaması uğruna üç kişiyi katletmişlerdir.
Halkımız!
Devrimci savaşımız vura-öle... böyle büyüyecek.
Dost düşman böyle ayrılacak...
Saflar böyle netleşecek...
Cephe savaşçısı Elif Sultan Kalsen Vatan işkence Merkezini basarak devrimin etrafına örülmeye çalışılan siz perdesini kaldırmıştır.
Devrimciliğin tatlı su solculuğu olmadığını bir kez daha göstermiştir.
Elif Sultan Kalsen devrimi yalanlarla, demagojilerle kuşatmak isteyenlere karşı karanlığı yırtan bir alev olmuştur.
Elif Sultan Kalsen fedanın, cüretin, iktidar bilincimizin adı olmuştur.
30 Mart 17 Nisan Şehitler haftasında İstanbul Adliyesinde katledilen yoldaşlarının hesabını Vatan işkence merkezini basarak sordu.
Düşmana şok üstüne şok yaşatan Elif Sultan Kalsen’i saygıyla, onurla anıyoruz.
ELİ SULTAN KALSEN’İN ÖZGEÇMİŞİ
23 Haziran 1988 Dersim, Merkez Buğulu Köyü doğumlu... Dersimli, Kürt ve alevi inancındandır. 19 Aralık katliamında operayonu durdurmak için feda eylemi yapan Fidan Kalşen amcasının kızıdır. Kocaeli Üniversitesi Uluslararası ilişkiler bölümünde okuyordu.
Elif Sultan devrimcilerin içinde büyüdü. Şehit akrabaları var. Devrimci olmasında Dersimli olmasından Alevi olmasına, daha çocuk iken devrimciler ile tanışmasına kadar birçok neden sayarken bunların en önemlilerinden birisinin Fidan Kalşen olduğunu söylemektedir.
2007-2010 yılları arasında Kocaeli Üniversitesi’nde okurken Kocaeli Gençlik Derneği’nde devrimcilik yapmaya başladı. Elif’in ilk öğretmeni Hasan Selim Gönen oldu. 2010 yılında İstanbul’da çeşitli alanlarda görev yaptı. 2010 yılında Kocaeli Gençlik Derneği’nden gözaltına alınıp tutuklandı. 2012 Haziran ayına kadar Bakırköy Hapishanesinde tutsak kaldı. Tahliye olduktan kısa bir süre sonra 2013 yılındaki 18 Ocak’ta kurumlarımıza yönelik saldırılarda tekrar tutuklandı.
27 Mart 2014’te Bakırköy hapishanesinden tahliye olduğunda “hareket benim umudum, insanlığım, emeğim hayatın anlamı, yaşamıma anlam katan, yaşam sebebimdir. Hareket benim namusumdur, böyle bakıyorum. Hareket benim için adalettir. Halkın yaşadığı tüm haksızlıkların, katliamları, dayatılan onursuzlukların, kimliğinden onurundan ayrı yaşamaya mecbur bırakılmanın, açlığın, sevgisizliğin hesabını soracak tek güçtür. Halkın gücüdür. Güvendir, insanlığın tüm erdemleridir.
Partim beni ben yapan, şekillendiren güçtür. Bu güzellikler için kendimi tereddütsüz feda ederim” dedi.
Elif Sultan Kalsen’in tereddütsüzlüğünü tüm Türkiye Taksim Meydanı’nda meydanları halkımıza yasaklayan halk düşmanlarından hesap sorarken gördü. Vatan işkence merkezinde işkencecilerden hesap sorarken gördü. Ve halkımız Cephe savaşçılarında Elif Sultan Kalsen’in feda ruhunu, tereddütsüzlüğünü görmeye devam edecek. Ta ki, kurtuluşa kadar.
Elif Sultan Kalsen’den Kürt Halkımıza Seslenişidir!
Ben bir Kürt Kızı Cephe Savaşçısıyım. Amcamın kızı Fidan Kalşen tüm Türkiye halklarının kurtuluşu için kendi canını feda etti... Onun halkı ve yoldaşları için bedenini ateşe verirken iki eliyle zafer işareti yapan elleri tüm halkımızın hafızalarındadır. Ne mutlu ki halkımızın böyle kahramanları var.
İki akrabam da PKK saflarında şehit düşmüştür. Onbinlerce şehit vermiş Kürt halkım; tarihi bir tasfiye süreci ile yüzyüzedir.
Faşist AKP iktidarıyla uzlaşarak asla çözüm gelmeyecektir. Gelinen süreç çok açık değil mi? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Kürt sorunu yoktur diyerek imha, inkar ve asimilasyon politikalarına geri dönmüştür. Yani “çözüm” denilen süreç Kürt sorununun bu düzenle uzlaşarak mümkün olmadığını göstermektedir.
Kürt halkımız; Çözüm, Kürt ve Türk halkları olarak ayrı ayrı örgütlenmekte değildir. Çözüm emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı birlikte örgütlenmektedir. Çözüm Türk, Kürt, Laz, Çerkez tüm Türkiye halkları için ortak örgütlenmektedir. Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi Kürt, Türk, Laz Çerkez... tüm Türkiye halklarının devrimci örgütüdür. Savaşı büyütelim.
ELİF SULTAN KALSEN ÖLÜMSÜZDÜR
HALK KURTULUŞ SAVAŞÇILARI ÖLÜMSÜZDÜR!
DEVRİM ŞEHİTLERİ ÖLÜMSÜZDÜR!
YAŞASIN DEVRİMCİ HALK KURTULUŞ PARTİSİ CEPHESİ...
YAŞASIN ÖNDERİMİZ DURSUN KARATAŞ
MAHİR HÜSEYİN ULAŞ KURTULUŞA KADAR SAVAŞ!
DEVRİMCİ HALK KURTULUŞ CEPHESİ
EK 1: MKP-PHG’nin 25.02.2015 tarihli İlhami Yıldırım’a ilişkin yaptıkları silahlı eyleme eleşkin açıklamasıdır.
“Çeşitli milleyetlerden emekçi halkımıza;
10 Şubat 2015 tarihinde İstanbul Çekmeköy’de MKP-PHG militanlarınca AKP bürokratlarından İlhami Yıldırım’a saldırı eylemi düzenlenmiştir. Eyleme müdahale etmek için öne atılan koruma görevlisi etkisiz hale getirilmiş, hedef alınan İlhami Yıldırım bu seferlik kurtulmuştur.
İlhami Yıldırım Gezi İsyanı sürecinde AKP’nin suçlarına ortak olmuş binlerce bürokrattan biridir. Kamoyu onu attığı twitlerden iyi tanır. Emperyalizme ruhunu satmış taşra tüccarlarının partisi AKP’nin yapı taşları böylesi kişiliklerden mamüldür. Gezi İsyanı ve 17 Aralık Operasyonları AKP’nin tabandan tabandan tavana komple bir ahlaksızlık hareketi olduğunu alenen tescillemiştir.
Bugün,
- Alevi çocuklarına zorla sunni eğitimi veren din öğretmeni de,
- Toprağı suyu doğası için direnen insalara saldıran zabıtası da,
- Sırf Kürt olduğu için hastasını tedavi etmeyen doktoru da,
- Kadın ve LGBTİ cinayetlerine kılıf uyduran algı mühendislerine de,
- Metal, maden işçilerini iktidara verdikleri rüşvetlerle ve ortaklıklarla ölüme açlığa mahkum eden aptronlar da,
- “Sık ulan, sık” diyerek bekçi köpeği misali halkın üzerine saldıran polis de,
AKP kadar suçludur. Hepsi meşru hedeflerimizidir.
Kimse “Onlar emir kulu” vb. gerekçelerle bu zülme sessiz kalmamızı beklemesin. Zulüm duvarları, hücre hücre, halkın içinde halka karşı durmakta sakınca görmeyen bu faşist bireylerce örülmektedir. Bu faşist duvarı yıkmanın yegane yoluda her alanda siyasal islam maskesini takmış Neo-AKP’ye karşı topyekün direniş ve mücadele ile mümkündür. Yüksek güvenlik saraylarda yaşayıp, koruma orduları ile dolaşan tiranı besleyen kılcal damarlar tam olarak bunlardır. İmparatorun kalbine mızrak saplayamıyorsan, o kalbin besleyen damalarları kesersin.
Başkanlık Sistemi, Güvenlik Yasa tasarısı vb. yönelimler AKP’nin varolan karanlığının daha da derinleştirmesi ve mevcut krizine soluk borusu açma girişiminden başka bir şey değildir. Ona bu fırsatı vermeyelim. Faşizm hayatın her alanına AKP tarafından enjekte edilirken direnişte salt sembolleşmiş kişilere yönelik dönemsel yapılan askeri eylemlere indirgenemez. Türkiye Devrimci Hareketi’nin genel durumu rejimin merkezi kadrolarını imha etmekten bugün için uzaktır. Bizler karamsarlık ve realistlik arasındaki farkın ayırdında olan bilimsel sosyalistleriz. Başta örgütlü birimlerimiz olmak üzere etki ettiğimiz tüm güçleri topyekün silahlı bir direnişe göre konumlanmaya dost güçleri ittifaklara davet ediyoruz.
Bizler için ajitatif, propagandacı devrimcilik dönemi kapanmıştır. Yazılama, afişleme vb. eylem tarzları solun emekleme dönemine hastır ve aşılması zorunludur. Tüm birimlerimize açık talimatımız düşman unsurlarını imha perspektifi ile hareket etmeleridir. Getirisi olmayan ve gereksiz yere deşifrasyona yol açan eylem tarzları terk edilmelidir. Faşist devlet güçlerinin yaşam alanlarının daraltılması ve devrimin nesnel bir olgu olarak halkın gündemine sokulmasının biricik yolu budur. Demokratik yasal kurumlarla içiçe “illegal devrimcilik” iddiası sadece kendini kandırmaktır. Bu tür pozcu kişiler saflarda mahkum edilmelidir. Herkes yolunu seçip onun gereklerine uygun hareket etmelidir. Bizler imkansız nedir bilmeyen Maoistleriz. Hiçbir şeyimiz yoksa yüreğimizi çıkarır düşmana atarız. Özgürlük tünellerini tırnağımızla kazırız. Kaypakkaya yoldaşın bize daimi talimatı ‘Bu yola feda ise başınız susmasın silahlarınız’dır.
Maoistler iki çizgi mücadelesinin mahir ustalarıdır. İçimizdeki tali sorunlar asla ayrı durma gerekçesi olamaz. Yoldaşlarımızın yol arkadaşlarına dönüşmesi bizi sadece üzer. Dünün yoldaşlarına bugünün yol arkadaşlarına da MLM paydasında, zora dayalı silahlı mücadele ve Kaypakkaya güzergahında birleşelim diyoruz.
Önümüzde 4 aylık süreçte Yurtsever Hareketin seçim hassasiyetlerini anlayışla karşılıyor. AKP’ye mağdur edebiyatı yaptıracak argümanlar vermeme babında bu dönemi hazırlık süreci olarak ele alacağımızı bildiriyoruz. PHG’de örgütlü tüm birimlerde bu doğrultuda hareket etmelidir. Doğrudan saldırı olmadığı sürece rejim güçlerine karşı savunma pozisyonunda olacağız.
Artık patatesleri yediği için çocuk döven hamburger zincirinin bakan çocuğu ortaklarını da, AKP’nin önünü açmak için TSK’ya yapılan algı operasyonlarının baş mimarı Tarafı finanse eden MESS patronlarını da, Berkin’in, Ethem’in, Medeni’nin kendini bulunmaz sanan katillerini de biliyor izliyor unutmuyoruz. MKP halkın belleğidir. Bu bir kan davası değil sınıf kinidir. Bu bir intikam değil hesaplaşmadır.
EK 2: ESP’NİN SÖZ KONUSU KARARI
Halk Cephesi'yle hiçbir ilişki kurmama ve Halk Cephesi eylemlerine katılmama kararımız geçerliliğini korumaktadır. Adliyedeki iki devrimcinin katledilmesiyle sonuçlanan olay bakımından da aynı kararımız geçerlidir.
Genel Başkanımızın olaydaki polis katliamı boyutunu kınıyan özleri partimizin konuya dair siyasi tutumunu ortaya koymuştur. Devrimci eylemin meşruluğu ve faşizmin devrimcileri katletmesi gerçeği elbette her türlü tartışmanın ötesindedir. Bununla beraber, Halk Cephesi'nin herhangi bir ilde veya alanda düzenleyceği uğurlama töreni, protesto yürüyüşü, anma etkinliği ya da hatta polis saldırısıyla karşılaşacak bile olsa bir eyleme katılım sağlanmayacaktır.
Halk Cephesi özeleştirel yaklaşım sergilemediğinden ve karalama yaklaşımını sürdürdüğünden, Halk Cephesi'nin -konusu ne olursa olsun- yapacağı devrimci eylemlere destek vermemizi veya katılmamızı gerektiren koşullar halen oluşmuş değildir. Dolayısıyla, yerel ve kesimsel örgütlerimiz ile tüm yoldaşlar partimizin genel kararını uygulamakla yükümlüdür.
iyi çalışmalar
01.04.2015
ESP Genel Merkezi


